Dünyanın biyotik kommünitelerinin çoğunun, çeşitli fiziksel koşullara sahip, çok çeşitli tipleri olan sucul ortamlarda bulunduğu aşikardır. Kayalar ve ani düşüşlerle hızla akan veya düz bir yüzey üzerinde yavaş ve sakin akan sularda, suyun hızına bağlı olarak, bir akarsudan diğerine değişiklik gösterir.
En büyük su toplulukları olan okyanusları düşünelim. Bunlarda bulunan ekosistemleri sınıflandırmanın birkaç yolu vardır. Örneğin, tüm dip organizmaları ile birlikte okyanus tabanını kapsayan bir bentik bölüm ve zeminin üstündeki tüm suyu ve içindeki tüm organizmaları (hem serbest yüzenler (nekton) hem de suda sürüklenenler ve su akıntılarıyla pasif olarak taşınanlar) kapsayan bir pelajik bölüm şeklinde ayrım yapılabilir. Eğer kriter, sudaki ışık dağılımı ise, üstteki ışıklı zon fotik zon, derin ışıksız zon afotik zonu (genelde, 200 m. altı) ayırdetmek mümkündür. Kıta sahanlığının üzerindeki neritik bölge ile ana okyanus havzasının okyanus bölgesi arasında da ayrım yapılabilir.
Okyanuslardaki çeşitli altbölümler, biyolojik olarak birbirine daha fazla bağlı olduklarından, karasal biyomlara analog değildir. Örneğin, volkanik yarıkların yakınlarında bulunan kemosentetik ototrofların izole kolonileri dışında, afotik zonun bentik kommüniteleri (hayvanlar, mantarlar, heterotrofik protistalar ve bakteriler dahil) heterotroflardan oluşur ve bu nedenle yaşamalarını sağlayan birincil üretim için üstlerindeki pelajik bölgenin fotik kısmının fotosentetik organizmalarına bağımlı olmaları gerekmektedir; bunlar besinlerini üstlerindeki suda bulunan ölü organizmalardan alırlar. Öyleyse, enerji ve madde akışı düşünüldüğünde, karanlık afotik zondaki kommüniteler, fotik zondan ayrı olarak değerlendirilemez, daha geniş olarak, bentik bölge, pelajik bölgeden ayrı olarak düşünülemez.
En kompleks okyanus kommüniteleri, littoral zon olarak adlandırılan, neritik alanın sığ sularında bulunur. Bu alan, kıyıdan, suyun dalga ve akıntı hareketleriyle daha fazla karışmayacağı kadar derinlikte olan noktaya dek uzanır. Burada hem serbest yüzen hem zemine tutunan alglerin yüksek birincil üretimleri, otçullar arasında niş çeşitliliğini artırır. Littoral zon, okyanusların diğer herhangi bir bölümüne göre sıcaklık, dalgalanma, tuzluluk ve ışık varyasyonlarına daha fazla maruz kaldığından, littoral kommüniteler çok fazla çeşitlilik gösterir.

Mercan Resifi

Ekvatoryal enlemlere düşen yoğun güneş radyasyonu, okyanuslara da karasal ekosistemlerdeki gibi ulaştığından, tropikal zonun littoral ve ilişkili bentik bölgelerinin, son birkaç milyon yıldır, yeryüzünün en kararlı ve çeşitli kommüniteleri için ortamlar sağlamış olması sürpriz değildir. Gerçekten de bu kommünitelerin dayanağı, taş mercanların çeşitliliğidir; taş mercanlar, zooplanktonlar üzerinden, organik atıklarla ve aktif taşımayla alınan çözünmü organik besinlerle beslenen ve zooxanthellae denilen simbiyotik fotosentetik alglerce üretilen şekerler ve aminoasitlerden yararlanan, koloni oluşturan canlılardır (cnidarian).
Taş mercanlar (diğer takımların sert mercanları ve çeşitli alg türlerinin yanında) bir resifin ana yapısını oluşturan kalkerli iskeleti oluştururlar ve destekledikleri organizmalar için çok sayıda mikrohabitat sağlarlar.
Sık sık kıyaslandıkları yağmur ormanları gibi, mercan resifleri de bugün neredeyse tüm hayvan ve bitki şubelerinin üyelerini barındırmaktadır. Fakat yağmur ormanlarındaki gibi hem yerel insan aktiviteleri hem de biyosfere yapılan insan müdahaleleri ile tehdit edilmektedirler. Eğer, bazı uzmanların öngördüğü gibi, fosil yakıtların kullanımı, dünya yüzeyinde genel bir ısınmaya ve kutup buzlarının erimelerine yol açarsa, su sıcaklığında ve su düzeyinde oluşacak değişmeler, bu duyarlı ekosistemlere geri dönüşümsüz zararlar verebilir.

Kaynakça:
https://www.sciencedirect.com

Yazar: Taner Tunç

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here