Böbrek Nedir? Yapısı, Özellikleri ve Görevleri Nelerdir?

Böbrekler, tüm omurgalılarda bulunan çift fasulye şekline benzeyen organdır. Atık ürünleri vücuttan uzaklaştırır, dengeli elektrolit seviyelerini korur, kan basıncını düzenler ve en önemli organlardan biridir. Ayrıca eski Mısırlılar, bir bedeni mumyalamadan önce sadece beyin ve böbrekleri yerinde bırakmışlardır, Bu da ne kadar önemli bir organ olduğunun nişanesidir. Bu makale de böbreklerin yapıları, işlevleri, etkileyen hastalıkları ve böbreklerin nasıl sağlıklı tutulacağı hakkında bilgiler yer almaktadır.

Böbreklerin Yapısı

Böbrekler, diğer işlevlerin yanı sıra vücut sıvı dengesinin korunmasında ve kan basıncının düzenlenmesinde rol oynamaktadır. Bununla birlikte omurganın her iki tarafında karın boşluğunun arkasında yer alırlar. Sağ böbrek, karaciğere yer açmak için genellikle soldan biraz daha küçüktür. Erkeklerde her böbrek 125-170 gram (g), kadınlarda 115-155 gram arasındadır. Sert ve lifli böbrek kapsülü her böbreği çevrelemektedir ve bunun ötesinde, iki kat yağ koruma görevi görürler. Ayrıca adrenal bezler böbreklerin üstünde yer almaktadır.
Böbreklerin içinde bir dizi piramit şeklinde lob vardır. Her biri bir dış renal korteks ve bir iç renal medulladan oluşmaktadırlar. Bu bölümler arasında nefronlar akarlar ve bunlar böbreklerin idrar üreten yapılarıdır. Kan böbreklere böbrek damarlarından girerek böbrek damarlarından çıkar. Böbrekler nispeten küçük organlardır ancak % 20–25 kalbi destekleyen organlardır. Her böbrek, idrarı mesaneye götüren üreter adı verilen bir tüpten atılır.

Böbreğin Fonksiyonları

Böbreklerin asıl rolü homeostazı sürdürmektir. Bu, sıvı seviyelerini, elektrolit dengesini ve vücudun iç çevresini tutarlı ve rahat tutan diğer faktörleri yönettikleri anlamına gelmektedir. Böbreklerin birçok görevleri vardır ve bunlar aşağıdaki gibidir.
Atık atılımı: Böbrekler birçok atık ürünü uzaklaştırarak idrar yoluyla dışarı atılırlar. Böbreklerin çıkardığı iki ana bileşik vardır ve bunlar aşağıdaki gibidir:
• Proteinlerin parçalanmasından kaynaklanan üre
• Nükleik asitlerin parçalanmasından kaynaklanan ürik asit
Besin maddelerinin yeniden emilimi: Böbreklerin işlevleri arasında atıkların uzaklaştırılması, besinlerin yeniden emilmesi ve PH dengesinin korunması yer almaktadır. Böbrekler, besinleri kandan alır ve sağlığı en iyi şekilde destekleyebilecekleri yere taşımaktadırlar. Ayrıca homeostazın korunmasına yardımcı olmak için diğer ürünleri de yeniden emerler. Yeniden emilen ürünler aşağıdaki gibidir:
• Glikoz
• Amino asitler
• Bikarbonat
• Sodyum
• Su
• Fosfat
• Klorür, sodyum, magnezyum ve potasyum iyonları
PH bakımı: Kişiler de kabul edilebilir PH seviyesi 7.38 ile 7.42 arasındadır. Bu sınırın altında, vücut asidemi durumuna ve onun üzerinde de alkalemiye girmektedir. Bu aralığın dışında, proteinler ile enzimler parçalanır ve artık işlev göremezler. Aşırı durumlarda, bu ölümcül olabilmektedir. Böbrekler ve akciğerler vücutta PH’ sabit tutmaya yardımcı olmaktadır. Akciğerler bunu karbondioksit konsantrasyonunu ayarlayarak başarırlar. Böbrekler PH’ı iki işlemle yönetir ve bu iki işlem aşağıdaki gibidir:
Bikarbonatın idrardan yeniden emilimi ve rejenerasyonu: Bikarbonat asitleri nötralize etmeye yardımcı olmaktadır. PH tolere edilebilirse veya asit seviyeleri yükseldiğinde böbrek bunları güvende tutabilmektedir.
Hidrojen iyonlarının ve sabit asitlerin atılması: Sabit ya da uçucu olmayan asitler, karbon dioksit nedeniyle oluşmayan asitlerdir. Bunlar karbonhidratların, yağların ve proteinlerin eksik metabolizmasından kaynaklanmaktadır. Bunlar laktik asit, sülfürik asit ve fosforik asidi içermektedir.
Osmolalite yönetmeliği: Osmolalite, vücudun elektrolit-su dengesinin veya vücuttaki sıvı ile mineraller arasındaki oranın bir ölçüsüdür. Dehidrasyon, elektrolit dengesizliğinin birincil nedenidir. Kan plazmasında ozmolalite yükselirse, beyindeki hipotalamus, hipofiz bezine bir mesaj ileterek cevap vermektedir. Bu da, antidiüretik hormonu (ADH) serbest bırakmaktadır. ADH’ye cevaben, böbrek çeşitli değişiklikler yapmaktadır ve bunlar aşağıdaki gibidir:
• İdrar konsantrasyonunun artması
• Artan su emilimi
• Toplama kanalının suların normalde giremediği kısımları yeniden açarak suyun tekrar vücuda girmesini sağlamak
• Üre, suya girerken, salgılamak yerine böbreğin medullasında tutulması
Kan basıncını düzenleme: Böbrekler gerektiğinde kan basıncını düzenler, ancak daha yavaş ayarlamalar yapmaktan sorumludurlar. Hücre dışındaki sıvıda değişikliklere neden olurlar ve arterlerde uzun süreli basıncı ayarlarlar. Bu sıvı için tıbbi terim, hücre dışı sıvı denmektedir. Bu sıvı değişiklikleri, anjiyotensin II olarak adlandırılan bir vazokonstriktörün salınmasından sonra meydana gelmektedir. Vazokonstriktörler, kan damarlarının daralmasına neden olan hormonlardır. Böbreklerin sodyum klorür veya tuz emilimini arttırmak için diğer fonksiyonlarla birlikte çalışmaktadırlar. Bu, hücre dışı sıvı bölmesinin boyutunu etkili bir şekilde arttırır ve kan basıncını yükseltmektedir. Kan basıncını değiştiren herhangi bir şey, aşırı alkol tüketimi, sigara ve obezite dahil olmak üzere zaman içinde böbreklere zarar vermektedir.
Aktif bileşiklerin salgılanması: Böbrekler, bir dizi önemli bileşik salgılar ve bunlar aşağıdaki gibidir:
Eritropoietin: Bu eritropoezi veya kırmızı kan hücrelerinin üretimini kontrol etmektedir. Ayrıca karaciğer eritropoietin üretir, ancak böbrekler yetişkinlerde ana üreticidir.
Renin: Bu, arterlerin genişlemesini, kan plazması, lenf ve interstisyel sıvı hacmini yönetmeye yardımcı olmaktadır. Lenf, immün aktiviteyi destekleyen beyaz kan hücrelerini içeren bir sıvıdır ve interstisyel sıvı, hücre dışı sıvının ana bileşenidir.
Kalsitriol: Bu hormonal olarak aktif metabolit D vitaminin hem bağırsakların emebileceği kalsiyum miktarını hem de böbrekte fosfatın emilimini arttırmaktadır.

Böbrek Hastalıkları

Bir dizi hastalık böbrekleri etkilemektedir. Çevresel veya tıbbi faktörler böbrek hastalığına yol açmaktadır ve bazı kişilerde doğumda fonksiyonel ve yapısal sorunlara neden olmaktadır. Birçok böbrek hastalığı bulunmaktadır ve bunlar aşağıdaki gibidir:
Diyabetik nefropati: Diyabetik nefropatisi olan kişilerde, uzun süreli diyabet sonucu böbrek kılcal damarlara zarar vermektedir. Zarar gelişmeye başladıktan yıllar sonra semptomlar belirginleşmemektedir. Diyabetik nefropatisi olan bazı semptomlar yaşarlar ve bunlar aşağıdaki gibidir
• Baş ağrıları
• Yorgunluk
• Mide bulantısı
• Şiş bacaklar
• Kaşınan cilt
Böbrek taşı: Taşlar böbreklerde katı mineral birikimi olarak oluşmaktadırlar. Yoğun ağrıya neden olmaktadırlar ve üreteri bloke ettikleri takdirde böbrek fonksiyonlarını etkilemektedirler.
Böbrek enfeksiyonları: Mesanede böbreklere geçen bakterilerden kaynaklanmaktadır. Belirtileri arasında ağrılı idrara çıkma, bel ağrısı ve bazen ateş bulunmaktadır. İdrardaki değişiklikler, kan varlığını, bulanıklığı ve farklı kokuyu içermektedir. Böbrek enfeksiyonları, kadınlarda ve hamile olanlarda daha sık görülmektedir. Enfeksiyon sıklıkla antibiyotiklere iyi yanıt verir.
Böbrek yetmezliği: Bu hastalığı olan kişilerde böbrekler, atık ürünleri kandan etkili bir şekilde filtreleyemez hale gelir. Aşırı ilaç kullanımı, yaralanma gibi sorunlardan dolayı böbrek yetmezliğine neden olursa, durum tedavi ile sıklıkla geri dönüşümlüdür. Şayet sebep bir hastalık ise, böbrek yetmezliği genellikle tam bir tedavisi bulunmamaktadır.
Böbrek hidronefrozu: Genellikle tıkanıklık idrarın böbrekten ayrılmasını ve yoğun ağrıya neden olmasını önlediğinde oluşmaktadır. Zamanla, böbrek atrofi veya küçülmektedir.
Çoğaltılmış üreter: Böbrek ile mesane arasında iki üreter oluşmaktadır. Çok az komplikasyonları vardır, ancak idrar yolu enfeksiyonu ve kadınlarda idrar kaçırma riskini arttırmaktadır. Çoğaltılmış üreter, kişilerin yaklaşık yüzde 1’ini etkilemektedir.
İnterstisyel nefrit: Bakterilere veya ilaçlara gösterilen reaksiyon böbrek içindeki boşlukları yakabilmektedir. Tedavi şekli genellikle iltihap nedenini gidermeyi veya ilaç kürünü değiştirmeyi içermektedir.
Böbrek tümörü: Bunlar iyi huylu veya kötü huylu olarak iki şekildedir. İyi huylu kanserler dokuyu yaymaz veya salmaz, fakat kötü huylu kanserler agresif olabilmektedir. En sık görülen malign böbrek kanseri renal hücreli karsinomdur.
Nefrotik sendrom: Böbrek fonksiyonunun hasar görmesi idrardaki protein seviyelerinin yükselmesine neden olmaktadır. Bu vücudun her tarafında protein kıtlığına neden olmaktadır ve bu da suyu dokulara çekmektedir. Nefrotik sendrom belirtiler vardır ve bunlar aşağıdaki gibidir:
• Şiş gözler
• Artan kolesterol düzeyleri
• Akciğerlerde sıvı
• Anemi
Ayrıca idrarda değişiklikler ve özellikle bir tarafta bel ağrısı, böbrek problemlerinin belirtileri olabilmektedir.

Nedenleri

Sırt ağrısı böbrek hasarının bir belirtisidir. Böbrek hasarının yaygın nedenleri bulunmaktadır ve bunlar aşağıdaki gibidir:
Analjezikler: Uzun süre ağrı kesici ilaç kullanmak kronik analjezik nefriti ile sonuçlanabilmektedir. Örnekler arasında aspirin, asetaminofen ve steroidal olmayan antienflamatuar ilaçlar (NSAID’ler) bulunmaktadır.
IgA nefropatisi: Berger hastalığı olarak da bilinmektedir, bu böbreklerde immünoglobin A (IgA) antikorları oluştuğunda meydana gelmektedir. IgA, bağışıklık sisteminin hayati bir bölümünü oluşturur, ancak birikmesi zararlıdır. Hastalık bazen 20 yıl boyunca yavaş ilerler. Belirtileri karın ağrısı, döküntü ve artriti içermektedir, ayrıca böbrek yetmezliğine neden olmaktadır.
Lityum: Doktorlar şizofreni ve bipolar bozukluğu tedavi etmek için lityum reçete etmektedirler. Ancak, lityum uzun süreli kullanımıyla nefropati neden olmaktadır. Bu riske rağmen, kişi yakın tıbbi gözetim ile lityumun olumsuz etkilerini önleyebilmektedir.
Kemoterapi faktörleri: Kanserli kişilerde en sık görülen böbrek sorunu akut böbrek hasarıdır. Bu, kemoterapinin sık görülen yan etkileri olan yoğun kusma ve ishal nedeniyle olmaktadır.
Alkol: Alkol, böbreklerin kanı süzme yeteneğini değiştirmektedir. Aynı zamanda vücudu kurutur, böbreklerin iç dengelerini düzeltmesini zorlaştırır ve böbrekleri de engelleyebilecek kan basıncını arttırmaktadır.

Diyaliz

Ciddi böbrek hasarı durumunda, diyaliz bir seçenek olmaktadır. Böbrek fonksiyonları kaybedildiğinde ve son dönem böbrek hastalığının sadece yüzde 85 ila 90 arası için kullanılmaktadır. Diyaliz, sağlıklı böbreğin bazı fonksiyonlarını tamamlamayı amaçlamaktadır. Bu fonksiyonlar aşağıdaki gibidir:
• Atıkların, fazla tuzun ve suyun giderilmesi
• Sodyum, bikarbonat ve potasyum dahil olmak üzere kandaki doğru kimyasal seviyelerinin korunması
• Kan basıncını korumak
En yaygın iki böbrek diyalizi tipi vardır ve bunlar aşağıdaki gibidir:
Hemodiyaliz: Yapay bir böbrek veya hemodiyaliz aleti, atıkları, ek sıvıları ve kimyasalları gidermektedir. Tedavi eden doktor daha büyük bir kan damarı oluşturmak için cildin altına damar ve damar bağlayarak vücuda bir giriş noktası uygular. Kan hemodiyalizöre geçer, tedavi görerek en son olarak vücuda geri döner. Bu genellikle haftada 3 ya da 4 kez yapılmaktadır ve daha düzenli diyaliz daha yararlı etkiye sahiptir.
Periton diyalizi: Doktor, bağırsak etrafındaki karın boşluğuna glikoz içeren steril bir solüsyon ekler. Bu peritondur ve onu çevreleyen koruyucu bir zardır. Periton membranı, aşırı sıvıları karın boşluğuna girerken atık ürünleri filtrelemektedir. Sürekli periton diyalizinde sıvı, bir kateterden boşalır. Bireysel bu sıvıları günde 4-5 kez atar. Otomatik periton diyalizinde, işlem zamanla gerçekleşir.

Böbrek Sağlığını Koruma

Su içmek, böbrekleri sağlıklı tutmaya yardımcı olmaktadır. Böbrekleri sağlıklı tutmak ve hastalıklardan korumak için bir önlemler alınmalıdır ve bunlar aşağıdaki gibidir:
Dengeli beslenmek: Birçok böbrek problemi yüksek tansiyon ve şeker hastalığından kaynaklanmaktadır. Sonuç olarak, sağlıklı diyetin sürdürülmesi böbrek hastalığının birkaç yaygın nedenini önleyebilmektedir.
Yeterli egzersiz yapmak: Her gün 30 dakika egzersiz yapmak, böbrek sağlığına baskı yapan yüksek tansiyon ve obezite riskini azaltmaktadır.
Bol su içmek: Sıvı alımı, özellikle de su önemlidir. Günde yaklaşık 6 ila 8 bardak su böbrek sağlığının iyileştirilmesine ve korunmasına yardımcı olmaktadır.
Takviye almak: Takviyeler alırken dikkatli olunmalıdır, tüm diyet takviyeleri ve vitaminler kullanılmamalıdır çünkü faydalı değildir. Kişi çok fazla alırsa, bazıları böbreklere zarar verebilmektedir.
Sınırlı tuz tüketmek: Sodyum alımı her gün maksimum 2.300 miligram (mg) ile sınırlanmalıdır
Alkol: Günde birden fazla içecek tüketmek böbreklere zarar verebilmektedir ve böbrek fonksiyonlarını bozabilmektedir.
Sigara: Tütün dumanı kan damarlarını sınırlanmaktadır. Yeterli kan tedariki olmadan, böbrekler normal işlerini tamamlayamamaktadır.
Reçetesiz satılan ilaçlar (OTC): Sadece bir ilacı almak için reçeteye ihtiyaç duymadığından, ilaç zararsız değildir. İbuprofen ve naproksen gibi aşırı OTC ilaçlarının kullanılması böbreklere zarar vermektedir.
Tarama: Yüksek tansiyon veya diyabet hastası olan herkes, olası sağlık sorunlarını tespit etmek için düzenli böbrek taraması yaptırmalıdır.
Diyabet ve kalp hastalığı: Doktorun bu koşulları yönetme konusundaki tavsiyelerine uyulması böbreklerin uzun vadede korunmasına yardımcı olmaktadır.
Uyku ve stres kontrolü: Ulusal Diyabet ve Sindirim ve Böbrek Hastalıkları Enstitüsü (NIDDK), her gece 7-8 saat uyumayı ve stresi azaltmak için aktiviteler aramayı önermektedir.
Ayrıca böbreklerin korunması ve tam kapasite çalışması genel sağlık için çok önemlidir.

Kaynakça:
kidney.org
nih.gov
medlineplus.gov
labtestsonline.org

Yazar: Özlem Güvenç Ağaoğlu

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This div height required for enabling the sticky sidebar