Sevilen bir sebze olan brokoli, içerdiği sülforafan nedeniyle anti-kanser özellik taşımaktadır. Yapılan tüm araştırmalarda, molekülünün hücre içerisinde genetik seviyede etkinlik göstererek, yumurtalık, melanom, lösemi gibi çeşitli kanser türlerinde, kodlayıcı olmayan uzamış RNA’ların (Ribo Nükleik Asit) varlığını sınırladığı bulunmuştur. Örneğin, brokoli ve lahana ailesine ait brüksel lahanası, karnabahar gibi sülforafan içeren gıdaları (özellikle çiğ veya az pişmiş olarak) tüketen erkeklerde prostat kanseri gelişme olasılığı daha düşüktür. Ancak, bu gıdaların tedavi edici ilaç olarak değil, önleyici olarak algılanmaları önemlidir.

Brokoli Bitkisinin Özellikleri

Brokoli, İtalyanca “broccolo” kelimesinden gelen, brassica oleracea grubunda yer alan, iri çiçekli tepesi sebze olarak yenilen, lahana ailesinden, karnabaharın akrabası, yeşil bir bitkidir.
Sıcaklık olarak en çok 18 ila 23 °C arasındaki serin bölgeleri sevmektedir. Genellikle haşlanarak veya buharda pişirilerek çeşitli yemekleri yapılmaktadır. Ama çiğ olarak da salata şeklinde yenilebilmektedir.

Brokoli, M.Ö. 6. yüzyılda kuzey Akdeniz bölgesinde ıslah sonucu gelişmiş ve yaygınlaşmıştır. Roma İmparatorluğu döneminde, brokoli İtalyanların çok değer verdiği bir gıda oldu. Daha sonra, 1700’lü yılların ortalarında, Belçikalı ünlü heykel sanatçısı Peter Scheemakers tarafından Antwerp’ten İngiltere’ye getirildi ve güney İtalya göçmenleri tarafından da Amerika’ya götürüldü. 1920’li yıllardan başlayarak tüm dünya ülkelerinin mutfaklarına girdi. Bugün, 24,2 milyon tonu bulan dünya üretiminin yüzde 74’ünü Çin ve Hindistan, kalanını ABD, İspanya, Meksika ve İtalya gerçekleştirmekte.

Sülforafanın Biyokimyasal Etkileri

Sülforafan, glukorafanin (şekere bağlı bir glikozid) formuyla söz konusu sebzelerde bulunan aktif bir izotiyosiyanattır. Sulforafan, serumda elde edilebilen konsantrasyonlarda, bir histon deasetilaz inhibitör olarak işlev görmektedir. Sulforafan, oral yoldan alındıktan 2-6 saat sonra prostata ulaşmakta ve etki mekanizmaları için gerekli olan konsantrasyonlarda birikim oluşturmaktadır.

Sulforafan, prostat kanserlerinde, kanser hücrelerinin içine serbest hidrojen sülfit (H2S) bırakmaktadır. 5 – 50 μM sulforafan, konsantrasyona bağlı H2S salınımına neden olmakta ve hücrenin yaşayabilirliğini sınırlamaktadır. Histon deasetilaz 6 (HDAC6), HSP90 olarak adlandırılan sitoplazmik koruyucuyu yok eden bir proteindir ve bu etki (10 – 20 μM konsantrasyonda) androjen reseptör sinyalizasyonunu zayıflatır. Mekanik anlamda, sulforafan androjenlerin prostattaki sinyal verme yeteneğini azaltmaktadır. Androjenler, prostat kanseri hücrelerinin yaşaması için gerekli olduklarından, bu bir kanser hücresi öldürücü mekanızma oluşturmaktadır. Sulforafan, kanser hücrelerinin büyümesini inhibe ederken, bir yandan da in vitro kanser hücrelerinin apoptozunu (programlanmış ölümünü) indükler.

Dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta, sulforafanın, karaciğer tarafından yapısı değiştirilen, örneğin klozapin, siklobenzaprin, fluvoksamin, haloperidol, imipramin, olanzapin gibi bazı ilaçlarla birlikte tüketilmesi durumunda, o ilaçların etkilerini ve yan etkilerini ciddi ölçüde artırabilmesidir. Bu nedenle, herhangi bir ilaç kullanmakta olanların, sulforafan içeren gıdaları tüketip tüketemeyeceklerini mutlaka hekimlerine danışmalarında yarar vardır.

Sulforafan Uygulamasıyla LncRNA’nın Engellenmesi

RNA, genler ve proteinler arasında aracı rol oynamaktadır. Ancak protein için kodlayıcı olmayan RNA kısımlarının işlevi, yakın zamanlara kadar pek bilinmemekteydi. Araştırmacılar, biyolojinin temel dogmasına uymak adına, yani düz bir çizgide genden RNA’ya (transkripsiyon) ve proteine (aktarım) geçişe uymak adına, kodlayıcı olmayan RNA’ları gözardı etmişlerdi. Ancak günümüzde, kodlayıcı olmayan RNA’ların, çeşitli hücresel süreçlerin önemli regülatörleri oldukları ve sayısız hastalıklar açısından önemli etkileri bulunduğu anlaşıldı.

Uzun kodlayıcı olmayan RNA’lar (Long non-coding RNA), proteine 200’den fazla aktarılmamış nükleotid transkript anlamına gelmektedir. Çok sayıda araştırmada elde edilen bulgular, insan genomundaki transkripsiyonların yalnızca beşte birinin proteine aktarım yapan kodlayıcı genlerle ilişkili olduğunu, uzun kodlayıcı olmayanlar grubunun, kodlayıcı RNA grubundan en az dört kat daha büyük olduğunu göstermektedir.

Hücre biyolojisinde, LncRNA’nın fonksiyonlarına yönelik incelemeler, dikkatleri hastalık etyolojisine katkıda bulunma potansiyeli üzerinde yoğunlaştırmıştır. LncRNA çoğunlukla insan hastalıklarıyla, özellikle kanserle ilişkili bulunmaktadır. Uzun süredir yürütülen çalışmalar, çeşitli nörolojik hastalıklar ve kanserde, LncRNA’ların oluşturucu ve ilerletici etkilerini kaydetmiş durumdadır.

Pek çok araştırmada LncRNA bulguları görülürken, hastalıklara neden olan rolleri henüz çok ayrıntılı olarak anlaşılamamış durumdadır. Tümör hücresi ile normal hücre ekspresyonlarını karşılaştıran analizlerde ise, çeşitli kanser türlerinde LncRNA’ların ekspresyonunda farklılaşmaların ortaya çıktığı bulunmuştur. Örneğin, prostat tümörlerinde, artmış proliferasyon ve koloni oluşumu ile bağlantılı olarak, hücre çoğalmasını düzenlemede rol oynamaktadır.
Prostat kanseri örneklerinde, tümör diferansiyasyon derecesi ile korelasyon gösteren intronik antisens LncRNA’lar da bildirilmiştir. Kanserlerde görülen tüm anormal eksprese LncRNA’lara rağmen, fonksiyonlarının ayrıntıları ve tümör oluşumundaki potansiyel rolleri kanıtlansa da tam olarak aydınlatılamamıştır.

Oregon Üniversitesi araştırmacıları, serbestleşmesinin kanser de dahil olmak üzere çeşitli hastalıkların gelişmesine katkıda bulunduğu, kodlayıcı olmayan uzamış RNA’ları inceledikleri çalışmalarında, belli bir işlevleri olmamasına rağmen, LncRNA’ların, normal hücrelerin kanser hücrelerine dönüşmesine nasıl yol açtığını araştırdılar ve özellikle prostat kanseri hücrelerinde görülen LINC01116 üzerinde durdular.

Yapılan araştırmada, LINC01116’ya yapılan yoğun sulforafan uygulamasının, kanserin gelişiminde önemli rol oynadığı görülen ve kanser hücrelerinin koloniler oluşturma yeteneğini dörde katlayan bu sistemi durdurduğu bulundu. LncRNA’lar, ayrıca, beyin, akciğer, kolon, meme, mide ve lösemi kanserlerinde de büyük miktarlarda bulunmaktadır. Bu nedenle, sulforafan uygulaması ve LncRNA, tüm kanserlerin önlenmesi, teşhisi ve tedavisinde geniş bir araştırma alanı olarak ele alınmaktadır.

Kaynakça:
-Laura M.Beaver, Rachael Kuintzle, Alex Buchanan, et al., “Long noncoding RNAs and sulforaphane: a target for chemoprevention and suppression of prostate cancer”, The Journal of Nutritional Biochemistry, Vol.42, (2017).
-Chengyue Zhang, Zheng-Yuan Su, Tin Oo Khor, Limin Shu, Ah-Ng Tony Kong,”Sulforaphane enhances Nrf2 expression in prostate cancer TRAMP C1 cells through epigenetic regulation”, Biochemical Pharmacology, Vol.85, (2013).

Yazar: Oben Güney Saraçoğlu

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here