Günümüzden 27 yıl önce İtalya’nın kuzeyinde Ötztal Alpleri’nde beklenmedik bir anda insanlığın karşına cansız ve mumyalaşmış bir beden çıktı. Yapılan araştırmalar sonucunda bu bedenin aslında 5300 yıl önce olmus bir insana ait olduğu saptandı. Dondurucu Ötztal Alplerin’ den adını alan Ötzi; günümüze kadar bulunmuş en eski ıslak mumya olma özelliğini taşımaktaydı. Öyle ki cansız bedeni; şiddetli soğuğun ve yüksekliğin etkisiyle doğal yollardan günümüze kadar bozulmadan kendini koruyabilmişti. İşte Ötzi’ nin diğer medeniyetlere ait mumyalardan farkı da bu can alıcı noktada gizliydi.
Örneğin Mısır’ da ölü bedenler mumyalanmadan önce tüm iç organlar çıkarılarak hazırlanır; bir dizi uzun işlemden geçirildikten sonra da özenle mumyalanırdı. Ötzi ise kendi kıyafetleriyle, yanındaki eşyalarıyla, hatta bağırsakları içeriğindeki besin artıklarıyla yüzlerce yıl kaderine terkti. Bu 5300 yıllık trajik bekleyiş, onu adeta sıfır çabayla; doğanın kendi sihrinin en özel örneği haline getirdi…

 

Ötzi’ nin üzerinde ölmeden önce keçi derisinden bir pantolon, keçi koyun derisinden paltosu ve boz ayı kürkünden bir başlığı bulunmaktaydı. Avlanmakta olduğu silah ve aletlerini koyduğu sadak ise geyik derisinden yapılmıştı. Sadağında henüz bitmemiş bir yay, ok uçları ve taş balta bulunuyordu. Belindeki kesesinde ise birkaç minik kişisel aletini, matkaba benzeyen bir tür içecek kabını, çakmak taşlarını, böğürtlen tanelerini ve kurumuş mantarını taşımaktaydı.
Ötzi’ nin nasıl öldüğüyle ilgili araştırmalar; kendisinin bulunuş tarihi olan 1991’den tam 10 yıl sonra ilk sonucunu verdi. İlk olarak donarak öldüğü düşünülen buz adamın; aslında omuzuna saplanan taş bir mızrağın hayati damarını yırtması sonucu öldüğü tespit edildi. Tam da bu noktada akla gelen bir diğer soru Ötzi cinayetinin nasıl gerçekleştiği ve katili kim olduğuydu? Bu sorulara da derinlemesine yanıt arandı. Hatta araştırmacıların yanı sıra, aralarında Alexander Horn ‘un bulunduğu dedektiflerin de dahil olduğu geniş çaplı bir soruşturma açıldı. Ötzi’ nin sergilendiği Güney Tirol Arkeoloji Müzesi’ nin Direktörü Angelika Fleckinger ise bu davanın irdelenmesi için tam destek verdi. Dedektif Horn 5300 yıllık davanın son 25 yılında ele geçen tespitleri en ince ayrıntısına kadar özenle tekrar inceledi. Ötzi’ nin yaraları, vücudundaki morlukları, mide yüzeyindeki partikülleri dahil inceleyen Horn, cinayetin yakın temasla değil; tahminen 30 metre uzaklıktan gerçekleştiğini söyledi. Doyurucu bir öğün yemeği yediği, bağırsak ve mide içi yüzeyindeki yiyecek artıklarından da tespit edilmişti.

 

Ötzi muhtemelen güzel bir keçi eti ziyafetinden sonra yediklerini hazmetmek istedi. Olacaklardan habersiz biçimde istirate çekildi. Tam da bu beklenmedik anda hain bir pusuyla omuzundan vuruldu. Dolayısıyla da vurulma anı yaşanırken yanında taşıdığı ok ve yayına reflekssel olarak dahi davranamadı.
Ötzi’ nin bedeni incelendiğinde bir çarpıcı durum daha dikkat çekti ki; o da ölümünden 2 gün önce el içinden aldığı yaraydı. Muhtemelen Ötzi bir dövüşte bu yarayı aldı. Yaranın şekline bakılırsa bu bir bıçak yarasıydı ve kendini savunan Ötzi bu dövüşün galibi çıkmıştı. Çünkü el içi hariç başka bir kesici yarası yoktu; kendini ölümünden tam 2 gün önce koruyabilmişti… Başta dedektif Horn olmak üzere tüm araştırma ekibi Otzi cinayetinin 2 gün önceki dövüşün bir intikamı olabileceğine ihtimal verdi. Fakat bu bir ihtimaldi…Cinayetin şahsi sebeplere bağlı kasıttan mi olduğuna kesin bir yanıt verilemeyeceğiyle ilgili son nokta konuldu.

Dedektif Horn cinayetin su yüzeyine tam olarak çıkaramamasından hoşnut olmadığını belirterek hafif meşrep bir ifadeyle sunu söyledi : ” Bu davayı bir gün çözebilir miyiz bilemiyorum fakat katilin yanına kar kalıyor. Bu da benim soruşturma yürütürken hoşuma giden bir şey değil.” Gene de Arkeoloji Müzesi’nden Angelika Fleckinger, Ötzi’ nin ölümüne ilişkin sır perdesinin aralanmasında gelinen noktadan tatmin olduğunu söylemiştir.

Ötzi’ nin araştırma dosyasındaki bir diğer ayrıntı da onun fiziksel ve genetik özelliklerinin nasıl olduğuyla ilgilidir. O 45 yaşında; 165 cm boyunda ve 50 kiloydu. İlk bulunduğu tarih olan 1991 yılında ise mumyalaşmış haliyle 13 kiloydu. Tüm bu bilgilerin yani sıra otopsi sonuçlarında belgelendirilmiş bir çok kronik hastalığı tespit edildi. Bağırsakları ayrıntılı incelendi ve kancalı parazit türüne rastlandı. Bundan daha da ilginç ve şaşırtıcı olan durumsa; Ötzi’ nin bu durumu bildiği fark edilmesidir. Evet. Ötzi bağırsak kurdu rahatsızlığını biliyor ve bunu tedavi edici özelliği bulunan bir çeşit ağaç yosununu yiyecekleriyle birlikte tüketiyordu. İşte bu ağaç yosunundan bol miktarda bağırsak yüzeyinde saptandı. Hem hastalık hem de ilaç kalıntılarının bir arada görülmesi Neolitik insanının alternatif tıpa başvurduğunun göstergesiydi.

Otzi’ nin damarları incelendiğinde ise; kalp damar hastalığına kalıtsal bir yatkınlık gözlemlendi. Bu kadar faal bir yaşam sürüp; kilolu olmamasına rağmen, kalıtsal faktörlere yenik düşen hayati bir hastalığa sahipti. Özel bir kan dolaşımı bozukluğu da görülen Ötzi’ nin; kamp ateşi başında çok fazla zaman geçirmesi, onun tüm bu kardiyolojik ve akciğer kaynaklı rahatsızlıklarına pek ala destekler nitelikteydi. Çünkü günümüzde ancak sigarayı çok kullananların başına gelebileceği rahatsızlıklara sahipti. Bir diğer rahatsızlığı ise deri yüzeyinde görülen bazı kalıntı ve bakterilerin de desteklediği lyme hastalığıydı. Kene ısırıklarının yol açtığı bu hastalık; onu tarihte görülen ilk lyme hastası yapmıştı.

Ötzi’ nin çene iskeleti, ağız yapısı ve dişleri de incelendi. Dişleri ağır derecede aşınmıştı ve arka dişlerde iltihap mevcuttu. Ön dişlerinde ise travma görülmüştü. Arka dişlerinden birinde muhtemelen yediği yemekteki bir kemik veya taş kalıntısının sebep oldugu bir kırığa sahipti.
Tam da yediklerinden bahsettiğimiz şu esnada bunların neler olduğuna da değinirsek eğer; Ötzi’ nin ölmeden hemen önceki zaman diliminde geyik, dağ keçisi ve çeşitli tahıl grubu besinleri tükettiği anlaşılmıştır. Süt ve ürünlerine karşı duyarlı bir hastalık olan laktoz interelonsi bulunduğundan et ürünleri ağırlıklı besleniyordu. Şüphesiz ki hayvancılığa yeni geçilmiş olması da Neolitik insanına süt ürünlerini çok da fazla aratmamıştı.

Ötzi’ nin vücudunun 61 yerinde dövmesi bulunuyordu. Fakat bu dövmeler; aslında günümüzdeki gibi resim dövmesi değil daha çok işaret dövmesiydi. Nasıl yapıldıklarına gelince; cilt, taş devri dövmesine has bir şekilde kesici bir aletle çizildikten sonra, yara içi de kömürle ovularak boyanıyordu. Dövmelerin bulunduğu yerler daha çok eklemlerin bulunduğu yerlerdeydi. Yapılışlarının ilk başta dini veya süs amacı taşıdığı düşünüldü. Fakat aslında dövmelerin kemik erimesi oldugu bölgeleri işaretleme amaçlı yapıldığı anlaşıldı. İşte tam bu noktada bir diğer şaşırtıcı durum devreye girdi. Ötzi’ nin dövmelerinin bulunduğu bölgeler, günümüzde akupunktur tedavisinin uygulandığı noktalarla birebir çakışıyordu. Böylece Ötzi tarihte akupunktur tedavisinin bilenen ilk örneği olma hakkini da kazanmış oldu.

Buz adam Ötzi’ nin gen haritasının büyük bir bölümü tamamlandı. Gözlerinin ve saç renginin kahverengi olduğu ispatlandı. Bunun dışında kalıtsal özelliklerinin Orta Doğu’ ya çok daha yakın olduğu; kendi bulunduğu coğrafyada yasayan insanlara pek de benzemediği sonucuna varıldı.

En yakın tarihli ve gene çok ilginç olan bir bilimsel çalışma da Ötzi’ nin yaşarken nasıl bir sese sahip olduğuyla ilgilidir. Ötzi’ nin sesinin tonu ve tınısını öğrenmek isteyen İtalyan uzmanlar; onun boğazındaki ses yolunu bilgisayarlı tomografi aracılığıyla modellemek istiyorlar. Bu sayede sesli harflerin Ötzi’ nin ağzından nasıl çıkmış olabileceğini duyma şansına kavuşacağız. Bu müthiş çalışma DNA dizisinin oluşturulmasının da desteğiyle ışık bulacak. Manyetik rözenansın kullanılamaması ve Ötzi’ nin kolunun boğazında olması, çalışmaları biraz yavaşlatsa da; buz adamın sesini en sonunda duyabileceğimize olan heyecan bile, bizleri beklerken telkinleyecek gibi duruyor. Zaten uzmanların da ayrıntılı taramalar yapıldıktan sonra, buz adamın sesini bir kaç aya canlandırabileceklerine inançları tam.

Araştırılması halen devam etmekte olan bu özel dosyada; bir sonraki aşama şüphesiz ki Ötzi’ nin akrabalarının olup olmadığı olacak… Umuyoruz dünyayı ve bilim insanlarını kasıp kavuran bu macera dolu öykü ve kahramanının sır perdesi aralandığı yerle kalmayıp; süratle yeni gelişmelere tırmanacak. Ne dersiniz? Belki de Buz Adam Ötzi’ nin cinayetinin ardındaki karanlık sır da; bir veya birkaç akrabasının bulunmasıyla tamamen netleşecektir ?

Kaynakça:
http://arkeofili.com/buzadam-otzi/<br />
http://www.aktuelarkeoloji.com.tr/buz-adam-otzi<br />
https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-40151784<br />
http://www.dw.com/tr/ötzinin-keşfinin-25-yılı-buz-adamın-sırrı/g-19559107<br />
http://arkeofili.com/5300-yasindaki-otzinin-sesi-canlandiriliyor/<br />
https://sosyaldeyince.net/buz-adam-otzinin-hikayesi/<br />

The mummy

Yazar: Gülşah Dedeoğlu

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here