Cümlede Anlam, Atasözleri, Özdeyişler ve Kalıplaşmış Yapılar

Bir düşünceyi, bir işi, duyguyu, isteği, kısacası bir yargıyı anlatmak amacıyla, çekimli bir fiilin kullanılması ya da çekimli bir fiille bir araya getirilmiş sözcükler dizisinin kullanılması “cümle” olarak tanımlanmaktadır. Cümle çeşitleri, anlamlarına göre, yükleminin türüne göre (fiil, isim), yükleminin yerine göre (kurallı, devrik, eksiltili), yapılarına göre (basit, birleşik, sıralı, bağlı) incelenebilir. Bu yazıda, cümleler “anlamlarına göre” ele alınmaktadır.

Neden – Sonuç İlişkili Cümleler:

Bir yargıyı, nedeni ile birlikte bildiren cümlelere, “neden – sonuç” ilişkili cümleler denilmektedir. Bu cümlelerde asıl anlatılmak istenen sonuçtur. Neden – sonuç ilişkisi, “çünkü, demek ki, yüzünden, nedeniyle, – diği için, – den dolayı, – mesi” gibi sözcük ya da eklerle kurulmaktadır. Neden – sonuç ilişkili cümlelerde, genellikle ilk yargı “nedeni”, ikinci yargı “sonucu” bildirir. Örneğin, “Çok heyecanlandığı için sorulara yanıt veremedi.” cümlesinde, “çok heyecanlandığı için” nedeni, “sorulara yanıt veremedi” sonucu bildirmektedir. Bazı cümlelerde ise, önce sonuç sonra bu sonucun gerekçesi belirtilir. Bu tip cümlelere “gerekçe cümlesi” de denilir. Örneğin, “Dışarı çıkmakta acele etmiyorum, çünkü daha bir saatten fazla zamanım var.” cümlesinde, “dışarı çıkmakta acele etmiyorum” sonucu, “çünkü bir saatten fazla zamanım var” sonucun gerekçesini bildirmektedir. Neden – sonuç ilişkili cümlelerde belirleyici soru “Niçin?”dir.

Amaç – Sonuç İlişkili Cümleler:

Amaç – sonuç ilişkili cümleler, neden – sonuç ilişkili cümleleri andırır, ancak burada sonucun nedeni bir “amaç”tır. Örneğin, “Orhan bu şirketi kurtarmak için çok çalıştı.” cümlesinde çok çalışmanın amacı “şirketi kurtarmak”tır. Amaç – sonuç ilişkili cümleler, ” – mek (- mak) için, diye, üzere” gibi ek ya da sözcüklerle kurulur. Cümlenin bir amaç bildirip bildirmediği anlamak istendiğinde, cümlecikler arasındaki bağlayıcı öğenin yerine “amacıyla” sözcüğü konulur. Eğer sözcük cümleye uyuyorsa, o cümlede amaç – sonuç ilişkisi vardır.

Koşul – Sonuç İlişkili Cümleler:

Bir eylemin belirli koşullara bağlı olarak gerçekleşeceğini anlatan yargılar koşul – sonuç ilişkili cümlelerdir. Cümledeki birinci yargı koşul, ikinci yargı o koşula bağlı olarak ortaya çıkan temel yargı yani sonuçtur. Cümlede koşul anlamı, “- se, – dikçe, – madan, – maksızın, ama, yalnız, – mek üzere, – mek kaydıyla, yeter ki, üzere” gibi ek ve sözcüklerle sağlanır. Yargı “Hangi koşulla?” sorusunun yanıtını içermelidir. “Sağlıklı beslenmeye dikkat edersen fazla kilolarından kurtulursun” bir koşul – sonuç ilişkili cümledir.

Öznel Yargı Cümleleri:

Bazı cümlelerin ilettiği yargılar kesinlik taşımayıp, kişiye göre değişiklik gösterir. Öznel yargı, kişinin eğitim düzeyi, beğenileri, değer yargıları, iç dünyası gibi özelliklerine bağlı olarak değişir ve herkes için geçerli olmayabilir. Birinin iyi niyetli olarak söz ettiği bir kişiden, bir başkası art niyetli olarak söz edebilir. Örneğin, “Yaz en güzel mevsim.”, “Lale, iyi niyetli, hoşgörülü bir insan.”, “Yazdığı şiirler okuyana heyecan veriyor.” gibi cümleler öznel yargı içermektedir.

Nesnel Yargı Cümleleri:

Nesnel yargılar, kişisel duygu, beğeni ve düşüncelere yer vermez, herkes için geçerli bir doğruluk taşır, kanıtlanabilir, kişiden kişiye değişiklik göstermez ve kesindir. Nesnel yargılar, gözlem, deney ve araştırmaya dayalı bilimsel bilgi de içerir. Örneğin, “Ankara, Türkiye’nin başkentidir.”, “İzmir, Ege Bölgesi’nde yer alır.”, “Nurullah Ataç, yazılarında “ve” bağlacını kullanmadı.”, “Bir dairede, eşit yayların kirişleri ve eşit kirişlerin yayları birbirine eşittir.” cümleleri nesnel yargı içermektedir.

Doğrudan Ve Dolaylı Anlatım Cümleleri:

Bir kişinin sözünün değiştirilmeden alınıp, cümle içinde bağımsız bir cümle olarak kullanılması ya da tırnak içinde aktarılmasına doğrudan anlatım denir. Örneğin, “Kardeşim, maça ben de gelmek istiyorum, diyor.”, “Atatürk, “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.” demiştir.” cümlelerinde doğrudan anlatım vardır. Başkasından alınan bir sözün, anlamını değiştirmeden, farklı sözcüklerle aktarılmasına ise dolaylı anlatım denir. Aktarılan söz, bağımsız bir cümle olarak değil, temel cümleciğe bağlı ve yüklemi fiilimsi olan bir yan cümlecik biçiminde verilir. Dolaylı anlatım cümlelerinde aktarılan söz için tırnak işareti kullanılmaz. Örneğin, “Atatürk en gerçek yol göstericinin bilim olduğunu söylemiştir.” cümlesinde dolaylı anlatım vardır.

Anlam Özelliklerine Ve Duygulara Göre Cümleler:

– Tanım Cümlesi: Bir kavram ya da nesneyi belirgin özellikleriyle anlatır. “Bir elementin en küçük yapı parçacığına atom denir.”

– Karşılaştırma Cümlesi: İki ya da daha çok kavramı, nesneyi ya da durumu, benzerlik ya da farklılıklarıyla ele alarak anlatır. “Bu kırmızı elbise, sarı elbiseden daha güzel.”

– Yorum Cümlesi: Bir durumu, bilinenlerden yola çıkarak öznel olarak değerlendiren cümledir. “Bence, başarısızlığının nedeni düzenli çalışmaması.”

– Varsayım Cümlesi: Henüz gerçekleşmemiş bir olayı, sanki olmuş gibi ele alan bir yargı içerir. “Diyelim ki o da seninle birlikte geldi.”

– Olasılık Cümlesi: Bir olayın, bir durumun ya da eylemin gerçekleşmesinin olabilirliğini ele alır. “Market bu saatte kapalı olabilir.”

– Öneri Cümlesi: Bir konuya çözüm önerir. “Bu havada dışarı çıkmamanız sağlığınız açısından daha iyi olur.”

– Onaylama Cümlesi: Bir düşünceyi kabul etmeyi, o düşünceye katılmayı anlatır. “Haklısınız, sanatçının amacı yalnızca güzeli aramanın ötesine geçip, bir mesaj verebilmek olmalı.”

– Eleştiri Cümlesi: Bir işin, bir olayın, bir sanat eserinin, bir kişinin, kusurlu, eksik ya da iyi yönlerini ele alan “değerlendirme” yargısını içerir. “Şairin, olgunluk dönemi şiirlerinden oluşan bu seçki, insanın ruhunu derinden etkiliyor.”

– Üslup Cümlesi: Bir yazarın kullandığı dil ve anlatım özelliklerini ele alır. “Şiirlerindeki sanatlı dil, öykülerinde yerini yalın bir anlatıma bırakır.”

– Tasarı Cümlesi: Kişinin gelecekte yapmayı planladığı işlerle ilgili düşüncelerini anlatır. “Kitaplarımı üniversiteye bağışlamayı düşünüyorum.”

Bu cümle tiplerine, yakınma, uyarı, eşitlik, ön yargı, aşamalı durum, beklenti, kararsızlık, kinaye, abartma, sezgi, birliktelik, küçümseme, öz eleştiri, vb. eklenebilir. Görüldüğü gibi, cümleler ifade ettikleri anlam özelliklerine göre tanımlanmışlardır.

Cümleler, duygular açısından ele alındığında da, üzülme, sevinme, şaşırma, özlem, pişmanlık, beğenme, umutsuzluk, çaresizlik, mutluluk, bıkkınlık, sevinç gibi, duygulara göre de tanımlanabilirler. Örneğin, “Yaşasın, sınavdan yüksek not almışım.” cümlesi sevinç duygusunu belirten bir “sevinç cümlesi”dir. “Kime güveneceğimi bilmiyorum.” cümlesi ise çaresizlik duygusunu belirten bir “çaresizlik cümlesi”dir.

Özdeş, Yakın Ve Uzak Anlamlı Cümleler:

Söz dizimi bakımından değişik, farklı sözcüklerle kurulmuş, ancak anlam bakımından aynı olan cümlelere “özdeş anlamlı” cümleler denir. Örneğin, “Sabaha doğru Antalya’ya ulaştık.” ve “Antalya’ya vardığımızda güneş doğmak üzereydi.” cümleleri özdeş anlamlıdır.

Yakın anlamlı cümleler, tam bir anlam birliği taşımasalar da, yargıları anlam bakımından birbirine yakın, benzer anlamlı sözcüklerin kullanıldığı cümlelerdir. Örneğin, “Yazarın bu oykülerinde nesnel bir yaklaşım var.” ve “Yazar, öykülerinde öznellikten uzak durmaya çalışmış.” cümleleri yakın anlamlıdır.

Aynı anlama gelmeyen, yakın anlamlı da olmayan, ancak aralarında uzak bir anlam ilişkisi kurulabilen yargılar içeren cümlelere “uzak anlamlı” cümleler denir. Örneğin, “Sabri Altınel, şiirlerinde sosyal konuları ele aldı.” cümlesiyle “Sabri Altınel’in şiirleri çağına tanıklık edecek niteliktedir.” cümlesi uzak anlamlıdır. Çağına tanıklık etmek, çağında yaşananları anlatmak anlamını da taşıdığından, sosyal konuları da içerecektir. Dolayısıyla, iki cümle arasında uzak bir anlam ilişkisi bulunmaktadır.

Atasözleri:

İlk kez kimin söylediği bilinmeyen, uzun deneyimler ve gözlemler sonucunda ortaya çıkmış, halka mal olmuş, değişmez gerçekleri anlatan, yol gösteren ve öğüt veren, kalıplaşmış özlü cümlelere atasözü denir. Yargı bildirirler. Geniş zamanla ya da emir kipiyle çekimlenirler. Mecaz ve kinaye içerirler. Sözcükleri ve sözcük dizilişleri değiştirilemez. “Parayı veren düdüğü çalar.” yerine “Düdüğü, parayı veren çalar.” denmez.

Atasözleri, “Ölenle ölünmez.”, “Ava giden avlanır.” gibi, az sözcükle çok şey anlatabilirler. “Kuştan korkan darı ekmez.” cümlesindeki gibi kesin gerçekleri dile getirebilirler. “Acı patlıcanı kırağı çalmaz.” örneğindeki gibi çoğu mecaz anlamlıdır, ancak, “Bugünün işini yarına bırakma.” gibi gerçek anlamlı olanları da vardır. “Akan su yosun tutmaz.” cümlesindeki gibi, bazı atasözleri de hem gerçek hem mecaz anlam taşırlar. “El el ile, değirmen yel ile.” gibi eksiltili cümle biçiminde olan atasözlerinin yanı sıra, “Kurda, “Boynun neden kalın?” demişler, “Kendi işimi kendim yaparım da ondan.” demiş.” gibi kısa bir öykü biçiminde olanlar da vardır.

Özdeyişler:

Özdeyişler (vecize, aforizma), ünlü kişilerin, bir düşünceyi, bir duyguyu ya da bir ilkeyi, kısa ve kesin bir biçimde anlatan, doğruları göstermek için söylemiş oldukları özlü sözlerdir.
Kalıplaşmamışlardır. Bazı özdeyiş örnekleri: “Güneşe arkanı dönme, gölgen önüne düşer.” (Tagore), “Bilgili olduğumuz ölçüde özgür oluruz.” (Sokrates), “Bir ulusun büyüklüğü, nüfusu ile değil, akıllı ve erdemli kişilerinin sayısıyla ölçülür.” (V. Hugo), “Karanlığa söveceğine, bir mum yak.” (Konfüçyüs), “Öğrencilerine öğrenme arzusu aşılayamayan bir öğretmen, soğuk demiri döven bir demirci gibidir.” (H. Mann), “Sanatsız kalan bir ulusun hayat damarlarından biri kopmuş demektir.” (Atatürk).

Kalıplaşmış Yapılar:

“Ne kadar çalışırsan o kadar yüksek not alırsın.”, “Ne kadar koşarsan o kadar terlersin.” gibi cümlelerde, aşamalı bir durum anlamı vardır, yargılar birbirine bağlıdır ve cümleler kalıplaşmış yapıdadır. “Şu mahalle senin bu mahalle benim dolaştık.” cümlesi de, “Şu…… senin, bu…… benim.” biçimiyle bir yerden bir yere gitme anlamı taşımaktadır. Herhangi bir fiilin, emir kipinde ikinci tekil kişi için çekimlenmesi ile ve araya “babam” sözcüğü getirilerek kurulan kalıplaşmış yapıdaki “Koş babam koş.” gibi cümleler süreklilik anlamı taşır. “Adam saatlerce anlattı da anlattı.” gibi, kalıplaşmış, yinelenen fiiller arasına “- de, -da” bağlacı getirilerek kurulan cümleler de bıktırıcı bir yineleme anlamı taşırlar.

Kaynakça:
– Atilla Özkırımlı, “Türk Dili, Dil ve Anlatım”, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.
– Ömer Asım Aksoy, “Atasözleri Ve Deyimler Sözlüğü”, İnkılap Kitabevi.

Yazar: Oben Güney Saraçoğlu

2 Yorumlar

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This div height required for enabling the sticky sidebar
Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views :