Dil Bilmek Nedir?

Dil bilmek, algılanan bir iletinin içeriğini anlayabilmek ve dinleyiciler tarafında anlaşılabilen bir iletiyi oluşturabilmektir. Başka bir deyişle, dil bilmek algılanan/duyulan iletinin içerdiği sesleri ayırt edebilme ve ayırt edilen seslerin bileşimlerinden hangilerinin anlamlı olduğunu, bu anlamın ne olduğunu anlayabilmektir.
Burada dikkat edilmesi gereken bir nokta ‘dil bilmek’ dediğimizde genellikle konuşulan dilleri kastetmekte ve dil ile ilgili tanımlar ve açıklamaları ‘ses ayırt etme’, ‘ses bileşimi’ gibi terimlerle, konuşulan dil için geçerli olan terimlerle yapmaktayız. Ancak, insanlar arasında iletişim yalnız konuşma dili ile olmaz. İşitme engelli kişiler el hareketleri ve yüz-vücut hareketleri ile ifade edilen ‘işaret dili’ ile iletişim kurarlar. İşaret dilleri de, konuşulan diller gibi, doğal dillerdir; iki dil türünün arasındaki fark, konuşulan dillerin kendilerini ifade etmek için ses kullanmalar›, işaret dillerinin ise, ses kullanamadıkları için, ifade etmek isteklerini el, yüz ve vücut hareketlerinin yardımıyla aktarmalarıdır. Dil incelemeleri genellikle konuşulan diller üzerine yapılmış olduğu için, bu kitaptaki incelemelerde de konuşulan dillerin özellikleri ele alınacaktır, ancak dilin yapısı hakkında yapılan genellemelerin işaret dilleri için de geçerli olduğu hatırlanmalıdır.
O halde dil bilmek, gramer kaidelerini bilmek değil, o dilin konuşucularının sahip olduğu dilsel yeterlilikleri bilmek ve yerine getirmektir. Kelime türetme ve cümle kurma yolları sadece gramer derslerine has bilgiler değildir, bunları o dili konuşan insanlar doğal ortamlarında yaşadıkları müddetçe öğrenilir. İnsan, içinde yaşadığı toplumda yaşadığı müddetçe bir dilbilgisinin şu dört bileşenini öğrenir: Sesbilim, biçimbilim, sözdizim, anlambilim.
Sesbilim (Fonoloji):
Sesbilim, o dilde bulunan ses birimlerinin niteliği, dağılımı ve birleşimlerini belirleyen kuralları içerir. Bu anlamda eklemleme, akustik ve işitim fonetiği olmak üzere üç alt alanı vardır.
Her dilin ses sayısı birbirinden farklıdır ve sesbilim, ses sayılarından yola çıkarak dili oluşturan seslerin birleşim ve ayrışım kurallarını belirler. Örneğin Kabartaycanın 56, Ubuhçanın 83 ünsüz harfi vardır. Ama Rotokastacada sadece 6 ünsüz vardır. Bu, her dilin konuşucuları için içselleştirilmiş bir bilgidir ve bu bilgi onların sesleri tanımasına, bunları bileştirmesine ve hecelemesine kadar pek çok bilgiyi içerir.
Dili konuşan bireyler, içselleştirilmiş bir başka bilgiye daha sahiptir: Birey, bu seslerin hangi kurallar içerisinde bir araya gelebileceğini ve art arda dizilebileceğini sezgisel olarak bilmektedir. Örneğin ‘strost’ sözcüğündeki ‘st’ harflerinin Türkçede yan yana gelmeyeceğini yaşadığı toplum içerisinde bir biçimde öğrenmiştir.
Sesbilimde seslerin ayırıcı özellikleri belirlenmiş ve bu sayede seslerin bileşim kuralları tespit edilmeye çalışılmıştır.
 1. Ötümlülük-ötümsüzlük: “f,s,t,k,ç,ş,h,p” ötümsüz seslerdir. Bunların dışında kalan “b,c,d,g,ğ,v,z,j,y,m,n,l,r” ötümlü seslerdir. Örneğin ‘at’ ve ‘ad’ kelimeleri arasındaki farkı ‘t’ ve ‘d’ sesleri arasındaki ötümlülük-ötümsüzlük farkına göre anlarız.
2. Uzunluk-kısalık: Vurgu, ton ve ezgi ses öğeleri arasındaki farları belirler. Örneğin ‘âlem’ ve ‘alem’ arasındaki farkı ‘a’ sesinin kazandığı değere göre belirleriz. Bunun gibi ders yapılan yer anlamındaki ‘sınıf’ ile tasnif etme manasındaki ‘sınıf’ı vurgu ve tonlama ile fark ederiz.
Ayrıca sesbilimin, sesbilgisi (fonetik) alt alanı vardır ki, bu bilim dalı da tek tek ses birimlerinin özelliklerini inceler. Mesela ‘m, p, b’ seslerinin çift dudak sesi olduğunu belirlemek bu bilim dalıyla ilgilidir.
Sesbilim, konuşulan dildeki sesleri ve bu seslerin özelliklerini teker teker bulur ve gruplandırarak ses çizelgeleri oluşturur.

Sözcük Bilgisi:
İletişim, bir dilde çıkarılan sesler ve bu seslerin dilin ses yapısına uygun olarak dağılımı ve dizilişini belirleyen kurallara uygun olarak ard arda sıralanması ile kurulur.
Sözcükleri oluşturan sesler onların biçimi, anlamları da sözcüklerin göndergeleridir, bir kavramı temsil ederler. Sözcükler biçim-anlam birleşimleridir. Mesela a, u, ö, z, y, s, o sesleri tek başlarına bir anlam taşımazken ‘su, ad, söz’ gibi bileşimlerle anlam kazanırlar. Oysa bunlarla elde edilen ‘zös, du, yö’ gibi bileşimler o dilin konuşucuları tarafından anlamsız olarak karşılanırlar.
Bu noktada ‘rastlantısallık’ ve ‘uzlaşımsallık’ terimleri ön plana çıkmaktadır.
Rastlantısallık, nesnenin kendisiyle onu ifade eden sözcük arasında herhangi bir benzerlik ilişkisinin olmaması demektir. Örneğin ‘kitap’ kelimesi ile kitap nesnesi arasında şekli veya içeriksel bir benzerlik yoktur. Bu isim ona rastlantısal olarak verilmiştir.
Uzlaşımsallık ise o kelimenin toplumu oluşturan tüm bireyler tarafından olduğu gibi kabul edilmesidir.
Elbette yansımalar, yani ses simgesel sözcükler bunların dışındadır.
Morfoloji (Biçimbilim) sözcük bilgisinin alt alanıdır ve sözcük türetme yollarını araştırır. Buna göre sözcükler birleştirmelerle, kısaltmalarla ve tür değişimi (evrişim) yöntemiyle türetilir.

Tümce (Cümle) Bilgisi (Sözdizimi/Sentaks):
Kendi başlarına anlamsız olan ve dildeki en küçük birimler olan seslerin birleşmesi ile oluşan sözcükler bir araya gelerek öbekler, öbekler bir araya gelerek tümce oluştururlar. Sesler-biçimbirim-sözcük-öbek-cümle (tümce)
Anadili konuşucuları, dillerindeki öbekleşme kurallarını ve bu öbeklerin tümce içinde dizilişlerini bilirler, başka bir deyişle, dillerinin söz dizim kurallarını içselleştirmişlerdir.
Her dilin söz dizim kuralı birbirinden farklıdır. Örneğin Türkçe bir cümle “Özne, Tümleç, Yüklem” öğeleriyle kurulurken İngilizce cümleler “Özne, Yüklem, Tümleç” sıralamasına göre kurulur.

Anlambilim (Semantik):
Anadili konuşucuları, sözcüklerin ve tümcelerin ne anlama geldiğini anlarlar. Bir konuşucunun yaptığı anlam sapmalarını anlarlar; genellikle bir sapma, anlam genişletmesi ya da daraltması olan durumları anlamakta zorluk çekmezler. Aynı biçimde, kendileri anadillerini, istedikleri gibi kullanabilirler. Sözcüklere yeni anlamlar yükleyebilirler, anlam sapmaları yapabilirler, sözcüklerin anlamlarını genişletebilirler ya da onları dar anlamda kullanabilirler.
Anlam, birer gösterge olan sözcüklerin gösteren ve gösterilen ilişkisini fark etmek, zihinde canlandırmak ve ona bir içerik yüklemektir.
 Sözcük bilimi: Dilin sözvarlığını inceler. Türetilen sözcükleri (biçimbirim-leksikografi) niteliğini araştıran bunların hangi kurallara göre bir araya geldiğini ortaya koymaya çalışan alt bilim dalıdır.
 Sözlük bilim: Semantikle doğrudan ilgilidir ve dilsel göstergelerin anlamlarını, anlam farklarını tanımlar. Sözcüklerin hangi cümlede ne gibi anlamlar kazandığını belirler.
Adbilim: Gösterilenden/kavramdan yola çıkarak gösterenleri inceleyen bilim dalıdır.
Kökenbilim (Etimoloji): Kelimelerin kökenler, tarihsel süreç içerisinde uğradıkları biçimsel ve anlamsal değişiklikleri inceler.
Çeviribilim (Translation/Tercüme): Disiplinler-arası bir bilim dalıdır. Çeviri kaynak metni/dili, hedef metinde/dilde yeniden inşa etme eylemidir ki, bu metni yeniden yazmaktır.

Kaynakça:
Genel Dilbilim, Necip Üçok, Multilungual Yayıncılık
Dilbilim El Kitabı, Mehmet Aydın, Akademik Yayınları

Yazar: Serpil Altunyay

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This div height required for enabling the sticky sidebar
Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views :