Diyabet ve Kalp Yetmezliği İlişkisi

Kalp yetmezliği, diyabetli erkeklerde, sağlıklı olanlara göre 2.4 kat daha fazla, kadınlarda ise beş kat daha fazla görülmektedir. Sağlıklı bir kalpte, miyofilament adı verilen mikroskobik kafes benzeri yapılar, kalbin kas hücrelerinin kasılmasını sağlamaktadır. Hücreler, kalp atışının gerçekleşmesi ve her vuruştan sonra gevşemek için büyük bir uyum içinde çalışırlar. Kalp yetmezliği olan hastalarda kalp kası hücreleri zayıflar ve sonuç olarak, kalp vücudun ihtiyaçlarını karşılamak için yeterli miktarda kan pompalayamaz. Hasta, nefes darlığı, yorgunluk ve bacaklarında şişlik gibi belirtilerle karşılaşır. Kalp yetmezliği tehlikeli bir sorundur ve sonuçta ölümcül olabilir.

Diyabet ve kalp yetmezliğinin toplumlarda görülme sıklığı artarken, birlikte görülme olasılığı da artmaktadır. Diyabetli hastaların yaklaşık yüzde 22’sinde kalp yetmezliği gelişmektedir ve bu risk artışı yaşlanma, hipertansiyon, obezite gibi diğer etkenlerden bağımsızdır. Ayrıca, kalp yetmezliği de diyabet hastalığını oluşturabilen bir etkendir ve yaşlı kalp yetmezliği hastalarının yaklaşık yüzde 28’inde diyabet gelişmektedir. Kalp yetmezliği ile kan şekeri arasındaki ilişki üzerindeki çalışmalarda, kalp yetmezliği olan diyabetli hastalardaki morbidite ve mortalitenin (ölüm oranının) diyabetli olmayanlara göre arttığı görülmüştür. Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) tahmini verileri gelecek on yılda dünya üzerindeki diyabet hastası sayısının 300 milyona ulaşacağını öngörmektedir.

Diyabetik Kardiyomiyopati

Diyabetin patogenezi çok karmaşıktır. Genetik ve çevresel etkenleri de içermektedir. Tek yumurta ikizlerinden birinde tip 2 diyabet varsa, diğerinde de görülme oranı yüzde 90’ın üzerindedir. Tip 1 diyabeti olan tek yumurta ikizleri için de bu oran yüzde 25 – 50 aralığındadır. Çevresel etkenlerin en önemlisi ise obeziteyi oluşturan yüksek kalori alımı ve hareketsiz yaşam biçimidir. Tip 2 diyabet, başlama yaşından, hipergliseminin durumuna, obezitenin derecesine kadar oldukça değişken bir yelpazede ortaya çıkmaktadır. Diyabetin patofizyolojisinde üç temel anormallikten söz edilebilir:

– İnsülinin etkisine, kas, yağ, karaciğer gibi doku ve organlarda meydana gelen direnç.
– Glukoz uyarısına insülin salgılanmasındaki yetersizlik.
– Karaciğerin aşırı glukoz üretimi.

Bu anormalliklerin dışında, hızlanmış lipoliz, inkretin hormonlardaki eksiklik, artan renal tübüler reabsorbsiyon, sinir sisteminin rolü gibi etkenler de diyabet patofizyolojisinde rol oynamaktadır. Ayrıca, vücutta gelişen inflamasyonlar da, insülin direncine ve beta hücre işlev bozukluğuna, giderek tip 2 diyabet gelişimine yol açmaktadır.

Epidemiyolojik veriler, başka bir etken olmadan (hipertansiyon veya kapak hastalığı gibi) oluşan ve “miyokardiyal disfonksiyon” olarak tanımlanan “diyabetik kardiyomiyopati”nin, diyabetin en erken döneminde başladığını göstermektedir. Diyabet, iskemi dahil bütün etkenlerden bağımsız olarak, kalpte bir takım işlevsel, biyokimyasal ve morfolojik bozukluklara
yol açmaktadır. Örneğin, hiperinsülinemi ve insülin direnci, miyositer hipertrofi oluşturmakta, gene uzun süredir diyabet hastası olanlarda yüzde 60 oranında kardiyak otonom nöropati gelişerek, damarlarda vasküler elastisitenin bozulması ve periferik vasküler direncin artmasıyla diastolik disfonksiyon ortaya çıkmaktadır.

Hücresel Düzeydeki Bulgular

Loyola Üniversitesi Chicago Stritch Tıp Okulu araştırmacılarının çalışmaları, diyabetin hücresel düzeyde kalp yetmezliğine nasıl neden olabileceğini ortaya koymuştur. Vücudumuz gıdaları kimyasal enerjiye dönüştürdüğünde, üretilen atık ürünlerle birlikte, “metilgliyoksal” adı verilen bir molekül de üretilmektedir. Normalde vücut, metilgliyoksalı etkili bir biçimde temizler. Ancak bu temizleme işlemi diyabet hastalarında yetersiz olmakta ve metilgliyoksal moleküllerinin birikmesine izin vermektedir. Metilgliyoksal molekülleri, temel protein bloklarına bağlanarak proteinlerin işleyişini etkilemektedir.

Araştırmalarda, üç grubun kalp dokuları incelenmiştir. Birinci grupta kalp yetmezliği olmayanlar, ikinci grupta kalp yetmezliği olan diyabet hastaları ve üçüncü grupta kalp yetmezliği olan ama diyabet hastası olmayanlar ele alınmıştır. Sonuçta, metilgliyoksalın kardiyak miyofilamentleri, diyabetik kalp yetmezliği hastalarında, kalp yetmezliği olmayan veya diyabetli olmaksızın kalp yetmezliği olan kişilerdekinden daha fazla değişikliğe uğrattığı bulunmuştur. Bu değişikliklerin zayıflattığı kalp kası hücreleri kalp yetmezliğine yol açan önemli bir etken olmaktadır.

Metilgliyoksal, diyabetli hastaların kalp hücrelerinde birikmekte ve etkilediği miyofilamentler bu nedenle kasılma hareketini yapamazlar. Bu bulgular, kalp yetmezliği gelişme riski taşıyan diyabetli hastaların tedavisinde yeni bir yaklaşımı gündeme getirmiştir. Bu yaklaşım, “miyofilament motorlarını” ince ayarlayarak metilgliyoksalın etkilerini önleyebilecek ilaçların geliştirilmesini de içermektedir. Araştırmalarda tanımlanan metilgliyoksalın etkilerinin saptanmış olması, diyabetin kalp yetmezliğini nasıl tetiklediği konusundaki çalışmaların önemli bir adımıdır. Bu adım, her yıl giderek artan diyabetik popülasyonda kalp yetmezliğini önlemek için etkili bir tedavinin geliştirilmesini sağlayabilecektir.

Kaynakça:
– Maria Papadaki, Ronald J. Holewinski, Samantha Beck Previs, Thomas G. Martin et al., “Diabetes with heart failure increases methylglyoxal modifications in the sarcomere, which inhibit function”, JCI Insight.
– Malene N. Demant et al., “Association of heart failure severity with risk of diabetes”, Diabetologia.

Yazar: Oben Güney Saraçoğlu

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This div height required for enabling the sticky sidebar
Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views :