Deneycilik, ampirizm olarak da bilinen empirizm, bilginin duyum ve deneyimler ile kazanılabileceğini öne süren görüştür. Empirizme göre insan zihninde doğarken hiç bir bilgi yoktur. İnsan zihni için tabula rasa benzetmesi bu nedenle uygun görülmüştür.
Modern bilimin ve bilgi teorilerinin tarihi yakından ilişkilidir. Büyük ölçüde gözlem ve deneye dayalı bilimler, örneğin fizik ve kimya, kendi yöntemleri ve bilgi-iddialarını empirist bilgi anlayışı temelinde meşrulaştırma eğiliminde oldu. Empirist düşünürler bilimi, en üst gerçek bilgi biçimi ve hatta çoğu kez yegâne bilgi biçimi olarak alarak, yüceltme eğilimindeydi. 20. yüzyılda empirist filozoflar (özellikle ‘mantıkçı pozitivistler’ olarak bilinen R. Carnap [1966] ve İngiliz filozof A.J. Ayer [1946]), gerçek bilgi olarak bilim ile din, metafizik, psikanaliz ve Marksizm gibi farklı inanç sistemleri arasında açık bir sınır çizmeye çalıştılar. Empirist anlayışa göre, bazen kendilerini bilimsel olarak sunan bu inanç sistemlerinin ‘sözde-bilimler’ oldukları gösterilebilir. İnsan zihni doğuştan ‘boş bir levha’ya benzer. Bilgilerimizi dünya hakkındaki duyusal deneyimlerimiz ve onunla etkileşimimizden elde ederiz. Gerçek bir bilgi iddiası gözlem veya deneyler ile sınanabilir.

Bilimsel yasalar genel, tekrarlanan deneyim örüntüleri hakkında önermelerdir. Bir olguyu bilimsel verilere dayandırarak sağlam bir zeminde açıklamak onun bilimsel bir yasanın belirgin bir örneği olduğunu göstermektir.

Emprizm Öğretileri Nelerdir?

İlk empirist öğreti empirist bilim anlayışıyla tarihsel olarak ilişkili olsa da, temel önemde değildir. 17. ve 18. yüzyılda, empiristler, zihnin nasıl işlediğini ve öğrenmenin nasıl gerçekleştiğini açıklamaya çalışırken bir fikirlerin ilişkisi yaklaşımını kabul etme eğilimindeydiler. Bu kabul empiristlerin, bireylerin bilgilerini nasıl edindikleri konusundaki görüşlerini belirledi (onlara göre, fikirler kalıtımla veya içgüdülerle değil, deneyimlerle edinilir). Günümüzdeki empiristler bu görüşe bağlı değildir ve genellikle bilginin kazanılması veya edinilmesi süreci (bu psikolojinin bir sorunudur) ile (edindiğimiz) inançlar veya hipotezlerin doğru olup olmadıklarını sınama süreci arasında önemli bir ayrım yaparlar. Bu, Karl Popper’ın terminolojisiyle, ‘buluş bağlamı’ ve ‘doğrulama bağlamı’ ayrımıdır.

İkinci empirist öğreti bu felsefi yaklaşımın merkezinde yer alır. Empiristlere göre, bir iddianın gerçek olarak kabul edilmesini istiyorsanız ilişkili kanıtları gösterebilmeniz gerekir. Aksi yönde kanıtlara rağmen görüşünüzün doğru olduğunu iddia etmeye devam ediyorsanız, olgusal bir önerme oluşturmuyorsunuzdur! Empirizme göre, bir önerme, doğru olmadığında bile, bu anlamda gerçek bilgi veya bilimsel olarak kabul edilebilir. Önemli olan, önermelerin doğru veya yanlış olduklarının somut veya muhtemel kanıt kaynaklarıyla gösterilebilmesidir. Bu kriter doğrultusunda “Ay beyaz peynirinden oluşmaktadır” cümlesi önerme olarak kabul edilebilir, zira hangi duyusal kanıtların bu önermenin uygun kanıtı olarak alınabileceği ve hangilerinin alınamayacağı açıkça gösterilebilir. Ancak, “Tanrı inançlı insanları ödüllendirecektir” gibi bir cümle önerme olarak kabul edilmez, zira hangi kanıtların onu açıklayabileceği veya çürütebileceği açıklanamaz; bu yüzden inananlar her tür kanıta rağmen bu düşünceye inanmaya devam edeceklerdir. Bu ikinci olasılık önemlidir, çünkü bazı empiristlere göre, bir önermenin sınanabilirliği, önermenin özellikleri meselesinden ziyade, inananların ona ters düşer görünen deneyimler karşısında nasıl bir tepki verdikleri meselesidir. “Bütün kuğular beyazdır” iddiasının içerimlerini dikkate alırsak, bu önermenin sonsuz sayıda büyük bir olası gözlemler kategorisiyle ilişkili olduğu açıktır. Bu önermeyi sınamaya çalışan biri farklı türden, farklı yetişme ortamlarında ve farklı ülkelerdeki sonsuz sayıda kuğuyu araştırabilir ve gözleyebilir.

Üçüncü empirist öğreti, ilk başlarda, Tanrı’nın veya doğanın amacı gibi bilimsel olmayan müracaatların açıklayıcı ilkeler olarak alınmasının yanlışlığını göstermeyi hedefliyordu. Darwin’in canlı organizmaların adaptasyondan kaynaklanan çoğu özelliğini birçok nesil içinde farklı kılıcı tesadüfî bireysel sapmaların yeniden-üretimi oranlarına göre açıklaması mümkün kılmıştır. Ancak, bilimsel veya sözde bilimsel birçok disiplin içinde araştırmacılar gözlenemeyen varlıklar veya güçlere başvururlar. Örneğin, dünyanın güneşin, ayın kendi yörüngesi etrafındaki dönüşünü, gelgit hareketlerini, yüksekten atılan cisimlerin izledikleri yolu, serbestçe bırakılan cisimlerin dünyanın yüzeyine düşme hızını açıklamak için Newton’un ünlü ‘genel çekim yasası’na başvurulur. Bununla beraber, yer çekimini kimse asla göremez. Maddenin çok küçük parçalar veya atomlardan oluştuğunu söylemek de aynı şeydir. Bu teori atomsal ve moleküler-düzey oluşumları bulmak için geliştirilen araçlardan uzun süre önce bilimsel olarak kabul edilmişti. Ve günümüzde bu tür araçlar geliştirilmiş olmasına rağmen, gözlemler ve ölçümlerin yorumu ‘atomik madde anlayışının doğru olduğu kabulü de dâhil!’ teorik kabullere dayanılarak yapılır.

Dördüncü empirist öğreti bilimsel yasaların doğasının açıklanmasıyla ilgilidir. Modern bilimin başarısının, büyük ölçüde, doğadaki düzenlilikler hakkındaki genel önermeler birikimine bağlı olduğu kabul edilir. Bunlar ‘bilimsel yasalar’ veya ‘doğa yasaları’ olarak adlandırılır.

Kaynakça:
https://www.britannica.com/topic/empiricism

Yazar: Taner Tunç

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here