GDO Teknolojisi Küresel Gıda Krizine Çözüm Olabilir mi ?

Gittikçe artan insan nüfusu, fosil yakıtlar nedeniyle bozulan iklim dengesi, insan istilası nedeniyle azalan tarım arazileri, buzulların erimesi… Bunlar dünyamızın geleceği adına küresel bir krizin gümbür gümbür gelen tehditlerinden sadece bazıları. Dünyanın sonuyla ilgili filmlerin abartılı ve korkunç havası kadar olmayabilir ancak yukarıda sayılan sebepler dünyanın çeşitli bölgelerinde ortaya çıkan gıda krizinin ne kadar ciddi olduğunu göstermesi bakımından oldukça dikkate değer. Son 30 senede gıda fiyatlarının en yüksek seviyeye ulaştığı ve açlıkla boğuşan insan sayısının 1 milyarı geçtiği yapılan tüm araştırmaların doğruladığı bir gerçektir.
ABD’li politikacı Jan Schakowsky, küresel gıda krizine dair söyledikleri dikkate değer:” Depremleri, iklim değişikliklerini, savaşları kısa vadede önlemeyebiliriz ancak açlığın önüne geçebiliriz.” Diyerek küresel gıda krizinde yapılacak çok şey olduğunu ifade etmiştir. Küresel gıda krizine biyoteknolojinin hangi çözümleri sunduğunu belirtmeden önce açlığın ne olduğunu tam olarak ifade edelim. Açlık, ihtiyaç duyulan gıdaları temin edememekten doğan fiziksel bir his ve mahrumiyet halidir. Dünyadaki ölüm ve hastalık sebeplerinin başında gelmektedir. Geçmişte çeşitli sebeplerle gelişen kıtlıklara bağlı olarak milyonlarca insan ölmekteydi. Günümüzde gelişen modern ziraat metotları sayesinde açlık insanlık için birincil tehdit sebebi olmaktan çıkmış bulunmakta ancak yukarıda vurgulanan sebepler açlığın yakın gelecek için tekrar ciddi bir kriz olacağına işaret ediyor. Sadece Uzak Doğu Asya’da yaşanan nüfus artışı bile gıda krizi için ciddi bir gösterge olarak kabul edilebilir.
Bu yazımızda biyoteknoloji alanında yaşanan gelişmelerin gıda krizine sunduğu çözümleri vurgulayacağız. Nobel Barış Ödülü sahibi ziraat bilimci Norman Borlaug, dünyanın mevcut durumda 10 milyar insan için yeterli gıdayı karşılayabilecek kapasitede olduğunu gittikçe bu nüfusa daha hızlı yaklaşan dünyamız için hızlı teknolojik çözümlerin kaçınılmaz olduğunu vurgulamıştır. Borlaug’un bahsettiği çözümler biyoteknolojik gelişmeleri ifade eder. Son asırda bileş biyoteknolojik çözümler en az 1 milyar insanın açlığa bağlı ölmesini engelemiştir.

Biyoteknoloji Alanındaki Çözümler

Biyoteknoloji, biyologlar ve gen mühendislerinin mikroplar, hayvanlar ve bitkiler üzerinde yaptıkları genetik manipülasyonlardır. Bu değişiklikler, bir nesilden diğerine geçen özellikleri değiştirmeyi ve söz konusu varlığı daha güçlü daha direngen ve daha üretken hale getirmeyi kapsar. Biyoteknoloji alanındaki çözüm ve çalışmalar insanlığın tarıma geçtiği ilk zamanlardan itibaren sürdürülmektedir.Bu bakımdan biyoteknolojiyi geleneksel biyoteknoloji ve modern biyoteknoloji olarak iki başlıkta ele alabiliriz. Geleneksel biyoteknolojiye baktığımızda,bira turşu, şarap, penisilin,insülin,kızamık,hepatit B ve kuduz için kullanılan aşılar… bu çerçevede değerlendirilir. Modern biyoteknoloji ise daha çok nanometrik ve bilgisayar destekli çalışmaları kapsar. Bu çalışmalar bilimin ulaştığı son seviyeyi ifade eder. Bitkilerin, hayvanların ve her türden canlı organizmaların hücre düzeyinde ele alarak üzerinde çalışır.DNA’nın aktif bir şekilde yapılandırıldığı bu çalışmalarda türlerin birbiriyle etkileşimi gerçekleştirilerek ortaya yeni ve daha dayanıklı organizmalar çıkartılır.
Biyoteknolojik araştırmalar içinde öne çıkan bir olan olan genetik mühendisliği, üzerinde çalışılan genlerin DNA manipülasyonu ile GDO’lu organizmalara dönüştürülmesini sağlar. Bu çalışmalar organizmalar arası güçlü yönlerin aktarılmasının yanında bir organizma içindeki faydalı özelliklerin bir araya getirilmesini ve kusurlu yönlerin atılmasını da içerir.Böylelikle söz konusu organizmalardaki hastalıkların önüne geçilmesi, çeşitli sebeplerden kaynaklanan strese daha dayanıklı olmaları,üreme verimi ve gıda kalitesinin artması sağlanmış olur. Son senelerde Uzak Doğuda’ki genetik mühendisliği laboratuvarlarında en çok üzerinde çalışıp geliştirdiği başlıca gıdalar şunlardır: kabak, mısır, patates, soya fasulyesi, domates, kanola, pamuk, patlıcan ve pirinçtir.

Biyoteknolojinin ulaştığı son noktayı ifade eden asıl devrimsel gelişme CRISPR teknolojisidir.Genedetik mühensiliği alanındaki en ileri uygulama olan CRISPR, bir DNA üzerinde yapılacak çalışmayı birtakım programlar marifetiyle bilgisayar destekli olarak yapabilen bir teknolojidir. Bu binlerce kitaptan oluşan bir kütüphanedeki bir kelimeyi bulmak için tek tek kitapları okumak yerine veri tabanı yüklü bir bilgisayar yardımıyla bulmaya benzetilebilir.Organizmaların genetik formları üzerindeki çalışmalar 1980’li senelerden itibaren başlamıştır. CRISPR yani Clustered Regularly Interspaced Palindromic Repeats yani “düzenli aralıklarla bölünmüş palindromik tekrar kümeleri” teknolojisi ise 2005 senesinde keşfedilmiştir. CRISPR teknolojisi giderek ciddi bir tehdit haline gelen gıda arzını sürdürülebilir ve tehdit olmaktan çıkmış hale getirmeyi vaat ediyor.
Maryland eyaletindeki laboratuvarında CRISPR teknolojiyle araştırmalar yapan bilim adamı Yiping Qi, bu teknolojiyle sadece küresel gıda krizi değil iklim değişikliği için bile bir şans yakalayabileceğimizi söylüyor. Qi, şu an için buğday ve pirinç gibi gıdaları iklim değişikliğinin her türlü tehdit edici etkisine karşı güçlendirilmiş hale getirdiklerini iddia ediyor. CRISPR teknolojinsin geliştirildiğinden bu yana zararlı mantarlara ve elverişsiz ortamların zor şartlarına dirençli birçok muz ,mısır ve domates türü geliştirilmiştir. CRISPR teknolojisinden önce herhangi bir zirai organizmayı ticari olarak efektif hale getirmek neredeyse ortalama 10 sene sürerdi. CRISPR teknolojisi ile bu durum ortalama bir iki sene içerisinde tamamen neticelendirilebilmekte. CRISPR bitikler üzerinde çalışan genetikçilerin karşılarında duran en büyük engeli aşmalarını sağladı. Genetikçiler daha önce tek bir ürünün DNA’sı üzerindeki basit bir çalışmayı bile adeta bir tez çıkartırcasına zahmetli bir şekilde sürdürürken bu teknoloji sayesinde birden fazla ürünü saatler içinde incelemek ve dönüştürmek mümkün hale gelmiştir. CRISPR teknolojisinin vaat ettiği dört etkili çözüm vardır:
* İlk ürünlerdeki verimliliği maksimuma çıkaracağı ve her türlü alanda yetişebilme kabiliyetine sahip ürünler geliştirilebileceği için yaban hayatının korunarak yeşil alanların muhafaza edilmesi
*İkinci olarak ürünlerin doğal şekilde azot üretebilecek formda dizayn edilmeleri mümkün hale getirilerek çiftçilerin zirai faaliyetlerde daha az gübre kullanmaları sağlanacak. Nitekim bu hem tarımsal üretimi kolaylaştıracak hem de daha doğal hale getirecektir.
*Üçüncü olarak hayvan yetiştiriciliğini daha verimli ve daha insancıl hale getirmek
*Dördüncü olarak inorganik girdileri azaltmak suretiyle daha düşük karbon salınmı sağlanarak daha yüksek verim elde edilebilecek

CRISPR teknoloji sayesinde kuzeyin buzlu soğuk topraklarında, çöl ikliminde Uzak Doğu’nun sık sık sel yaşanan topraklarında rahatlıkla ürün yetiştirmek mümkün olabilecek. CRISPR çalışmaları sayesinde dünyanın ciğerleri sayılan ve küresel ısınmanın sigortası olarak görülen vahşi hayat alanları, tarım alanlarının genişlemesine ihtiyaç duyulmayacağı için muhafaza edilebilecektir. CRISPR sayesinde bugüne kadar 30 binden fazla bitkinin gen envanteri çıkarılmıştır. Yakın zamanda CRISPR teknolojisiyle geliştirilen pirinçler sel baskınlarını başarılı bir şekilde tolere edebildi. Bu sayede yakın zamana kadar her sene Hindistan ve Bangladeş’te 4 milyon tona yakın pirinç yok olduğu için yaklaşık 30 milyon insan bir öğün gıdasını kaybederdi. Bugün ise 6 milyona yakın çiftçi CRISPR ile geliştirilen dayanıklı pirinç yetiştiriyor ve milyonlarca ton pirinç yok olmaktan kurtuluyor. Günümüzde ABD’de altı şirket CRISPR teknolojisiyle muhtelif zirai ürün geliştirmektedir. CRISPR teknolojiyle geliştirilen ürünlerin bir diğer iklim ve doğa dostu özelliği metan emisyonu oldukça düşük özelliklere sahip olmaları. CRISPR teknolojisinin iddialı ve kapsamlı olarak kullanan ülke Çin’dir. Çin gerek devasa nüfusunu beslemek gerekse de yoğun doğal krizlerin yaşandığı coğrafyasına karşı tedbir amaçlı 20 aktif CRISPR laboratuvarına ev sahipliği yapmaktadır. Çin, ABD hükumetine kıyasla bu teknolojiye iki katı bütçe ayırmaktadır. Sadece 2013 senesinde Çin hükumeti 1100’den fazla projeye 10 milyar dolar ödemiştir.

Kaynakça:

https://medium.com/@mediterranean/geneti%CC%87k-alaninda-%C3%A7i%C4%9Fir-a%C3%A7an-bi%CC%87r-teknoloji%CC%87-crispr-1fd6be399a08
https://www.wired.com/story/gene-editing-food-climate-change/

Can biotech crops solve the hunger crisis?

Yazar: Erdal Uğur

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This div height required for enabling the sticky sidebar
Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views :