Tıp alanında meydana gelen gelişmeler ile beraber “yaşlanma” bir uzmanlık alanı haline gelmiştir. Yaşlanma ile beraber vücutta meydana gelen değişimleri inceleyen alana Gerontoloji denir. Geras (ileri yaş) ve logos (bilim) sözcüklerinin birleşmesinden oluşmaktadır. Her ne kadar günümüzde Geriatri kavramı ile sık sık karıştırılsa da farklı bir alandır. Geriatri “yaşlılık hekimliği” anlamına gelip yaşlı hastalıkları ve tedavi yöntemleri ile ilgilenir. Yaşın ilerlemesi ile kişinin vücudunda birçok değişim ortaya çıkar. Bu türden hücresel değişiklikler Gerontoloji denilen bilim alanının doğmasına zemin oluşturmuştur. Bu konu hakkında araştırmalar sonucu her gün yeni bir bilgi elde edilmekte ve bu konuda yeni kuramlar çıkmaktadır. Bilinen bir gerçek var ise o da en erken yaşlanmanın beyinde başladığı gerçeğidir.
Otonom sinir sisteminde bulunan hücreler diğer bir ifade ile nöronların kaybına ya da işlevsel bozukluklara ve beyne giden kan akışında meydana gelen azalmaya bağlı beyin metabolizmasında bir takım değişimler görülür. Kırk yaşından sonra bir yılda beyin hücrelerinin %1 oranında öldüğü araştırmalar sonucunda ortaya konmuştur. Buna bağlı olarak beyinde hücreleri bağlayan geçiş yolları daralmakta ve mesaj geçişi yavaşlamaktadır. Tanıma, öğrenme, algılama gibi işlevler yavaşlamakta ve tepki zamanı uzamaktadır. Fakat beyin hücrelerinin yarısı öldüğü zaman birey hayat ile bağdaşmayacak düzeyde bir unutkanlığa sahip olur. Bunun nedeni ise beyinde yedek yolların ve yedek sistemlerin devreye girmesidir.
Beynimizi ne kadar fazla kullanırsak o kadar değişken söz konusu olmaktadır. Bu sebeple aktif olarak beynini kullanan kişiler zihinsel yaşlanma belirtileri ile daha geç tanışmaktadır. İşitme ve görme gibi duyu organlarının işlevlerinde bozulmalar başlamaktadır. Uyku bozuklukları görülmekte ve buna bağlı olarak uyku süresi kısalmaktadır. Hormonal sistemde, solunum, boşaltım, sindirim, kalp, damar, deri gibi sistemlerde yaşlanmaya bağlı olarak çeşitli değişiklikler görülmektedir. Vücudun mikroplara karşı direncini ifade eden bağışıklık sistemi zaman içinde miadını doldurmakta ve basit bir hastalık bireyi kolayca öldürebilmektedir.

 

Bireyde meydana gelen yaşlanmaya bağlı rahatsızlıklar zaman içinde vücudun dengesini bozmakta ve ölümle sonuçlanmaktadır. Biyolojik, psikolojik, fizyolojik ve sosyal boyutların bir arada ve etkileşim içinde olduğu bir süreçtir yaşlanma. Yaştaki ilerleme ile beraber hücrelerde ortaya çıkan değişmeler sadece vücudu etkilemekle kalmayıp bireyin psikolojisi ve sosyolojisi üzerinde derin etkiler bırakmaktadır. Yaşlanmış birey, üretkenliği azaldığı için toplum tarafından terk edilmiş gibi hisseder. Yaş ilerledikçe sözcüklerin kullanımında da zorluklar yaşanır ve kişilik yapısında da değişmeler olur.

Bazı değişik koşullara uyum sağlama, yeni fikir ve planları kabul etme anlamında büyük zorluklar ortaya çıkmaktadır. Yaşı ilerlemiş olan kişide öğrenebilme yeteneğindeki azalmaya bağlı neofobi (değişiklik ve yeniliklerden korkma) durumu başlar ve değişken koşullar konusunda karar verirken zorluk yaşar. Yaşlıların stabil bir hayat sürmesinin en temel mantığı budur. Eski eşyalara ya da kişilere olan aşırı bağımlılığın nedeni de budur. Bazı zamanlarda abartılı bir kişilik sergilenirken bazense eski kişilik tümüyle değişebilmektedir. Kişinin toplumsal yaşamında ve rollerinde yaşlanma ile beraber bir takım değişiklikler olur. Eşlerin ve akrabaların kaybı, çocukların uzağa gidişi yaşlı kişilerde strese sebep olur. Ünlü düşünür Platon’un ” tek başına gelmediği için yaşlılıktan korkun” şeklinde yaşlılıkla beraber gelen değişiklikler üzerine yapmış olduğu bu yorum doğru gibi gözükmektedir.

Kaynakça:
https://www.capella.edu/blogs/cublog/what-is-gerontology/
A Historical Perspective in Aging and Gerontology Patsy R. Smith

Yazar: Taner Tunç

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here