Hayvan Deneylerinin İnsan Sağlığına Katkıları

Medya, hayvanlar ile yapılmış çığır açıcı biyomedikal çalışmalarla doludur. Ancak hayvanlar, insan sağlığı için güvenilir bir model olabilir mi?

Beslenmeden kanser araştırmalarına kadar metabolizma çalışmalarında bilim insanları, insanlarla hayvanlar arasında bir paralellik kurar. Ancak bu tür çalışmalar temel alınıp, insan sağlığı ile tahminler yapıldığında sorunlar ortaya çıkar. Araştırmacılar bu konsepti, klinik uygunluk olarak adlandırır. Çoğu biyomedikal fon ajansı, insan sağlığına olan etkileri tahmin edebilmek için, araştırmacıların hayvan modellerini kullanmasını şart koşar.

Hayvan deneylerine dair en eski kayıt milattan önce 2000 yıl önceye dayanır. Babiller ve Asyalılar, insanlar ve hayvanlar için ameliyat ve ilaç denemeleri yaptı. Yüzyıllar boyunca hayvan deneyleri, çok sayıda yeni bilgi açığa çıkarmıştır.

Milattan sonra Galen’in, arterlerden hava yerine kanın aktığını keşfetmesinden, 2006 yılında dört genin aktive edilmesinin embriyonik kök hücre fazındaki bir hücreyi, bu fazdan geri döndürebildiğinin kanıtlanmasından beri, hayvan modelleri yaşam bilimlerinde bilimsel gelişmelerin kalbindedir.

İnsan hastalıkları sıklıkla diğer hayvanları da etkiler. Bu durum çoğunlukla bulaşıcı hastalıkları ve tip 1 diyabeti, hipertansiyonu, alerjileri, kanseri, epilepsiyi, miyopatileri ve benzer hastalıkları kapsar. Bu hastalıkların mekanizmaları oldukça benzerdir. Ayrıca hayvanları tedavi etmek için kullanılan ilaçların %90’ı, insanları tedavi eden ilaçlarla benzerdir. Modern tıp için kritik olan yeni tedavilerin geliştirilmesi için hayvan modellerini kullanan Nobel ödüllü bir grup bilim insanı vardır. Bu tür çalışmalara bir örnek; Frederick G. Banting ve John Macleod’un köpeklerden insülin izole etmesi, gine domuzları ve tavşanlarda Emil von Behring’in aşılar üzerine çalışması ve 2018 yılında Nobel ödülünü kazanan James Allison and Tasuku Honjo’un kanser imünoterapisi alanında fare ve fare hücre hatlarıyla ilgili olan çalışmasıdır.

Hayvan modellerinin, şu an aldığımız tıbbi bakım hizmetlerine büyük katkıları olduğu şüphesizdir. Ancak hayvanlardan elde edilen sonuçlar, her zaman sonraki adımda insanlar üzerine yapılan çalışmalarla paralel olmamıştır.

Diğer taraftan, çoğu hayvan modeliyle genetik kodumuzun ortak olmasına rağmen, açık genetik farklılıklar vardır. Bazı kişiler bu farklılıklara dayanarak, hayvan modellerinin değerini çürütürken, çok sayıda kişi bu farklılıkları da göz önüne alarak, hayvansal modellerle yapılan deneylerin gözlemlerin hesaba katılması gerektiğini savunur.

2018 yılında, Journal of Translational Medicine adlı bir dergide yayınlanan bir çalışmaya göre, türler arası farklılıklardan kaynaklanan belirsizliklerden dolayı, klinik öncesi hayvan modellerinin tamamen geçerli olmadığı sonucuna varılır. Bu makale; bir ilacın klinik denemelerden önce hayvan çalışmalarının yapılmasının gerekli olduğu farmasötik endüstrisi üzerinde yoğunlaşır. Günümüzde, bu tür klinik öncesi modeller olmadan, insanlar üzerinde yeni ilaçlar test etmek mümkün değildir.

Tedavilerin, laboratuvardan kliniğe aktarılmasındaki düşük başarı oranına etki eden çok sayıda faktör varken ana sebep; klinik etkinliği ve güvenliği tahmin etmede klinik öncesi hayvan modellerinin yetersiz oluşudur. 2018 yılında bu konuda yayınlanmış makalede, bu konuya ait bir örnek de veriliyor. Bu örnekte, klinik öncesi çalışmaların TGN1412 adlı bir ilacı güvenli olarak göstermesine rağmen, faz 1 denemesine katılan hastalar, yaşamı tehdit edici ciddi reaksiyonlara maruz kaldılar. Bu nedenle uygun modelin seçilmesi ve sonuçların yorumlanması önemlidir.

Finlandiya’da Helsinki Üniversitesi’nden Dr Vootele Voikar, davranışsal çalışmalar için fareleri kullandı. Lab Animal dergisinde meslektaşları ile birlikte yayınladığı çalışmasında, farklı satıcılardan aldığı genetik açıdan benzer farelerin temel davranışsal profillerinde, farklılıklar görüldü. Dr. Voikar hayvan deneylerinin insan sağlığına nasıl bir ilgisi olduğuna yönelik yaptığı açıklamada; “ Deneylerin dikkatlice tasarlanması, farklı seviyelerde validasyonun anlaşılması ve sonuçların uygun şekilde yorumlanması, hayvan deneylerine güveni arttırabilir” demiştir.

Son yıllarda, hayvan modellerinin kullanılmasına alternatif olarak, laboratuvar ortamında kök hücreler kullanılarak organoid adı verilen organların 3 boyutlu yapıları geliştirilmeye çalışılmaktadır. Organoidlerin insan hücrelerinden kökenlenmesi nedeniyle, klinik öncesi ilaç testleri için güvenilir bir model olduğu düşünülmektedir. Fakat organoid teknolojisindeki, organoidde kan akışının nasıl sağlanacağı ve içerdiği farklı hücre tiplerinin nasıl standartlaştırılacağı gibi henüz çözülemeyen sorunlardan dolayı, hayvan modelleri en azından bir süre daha kullanılmaya devam edilecek gibi görünüyor.

Kaynakça:

https://www.medicalnewstoday.com/articles/325255.php

Yazar: Ayça Olcay

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This div height required for enabling the sticky sidebar
Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views :