İdarenin gerçekleştirdiği işlem veyahut eylemlerin hukuka aykırı olduğu iddiasıyla birlikte idari uyuşmazlıklar gündeme gelecektir. Söz konusu eylem ya da işlemin hukuka aykırılığını ileri süren kişinin devletten hukuki koruma talebinde bulunmasıyla gündeme gelecek olan davalar ise idari dava niteliğindedir. İdari dava türlerine İYUK madde 2’de yer verilmiş ve tanımlanmıştır. Buna göre idari dava türleri; iptal davası, tam yargı davası ve idari sözleşmelerden doğan davalardır. Bu yazımızda uygulamada en çok karşılaşılan idari dava türlerinden olan iptal ve tam yargı davaları üzerinde durulacaktır.

1. İptal Davası

İptal davası, idari işlemlerin hukuka aykırı olduklarının ileri sürülmesi ve bu sebeple iptalleri için, menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalardır. Tanımdan da anlaşılacağı üzere, iptal davaları idari işlemlerin hukuka aykırılıklarının tespiti için açılmaktadır. İptal davası neticesinde dava edilen işlem hukuka aykırı görülürse iptal edilir ve iptal edilen idari işlem tesis edildiği andan itibaren geçersiz hale gelecektir yani idari işlem en baştan itibaren hükümsüz olacaktır. Eğer iptal davası neticesinde idari işlemin hukuka aykırı olmadığı tespit edilirse dava reddedilecektir. Doktrinde iptal davaları tespit davasına benzetilmektedir. Ancak iptal davalarında idari işlem ile ilgili hukuka aykırılık tespit edilir ve herhangi bir aykırılık mevcutsa işlem iptal edilir. İşte bu yönüyle tespit davasından ayrılmaktadır.

İptal Davasının Özellikleri

İptal davalarının konusunu idari işlemler oluşturmaktadır. Bu davanın açılabilmesi için önceden gerçekleştirilmiş bir işlemin mevcudiyeti gereklidir. İdareye bir işlemin yaptırılmasını sağlamak amacıyla bu dava yoluna başvurulamayacaktır. Davaya konu olabilecek idari işlemler, idarenin tek yanlı işlemlerdir. Bu işlemler düzenleyici işlemler veyahut bireysel işlemlerdir. Bu nitelikte olması kaydıyla olumlu-olumsuz, açık-zımni gibi farklılıklar göz önüne alınmayacak ve iptal davasına konu olabilecektir.

Ancak kesin ve yürütülmesi gerekli olan idari işlemlere karşı iptal davası açılabilir. Kesinlik, işlemin tamamlanmış halde olmasını ifade eder. Yürütülmesi gerekli olan işlem kavramı ise ilgili işlemin uygulanabilmesi için başka herhangi bir işleme gerek olmadığını ve doğrudan ilgililer üzerinde hukuki sonuç doğurmasını ifade etmektedir. İcrai nitelik taşıyan bir idari işlemin öncesindeki hazırlık aşamaları ile ilgili olarak iptal davası yoluna başvurulamayacaktır. Kural bu olmakla birlikte bazı ön işlemler hukuki sonuç doğurmaktadır ve bu yüzden iptal davasına, istisnai olarak konu olabilmektedirler. Bir idarenin iç düzen olarak nitelendirilen kararları hukuki sonuç doğurmazlar, bu kararlar idarenin iç düzeni ile alakalıdır. Bu sebeple bu tür kararlar iptal davasına konu olmazlar.

Bir işlemin kesinleşmiş olabilmesi için zorunlu itiraz yollarının tüketilmesi gereklidir. Eğer söz konusu işlem için zorunlu itiraz yolları öngörülmüş ve bu itiraz yolları tüketilmemişse iptal davası yoluna başvurulamayacaktır. Ancak bu itiraz yollarının tüketilmesinin ardından bir sonuç alınamamışsa iptal davası açılabilecektir. Bahsedilen itiraz yolları tüketilmeden idari işleme karşı iptal davası yoluna gidilecek olursa idari merci tecavüzü söz konusu olacaktır. İptal davası, ancak bir idari işlemin hukuka aykırılığının iddia edilmesi ile açılabilecektir. Bir idari işlem ile ilgili olarak yerindelik ya da verimsizlik sebebiyle iptal davası açılamaz. Çünkü idari yargı yerleri, iptal davaları kapsamında yalnızca hukuki bir denetim yapmaktadır. İptal davası, objektif özellik taşıyan davalardır. İptal davasında, dava edilen idare olmayıp, idari işlemlerdir. Nitekim bu iptal davasının amacı ile de örtüşmektedir. Bu davanın amacı ; bir işlemin iptal edilerek gerçekleştirildiği andan itibaren hükümsüz hale getirilmesi ve idarenin hukuka uygun hareket etmesinin sağlanmasıdır. Yine bu amaç göz önünde tutulduğunda, kamu yararının öncelik arz ettiği açıktır. Kamu yararının olması bu tür davalara herkesin başvurabileceği sonucunu doğurabilir. Ancak böyle bir durumun ortaya çıkaracağı kargaşa, ilgili kurumların işleyemez hale gelmesini kaçınılmaz kılacaktır. İşte bu çelişkili durumun bir çözüme kavuşturulması adına ortalama bir yol benimsenmiş bulunmaktadır. Buna göre; iptal davasında re’sen tahkik sistemi öngörülmüştür, yargılamanın konusunu idare değil idari işlem oluşturacak yani davalı olarak idarenin gösterilmesinin bir önemi olmayacaktır bu iptal davasının objektif özelliklerinden birisidir, diğer objektif özellik ise iptal davası neticesinde iptal edilen işlemlerden yalnızca davacı değil onunla aynı konumda olup menfaati ihlal edilenler de faydalanacaktır. İYUK madde 2/1’de de bu doğrultuda bir açıklama getirilmiştir. Kanun hükmünü de dikkate aldığımızda burada esas alınacak ihlal türü , kişisel bir hak ihlali değil, menfaat ihlalidir. Sonuç olarak, bu davanın açılabilmesi için davacının doğrudan işlemin ilgilisi olması gerekmemektedir. İşlemle ilgili olmayıp kişisel menfaat ihlaline maruz kalmış kişiler de bu dava yoluna başvurma imkanına sahiptir. Bu hususta bazen istisnai olarak menfaat ilişkisi geniş tutulabilmektedir. Bunun anlamı ; salt vatandaşlık ilişkisinin, kişilere bazı durumlarda dava açma hakkı tanımasıdır. Bu haller anayasada belirtilmektedir; çevre hakkından, tarih,kültür ve tabiat varlıklarının korunmasından ve kıyılardan yararlanma hakkını konu eden işlemlere karşı herkes dava açabilecektir.

İptal Davası Açılabilmesinin Şartları

– Menfaatin kişisel olması gerekir.
– Menfaat güncel olmalıdır.
– Menfaat meşru olmalıdır.

Vakıfların İptal Davası Açabilmesi

Vakıflar, tüzel kişiliğine ilişkin idari işlemlerle ilgili olarak iptal davası yoluna gidebilirler. Aynı zamanda vakıfların senedinde belirtilmiş olan amaç ya da amaçları etkileyen idari işlemler söz konusu olduğunda iptal davası açılabilecektir. Vakıfların menfaati de ihlal edilebilmektedir.

Derneklerin İptal Davası Açabilmesi

Dernekler de vakıflar gibi tüzel kişiliğine yönelik idari işlemlere karşı iptal davası açabilirler. Ayrıca dernekler, tüzüklerinde yer alan faaliyet konularını etkileyen işlemlere karşı iptal davası açabilirler. Çünkü bu faaliyet ve amaçlara yönelik yapılan işlemler derneklerin menfaatini zedelemek anlamına gelecektir.
Dernek, tüzüklerinde üyelerin hak ve çıkarlarını korumak gibi amaçlara yer vermiş olabilir, üyelerinin hakkını korumak için iptal davası yoluna gidebilecektir. Bu gibi durumlarda Danıştay’ın da paralel görüşüne göre dernek üyeleri arasında menfaat çatışması olmamak kaydıyla dernekler üyelerinin belli bir kısmı için de dava açabilir.

Sendikaların İptal Davası Açabilmesi

Bu başlık altında işçi veya kamu görevlilerinin sendikaları arasında bir ayrım yapılmayacaktır. Bu sendikalar kendi tüzel kişiliklerine yönelik idari işlemlere karşı iptal davası açabilecektir. Aynı zamanda üyelerinin çıkarlarını etkileyen idari işlemlere karşı da dava açabilirler. Derneklerde olduğu gibi üyeleri arasında menfaat çatışması yaratmaması şartı ile sendikalarda üyelerinin belli bir kısmının hak ve çıkarlarına yönelen düzenleyici idari işlemlere karşı iptal davası yoluna gidebilirler. Danıştay kararları doğrultusunda sendikaların davacı sıfatı ile idarenin düzenleyici işlemlerine karşı üyeleri lehine dava açabilecekleri öngörülmüştür. Ancak bu konuda istisna denilebilecek durumlar söz konusudur. Buna göre ; işçi sendikaları işçilerin çalışma hayatını ilgilendiren bireysel düzenlemelere karşı, kamu görevlileri sendikaları ise kamu görevlilerinin atanması, emekliye ayrılması gibi bazı bireysel hak ve yükümlülükleri ilgilendiren konularda ki işlemlere karşı üyelerinin yazılı başvurusu üzerine ve ancak üyelerini temsilen iptal davası açabileceklerdir. Sendikalar,üyelerinin bireysel işlemlerine karşı davacı sıfatıyla dava açamaz. Ancak üye yazılı yetki vererek, sendikaya üyelerini temsilen idarenin bireysel işlemlerine karşı dava açabilme imkanı tanınmıştır.

Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Kuruluşlarının İptal Davası Açılabilmesi

Kamu kurumu niteliğinde ki meslek kuruluşlarına anayasanın 135. maddesinde yer verilmiştir. Bu meslek kuruluşlarına mimar ve mühendis odaları ve üst kuruluş olarak Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği, barolar ve üst kuruluş olarak Türkiye Barolar Birliği örnek verilebilir. Bu kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları anayasada öngörülmüş görevleri nedeniyle, tüzel kişiliklerine yönelik idari işlemlere karşı iptal davası yoluna başvurabilir. Tüzük ve yönetmelikleri gereği meslek veya meslek mensuplarının haklarını, çıkarlarını ilgilendiren işlemlere karşı da iptal davası açabileceklerdir.

Yürütmenin Durdurulması

İdari işlemler, iptal edilinceye kadar uygulanmaya devam eder. Bir idari işlem hakkında iptal davası açılmış olsa bile idari işlemin icrailiği söz konusu olduğundan uygulanması durmaz ve ertelenmez. İptal davası yoluna başvurulması, söz konusu işlemin yürütülmesinin durmasını sağlamaz.
Nitekim İYUK 27/1’de de bu hususa yer verildiğini görmekteyiz. Ana kural, iptal davası açmakla yürütmenin durdurulamayacağıdır ancak bazı istisnai durumlarda yürütmenin durdurulabilmesi öngörülmüştür. Yürütmenin durdurulması müessesesi, iptal davalarına anlam kazandırmaktadır.

Yürütmenin duracağı istisnai haller :

– Vergi tarh işlemleriyle alakalı olarak idare mahkemesinde dava açılacak olursa, idare tarh ettiği vergiyi tahsil edemeyecek ve yürütme duracaktır.
– İdari para cezaları içeren bir işlem gerçekleştiğinde bu işleme karşı dava açıldığında, idare söz konusu idari para cezasını tahsil edemeyecek,tahsil işlemi duracaktır.
– Hakkında sınır dışı edilme kararı verilen bir yabancı kişi, bu kararın kendisine tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde idare mahkemesinde dava açabilecek ve bu dava yürütmeyi durduracaktır.
– İdari işlemin uygulanması sonucunda telafisi güç veya giderilmesi imkansız zararların oluşması ve işlemin hukuka aykırılığı açıkça belli ise gerekçe gösterilerek yürütmenin durdurulmasına karar verilebilir.

Yürütmenin durdurulması, iptali istenen idari işlemin icrai niteliğinin askıya alınmasını sağlayan ayrıksı bir durum ve geçici bir süreçtir. Geçici olmasının anlamı, en geç dava sonuna kadar askı halinin devam edebileceğidir. Yürütmenin durdurulması kararı, nihai bir karar değildir. Ancak bir ara karar olduğunu da söylemek mümkün değildir.

Yürütmenin Durdurulmasının Koşulları

Usule ilişkin şartlar :

– Taraflardan birinin talepte bulunması gerekir.
– İptal davasının açılmış olması gerekmektedir.
– Yürütmenin durdurulması kararları, teminat karşılığında verilir. Ancak çeşitli yardımlardan faydalananlar için istisnai olarak teminat alınmaz.
– Gerekçe gösterilerek yürütmenin durdurulmasına karar verilmelidir.
– Yürütmenin durdurulması kararı verilen dosyalar öncelikle incelenecek ve karar bağlanacaktır.
– Aynı sebepler ileri sürülerek ikinci kez yürütmenin durdurulması yoluna başvurulamayacaktır. Yeni bir sebebin doğması neticesinde bu yola tekrar başvurulabilir.
– İdarenin savunması alındıktan sonra veyahut savunmaya ilişkin öngörülen sürenin geçmesi ile birlikte gerekçe gösterilerek yürütmenin durdurulmasına karar verilebilir. Ancak sonra yeniden karar verilmek şartıyla savunma alınmaksızın yürütmenin durdurulması yoluna gidilebilmektedir. Bunlar ise uygunlamakla etkisi tükenecek olan işlemlerdir. Bu istisnanın da bir istisnası mevcuttur o da ; kamu görevlileriyle ilgili verilecek olan atama,naklen atama,görev ve unvan değişiklikleri,geçici veyahut sürekli görevlendirmelerle alakalı idari işlemler, uygulanmakla etkisi tükenecek işlemlerden sayılmamaktadır.

Esasa ilişkin şartlar :

– Dava edilen işlemlerin uygulanması neticesinde telafisi güç veya imkansız zararların doğması gereklidir.
– Dava edilen idari işlemin açıkça hukuka aykırılığı söz konusu olmalıdır.

Anayasa madde 125 ve İYUK 27’de bu iki şartın gerçekleşmesi halinde yürütmenin durdurulması kararı verilebileceği öngörülmüştür.

Yürütmenin Durdurulması İsteminin Karara Bağlanması

Yürütmenin durdurulması talebiyle mahkemeye başvurulması üzerine yukarıda bahsettiğimiz şartların bulunmadığının tespit edilmesi halinde talep reddedilecektir. İdari işlem hakkında yürütmenin durdurulmasına ilişkin öngörülmüş olan şartların var olduğunun tespit edilmesi halinde kabul kararı verilecektir. Kabule ilişkin karar on beş gün içinde hazırlanır.

Yürütmenin Durdurulması Kararına İtiraz

Kanun hükmüne göre itiraz mercileri yürütmeyi durdurma kararını veren yargı yerlerine göre değişmektedir. Yürütmeyi durdurma kararı idari dava dairesi tarafından verilmiş ise, idari dava daireleri kurulu, vergi dava dairelerince verilmiş ise vergi dava daireleri kurulu itiraz mercii olacaktır. İdare ve vergi mahkemeleri tarafından kurul halinde veya tek hakimle verilen kararlara karşı itiraz mercii bölge idare mahkemeleridir. Yürütmenin durdurulması ile ilgili verilecek olan karar bir nihai karar niteliğinde olmadığı için tek başına temyize konu olamayacaktır. İtiraz süresi, karara ilişkin tebliği izleyen günden itibaren yedi gündür. İtiraz hakkı ancak bir defaya mahsus olarak kullanılabilir. İtiraz üzerine verilen kararlar kesindir,itiraz incelemesi neticesinde verilmiş olan kararla ilgili tekrar itiraz, temyiz veya karar düzeltme yoluna başvurulamayacaktır.
Başvurulacak olursa reddedilecektir.

Yürütmenin Durdurulması Kararının Sonuçları

Yürütmenin durdurulması kararı ile idari işlem kesinlikle hükümsüz hale gelmez. Ancak davanın sonunda verilecek iptal kararı ile bu idari işlem başından itibaren hükümsüz hale getirilebilir. Yürütmenin durdurulması kararı verilene kadar yapılmış olan işlemler geçerliliğini korur.
Yürütmenin durdurulması kararı, işlemin özüne dokunmamaktadır. Bu karar koruyucu nitelikte olduğundan, işlemin uygulanmasını durdurur. İşlem hukuken vardır ancak askıya alınması söz konusudur.

Yürütmenin durdurulması kararı verilmesi halinde, idarenin yapması gereken; kararla birlikte kendiliğinden uygulama gücü duran veyahut ötelenen işlemi uygulamamak ve bu karar yeni bir mahkeme kararı ile ortadan kaldırılıncaya dek işlemden önceki durumu korumasıdır. İdare, verilen karara ilişkin işlemi gecikmeksizin yerine getirmekle yükümlüdür. İdare, yapmakla yükümlü bulunduğu işlem veya eylemleri, her koşulda kararın kendisine tebliğinden itibaren otuz günlük sınırı aşmamalı ve geciktirilmeksizin yükümlülükler yerine getirmelidir. Dava edilen işlem, idare tarafından henüz uygulamaya konulmadıysa, yürütmenin durdurulması kararı ile birlikte idare, bu işlemi uygulanmaktan kaçınacaktır. Yürütmenin durdurulması kararı, idare tarafından uygulandıktan sonra, söz konusu işleme ilişkin davanın esastan reddedilmesi halinde, yürütmenin durdurulması kararı kendiliğinden ortadan kalkacaktır.

2. Tam Yargı Davaları

Tam yargı davaları ile idare hukukunda ihlal edilen bir hakkın yerine getirilmesi veyahut uğranılan bir zararın giderilmesi talep edilmektedir. İdari yargılama usulü kanunu uyarınca da idari eylem ve işlemlerden ötürü kişisel hakları ihlal edilenler tarafından açılan davalara tam yargı davaları denilmektedir. Kanun hükmünde yer alan tanıma baktığımızda, tam yargı davalarının hem idari işlemler hem de idari eylemler nedeniyle açılabileceğini görmekteyiz. Bahsedilen işlem veyahut eylemin kişisel hak ihlaline sebep olması gerekmektedir. Kişisel hak ihlalinden bahsedebilmemiz için söz konusu kişinin maddi ya da manevi bir zarara uğramış olması gerekmektedir. Tam yargı davaları bir tür edim davasıdır. Tam yargı davaları farklı biçimlerde ortaya çıkabilmektedir. En tipik olanı tazminat davasıdır. Anayasada da tam yargı davalarına göndermede bulunulmuştur. Bu gönderme,idarenin kendi eylem veya işlemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlü olduğu belirtilmiştir. Bu davalar genellikle idarenin nakdi bir ödemede bulunmaya mahkum edilmesi ile sonuçlanmaktadır. İstirdat davaları da tam yargı davalarına örnek olarak gösterilebilir. Doktrinde idari sözleşmelerden doğan uyuşmazlıklar sebebiyle açılacak olan davalar da tam yargı davalarının bir türü olarak benimsenmektedir. İdari sözleşmelerden kaynaklanan tüm uyuşmazlıklar tam yargı davasıdır denilemez,taraflar arasında çıkacak bir takım uyuşmazlıklar iptal davasına da konu olabilecektir. Vergilendirme işlemlerinden kaynaklanan bazı uyuşmazlıklar tam yargı davalarının konusunu oluşturabilmektedir.

Tam Yargı Davası İle İptal Davası Arasındaki Farklar

– İptal davasına yalnızca idari işlemler konu olabiliyorken, tam yargı davalarında idari işlemler,idari eylemler ve idari sözleşmeler konu olabilmektedir.
– İptal davasının sonucu , söz konusu idari işlemin iptali iken tam yargı davalarının sonucu ihlal edilen hakkın tazminini ya da telafisini içermektedir.
– İptal davasının açılabilmesi için menfaat ihlali yeterli iken tam yargı davalarında sübjektif bir hakkın ihlali mevcut olmalıdır.
– İptal davası objektif niteliktedir, amacı işlemin hukuka uygun olup olmadığının araştırılmasıdır. Tam yargı davalarında ise sübjektif nitelik ağır basmaktadır,amaç kişinin ihlal edilen hakkının tazminidir.
– İptal davasında verilen kararlar genel etkili ve ilgili herkesin yararlanmasını sağlarken, tam yargı davasında verilen kararlar sadece davanın tarafları üzerinde etkili olacaktır.

Tam Yargı Davasının Konuları

İdari işlemler sebebiyle tam yargı açılabilmektedir. Bu hususa İYUK madde 12’de de yer verilmektedir. Buna göre; kişisel hakları ihlal edilen kişiler, Danıştay,idare ve vergi mahkemelerine başvurarak tam yargı davası ya da iptal ve tam yargı davası açabilecekleri gibi önce iptal davası ardından usullere uyarak tam yargı davası açmak suretiyle yargı yoluna başvurabileceklerdir. Görüldüğü üzere, tam yargı davası açmanın çeşitli yolları vardır. Bu yolları incelemek gerekirse ;

– Doğrudan tam yargı davası açılması ilk yoldur. Bu durumda davaya konu olan işlem ile ilgili hukuka uygunluk denetimi yapılmamaktadır. Yalnızca işlem sebebiyle uğranılan zararın tazmin edilmesi talep edilmektedir. Doğrudan tam yargı davası açılabilmesi için idari işlemin gerçekleştiği tarihte ya da tebliğ tarihinde hak kaybının kesinleşmiş olması gereklidir.
– İkinci yol, iptal davası ile tam yargı davasının birlikte açılmasıdır. İptal davasının kapsamına giren bir işlem aynı zamanda kişisel bir hak ihlaline sebep olmuşsa bu durumda zararın tazmini de talep edilebilecektir. Bu iki davanın birlikte açılabilmesi için işlemin gerçekleştirildiği tarih ya da tebliğ tarihinde işlemin uygulanması tamamlanmış ve hak ihlalinin kesinleşmiş olmalıdır. Kamu görevlilerine yönelik işlemler sebebiyle bu yola başvurulmuşsa burada istisnai olarak hak ihlali sebebiyle doğan zararın tespiti mümkün olmadığından, kesinleşmiş olma kuralı dikkate alınmayacaktır. Bu yola başvurulduğunda öncelikle hukuka uygunluk denetimi yapılacak, ardından tazminata ilişkin karar verilecektir.
– İptal davası açıldıktan sonra tam yargı davası açılması da bir diğer yoldur. İptal davasının karara bağlanması üzerine, kanun yolları da dikkate alınarak dava süresi içinde tam yargı davası açılabilmesini ifade etmektedir. İptal davasının neticesi, tam yargı davasının akıbetini etkilememektedir.
– Son yol ise idari işlemin uygulanması sebebiyle uğranılan zararın tazmin edilmesi talebiyle tam yargı davası açılmasıdır. İcra tarihinden itibaren dava süresi içinde hak ihlaline uğrayan kişi tam yargı davası açılabilmektedir.

İdari eylemler sebebiyle de tam yargı davası açılabilmektedir. İdarenin her çeşit faaliyeti bu davaya konu olabilecektir. Bunlara hareketsiz kalması,araçları sebebiyle ve benzeri şekilde kaynaklanan zararlar da dahildir. Bu yargı yoluna İYUK madde 13’de değinilmektedir. Buna göre ; idari eylemlerin sonucu olarak kişisel hakları ihlal edilmiş olan kişiler , idari dava açmanın öncesinde söz konusu eylemleri öğrendikleri tarihten bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak ihlal edilen hakların iadesini istemeleri gerekmektedir. Bu talebin reddi halinde, işlemin tebliğ tarihinden itibaren altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde ise bu sürenin bittiği tarihten başlayarak, dava süresi içinde dava açılabilecektir.

Dikkat edilirse bu konuda zorunlu idari başvuru öngörülmüştür. Bu başvuru yolu tüketilmeden dava yoluna gidilmesi halinde mahkeme, dosyayı ilgili idareye gönderir.

Kaynakça:
İdari Yargılama Usulu Kanunu
Anayasa
İdari Yargılama Hukuku- Prof.Dr. A. Şeref GÖZÜBÜYÜK/ Prof.Dr. Turgut TAN

Yazar:Erdem Oğuzhan

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here