Klinik İmmünoloji Konuları Nelerdir?

Bağışıklık bilimi “immünoloji”, biyoloji ve tıp bilimlerinin, vücudu çeşitli savunma hatları yoluyla enfeksiyonlardan koruyan bağışıklık sistemini inceleyen çok önemli bir dalıdır. Bağışıklık sistemi gerektiği gibi çalışmadığında, otoimmünite, alerji ve kanser gibi hastalıklara neden olur. Ayrıca, bağışıklık sistemi tepkilerinin, Alzheimer gibi metabolik, kardiyovasküler ve nörodejeneratif hastalıklar dahil olmak üzere, geleneksel açıdan immünolojik olarak görülmeyen pek çok yaygın bozukluğun gelişimine katkıda bulunduğu belirlenmiştir.

Bağışıklık bilimi, çiçek aşısını bulan Edward Jenner’in (1749 – 1823), 18. yüzyıldaki ilk araştırmalarından başlayarak diğer herhangi bir tıbbi ilerlemeden daha fazla hayat kurtardığı bilinen bir “inovasyon” aşılara, 19. ve 20. yüzyıllarda ortaya çıkan sayısız bilimsel buluşa, örneğin organ nakillerine, kan gruplarının tanımlanmasına ve monoklonal antikorların kullanımına, modern tıbbın yüzünü değiştirmiştir. İmmünolojik araştırmalar, Ebola gibi yeni ortaya çıkan patojenler için devam etmekte olan çalışmalarla, günümüzde de bilim insanlarının önemli sağlık sorunlarının nasıl tedavi edileceği konusundaki ufkunu genişletmeye devam etmektedir. Temel immünoloji anlayışındaki ilerlemeler klinik ve ticari uygulamalar açısından çok önemlidir ve geniş bir hastalık dizisini yönetmek için yeni teşhis ve tedavilerin keşfini kolaylaştırmaktadır. Bunlara ek olarak, hızla ilerleyen teknoloji ile birleştiğinde, immünolojik araştırmalar, sitometri ve antikor teknolojisi gibi kritik öneme sahip araştırma tekniklerinin ve araçlarının bulunmasına olanak sağlamıştır.

Bağışıklığın Moleküler Ve Hücresel Bileşenleri

Bağışıklık sistemi, vücudu hastalıklardan korumak amacıyla evrimleşmiş, karmaşık bir yapılar ve süreçler sistemidir. Moleküler ve hücresel bileşenlerden oluşmaktadır. Temel veya klasik immünoloji, hem doğuştan gelen hem de adaptif bağışıklık sistemini oluşturan bileşenleri incelemeyi içerir:

Doğuştan gelen bağışıklık: İlk savunma hattıdır ve spesifik değildir. Yani, ne kadar farklı olurlarsa olsunlar tüm potansiyel patojenler için yanıtlar aynıdır. Doğuştan gelen bağışıklık, fiziksel engelleri (örneğin deri, tükürük vb.) ve hücreleri (örneğin makrofajlar, nötrofiller, bazofiller, mast hücreleri vb.) içerir. Bu bileşenler bir organizmayı enfeksiyona karşı ilk birkaç gün süreyle korumaya hazırdır. Bazı durumlarda, patojeni temizlemek için yeterlidir, ancak diğer bazı durumlarda ise ilk savunma yetersiz kalır ve ikinci bir savunma hattı devreye girer.

Adaptif bağışıklık: Karşılaşılan enfeksiyonları belleğinde tutan ikinci savunma hattıdır. Bu nedenle de o patojene ya da maddeye özgü gelişmiş spesifik bir yanıt oluşturabilir. Adaptif immünite, genellikle kan dolaşımında gezen yabancı patojenleri hedef alan antikorları içerir. Buna, özellikle kolonileşmiş hücrelere sahip olan patojenlere karşı hareket eden ve enfekte durumdaki hücreleri doğrudan öldürebilen ve vücudun antikor yanıtının kontrolüne yardımcı “T hücreleri” de dahildir.

Klinik İmmünoloji

İmmünologlar, immünolojide uzmanlaşmış bilim insanları ve / veya klinisyenlerdir. Pek çok immünolog, üniversitelerde, araştırma merkezlerinde veya özel sektörde (örneğin ilaç endüstrisinde) araştırmaya odaklanmış laboratuvarlarda çalışmaktadır. Diğer immünologlar yani “klinik immünologlar” ise, bağışıklık sistemi hastalıklarının, otoimmün hastalıklar ve alerjiler gibi hastalıkların tanı ve tedavisi ile ilgilenen klinisyenlerdir.

Bağışıklık sistemi çok hassas düzenlenmiş ve dengeli bir sistemdir ve bu denge bozulduğunda vücut hastalıklara açık duruma gelir. Bu alanda yapılan araştırmalar, yoğun olarak bağışıklık sisteminin işlev bozukluğunun neden olduğu hastalıkları incelemeyi kapsamaktadır. Bu çalışmaların çoğu, bağışıklık sisteminin çalışma biçimini değiştirerek ya da örneğin aşılar söz konusuysa bağışıklık sistemini önceden hazırlayarak ve spesifik patojenlere karşı bağışıklık reaksiyonunu hızlandırarak hastalığın aşamalarını yönetebilen ya da tedavi edebilen yeni yöntemlerin geliştirilmesinde hayati bir rol üstlenmektedir.

İmmün yetmezlik bozuklukları, bağışıklık sisteminin uygun bir savunma mekanizmasını seçme kabiliyetini bozar. Bunlar inatçı, tekrar eden ve / veya komplikasyonlara neden olan, hatta ölümcül şiddetli enfeksiyonlarla ilişkilidir. İki tip immün yetmezlik bozukluğu vardır: Birincil immün yetmezlikler tipik olarak doğumda başlar, genellikle kalıtsaldır ve nispeten nadirdir. Tipik bir örneği, yaygın değişken immün yetmezliktir (CVID). Sekonder immün yetmezlikler ise genellikle yaşamın ilerleyen dönemlerinde gelişir ve örneğin AIDS’de olduğu gibi bir enfeksiyonu (HIV) takip edebilir.

Otoimmün hastalıklar, bağışıklık sistemi yanlışlıkla “düşman” sanarak koruyacağı vücuda saldırdığında ortaya çıkar. Otoimmün hastalıklardan muzdarip kişilerin yapıları, kendilerini “yabancı” moleküllerden ayırt edemeyen bir kusura sahiptirler. İmmünoloji, otoimmün hastalıkların saptanması için çok çeşitli laboratuvar testleri geliştirmiştir. Otoimmün hastalıklar, doğumda ya da erken yaşta ortaya çıkabilen örneğin tip-1 diyabet gibi “birincil” otoimmün hastalıklar ya da çeşitli faktörler nedeniyle yaşamın sonraki yıllarında ortaya çıkan “ikincil” otoimmün hastalıklar olarak (örneğin romatoid artrit ve multipl sklerozun bu tip otoimmüniteye ait olduğu düşünülmektedir) iki grupta ele alınabilir. Ayrıca otoimmün hastalıklar, sindirim sistemini etkileyen Crohn hastalığı veya sistemik lupus eritematozus (SLE) gibi lokalize olabilir.

Alerjiler, vücudun bağışıklık sisteminin aslında zararsız bazı maddelere karşı tepki göstermesiyle ortaya çıkan ve vücudun kendi dokularına zarar veren hipersensitivite (aşırı duyarlılık) bozukluklarıdır. Hemen hemen her madde alerjiye neden olabilir. En yaygın olarak, alerjiler, yer fıstığı gibi belirli yiyecekleri yedikten veya polen ya da toz gibi havadaki maddeleri soluduktan sonra ortaya çıkmaktadır. Alerjik reaksiyonlarda, vücut alerjenlerin tehlikeli olduğuna inanır ve hızla onlara saldıracak maddeleri üretir. Bu, bağışıklık sistemi hücrelerinin, iltihaplanmalara ve alerjilerle ilişkili semptomların birçoğuna neden olan “histamin” gibi güçlü kimyasalları salmasına neden olur. İmmünoloji, alerjik bir yanıt sırasında vücutta neler olduğunu ve neden olan faktörleri anlamaya çalışır. Bu, alerjik hastalıkların teşhis, önleme ve kontrol edilmesine yönelik daha iyi yöntemlerin bulunmasını sağlamaktadır.

Astım, solunum yollarının bazen ölümcül olabilen bir hastalığıdır. Genellikle, bağışıklık sistemi solunan hava ile reaksiyona girdiğinde ve zamanla hastalarda hava kanallarının kalınlaşmasına neden olmasıyla ortaya çıkar. Ciddi bir hastalık nedenidir ve özellikle çocuklarda yaygındır. Bazı durumlarda alerjik bir bileşeni vardır, ancak bazı durumlarda kökeni daha karmaşıktır ve henüz tam olarak anlaşılamamıştır.

Kanser, anormal ve kontrolsüz hücre büyümesi ve proliferasyonunun bir sonucudur. Bağışıklık sisteminin yıkımının kansere sebep olmasıyla araştırmacılar, bağışıklık sistemini kanseri (immünoterapi) yenmek amacıyla manipüle etmeye yönelmişlerdir. Kanser immünoterapisi, bağışıklık sisteminin kanserli doku ile savaşmak için doğuştan gelen güçlerini uyarmayı amaçlamaktadır ve bu hastalığa karşı yeni bir silah olarak olağanüstü bir umut vaat etmektedir. İmmünolojinin kansere karşı diğer uygulamaları arasında, monoklonal antikorlar (bir antijen olarak adlandırılan spesifik bir hedef proteine doğrudan bağlanan proteinler) bulunmaktadır. Örnek olarak, göğüs ve mide kanserini tedavi etmek için kullanılan bir monoklonal antikor olan Herceptin gösterilebilir. Ayrıca, HPV (insan papillom virüsü) aşısı dahil olmak üzere bir dizi başarılı kanser aşısı geliştirilmiştir.

Transplantlar, bir donörün hücrelerinin, dokularının veya organlarının bir alıcıya aktarılmasını içerir. Transplantlar için en zorlu engel, bağışıklık sisteminin nakledilen bu hücre, doku veya organları yabancı olarak görüp reddetmesidir. Reddetmenin mekanizmalarını ve klinik özelliklerini anlamak, tanıda, tedavide ve söz konusu transplantları yönetmek ve reddetme riskini sınırlamak için yeni stratejiler ve ilaçlar geliştirmede çok önemli rol oynamaktadır.

Aşılar, vücudu bakteriler, virüsler ve parazitler gibi zararlı patojenlerden ve enfeksiyonlardan korumak amaçlı geliştirilen maddelerdir. Aşılar, bir enfeksiyonun meydana gelmesi olasılığına karşı önceden hazır duruma gelmesi için vücudun bağışıklık sistemini harekete geçirerek spesifik bir patojenin “önizlemesini” temin eder. Aşılar, bağışıklık sistemini, gerekebilecek antikorların üretilmesi ile bir yanıt oluşturmak üzere uyaran, enfeksiyöz ajanın zararsız bir biçimini içerir. Aşıya cevap veren hücreler, hem provoke edici maddeye özgü antikorlar üretmek, hem de “hafıza hücreleri” oluşturmak üzere çoğalırlar. Böylelikle, enfeksiyöz ajan ile ikinci kez karşılaşıldığında, bu bellek hücreleri, yeterli miktarda antikor üreterek tehditle başa çıkabilmektedir. Vücuttaki patojenler yok edilmekte ve enfeksiyonun gelişmesinin önüne geçilmektedir. Aşıların başarılı bir şekilde uygulanması nedeniyle çiçek, kızamık, kabakulak, kızamıkçık, difteri, tetanoz, boğmaca, tüberküloz ve çocuk felci gibi birçok bulaşıcı hastalık artık bir tehdit oluşturmamaktadır.

Veterinerlik Açısından Klinik İmmünoloji

Hayvan immünolojisi, hayvan sağlığını iyileştirmeye adanmış bir klinik immünoloji dalıdır. İnsanlar gibi hayvanlar da, organizmaların istila etmeye çalıştığı veya bağışıklık sistemi düzgün çalışmadığı zaman ortaya çıkan hastalıklardan muzdarip olan canlılardır. Yabani hayvanlar, evcil hayvanlar ve çiftlik hayvanları genellikle sağlıklarını tehdit eden bir dizi tehlikeli bakteri, virüs ve parazitlere maruz kalmaktadır. Hayvan enfeksiyonlarının, gıda ve tarım gibi sektörler üzerinde de çok önemli etkileri vardır. Üstelik, bazı hayvan enfeksiyonları, insanlara da bulaşabilmekte ve “zoonoz” olarak adlandırılan bir süreç oluşturmaktadır. Örneğin, domuz ve kuş gribi de dahil olmak üzere çeşitli enfeksiyon salgınları, ayrıca sıtma ve Lyme hastalığı, hayvanlardan ve böceklerden insanlara geçişle ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle bu tür hastalıkların etkili bir şekilde kontrol edilmesi son derece önemlidir. Alınan önlemler sadece diğer hayvanlara ve insanlara daha fazla bulaşmayı önlemekle kalmamakta, aynı zamanda potansiyel yıkıcı sosyal ve ekonomik sonuçları da azaltmaktadır.

Kaynakça:

– Daniel P. Stites, John D. Stobo, J. Vivian Wells, “Basic and Clinical Immunology” (Lange Medical Books), Appleton & Lange.
– Robert R. Rich, Thomas A. Fleisher, William T. Shearer, Harry Schroeder, Anthony J. Frew, Cornelia M. Weyand, “Clinical Immunology: Principles and Practice”, Elsevier.

Yazar: Oben Güney Saraçoğlu

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This div height required for enabling the sticky sidebar
Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views :