Olay Örgüsü: Hadise, vaka karşılıklarına sahip olan olay, hareket ve aksiyon bildiren, kişilerin meydana getirdiği fiillerin tümüdür. Olayların determinist ilkeye göre bir araya gelmesine ise “olay örgüsü” denmektedir. Olay örgüsünün oluşabilmesi için mana birlikleri ve metin halkalarına ihtiyaç bulunmaktadır. Olay örgüsünü meydana getiren her bir olaya “metin tabakası”, metin halkalarını vücuda getiren daha alt birimlerdeki olaylara da “mana birlikleri” denmektedir. Anlatılardaki metin halkaları, bir taraftan olay zincirini/örgüsünü oluştururken diğer taraftan taşıdıkları anlamla da mana birliklerini meydana getirmektedir. Üç tip olay örgüsü bulunmaktadır: Çizgi halinde ilerleyen tek zincirli olay örgüsü, özne durumunda bulunan merkezî bir kişi etrafında meydana gelmektedir. Çok zincirli olay örgüsünün kullanıldığı romanlarda birden fazla olay örgüsü vardır ve bunlar bir noktada kesişip ayrışmaktadır. Romancı, birbirinden farklılıklar arz eden bu olayları ayrı ayrı anlatıp belli ilişkilerle birleştirmektedir. Helezonik olay örgüsüne sahip romanlarda birbirinin içine geçmiş olaylar vardır. Bu tip anlatılarda bir olay bir başka olayın çerçevesi olmaktadır. Çerçeve hikâye, asıl/iç hikâyeyi nakletmek üzere kurgulanmıştır ve asıl/iç hikâyeye geçildikten sonra çerçeve hikâyenin anlatımı durdurulmaktadır. Postmodern romanlar genellikle helezonik olay örgüsü ile yazılır.

Şahıs Kadrosu: Bir olayın gerçekleşebilmesi için o olayı meydana getiren kişilere ihtiyaç bulunmaktadır. Genel manada romandaki kişiler tip ve karakter adlandırılmaktadır. Tip/düz kişiler, toplumsal bir sınıfın/zümrenin temsilcisi olan, değişmeyen niteliklere sahip olan, farklı anlatı türlerinde isimleri değişse de aynı davranış kodlarını taşıyan kişilerdir. Karakter/yuvarlak kişiler modern romancıların kurguladığı kişilerdir. Bunların en önemli özelliği şahsına münhasır davranışlar sergilemesi, farklı özellikler göstermesidir.
Romandaki figüratif kadronun –içerik ve yapı bağlamında- merkezinde yer alan kişiye başkişi/başkahraman adı verilir. Modernist roman sistemi içerisinde başkişi “protagonist” adını almaktadır. Protagonist kendisine ve toplumuna yabancılaşmış kişidir. Kurmaca yapıda hiçbir etkisi bulunmayan kişiye “fon figür” adı verilir.

Zaman: Olayların başlama ve bitiş noktası arasında geçen aksiyonel süre olarak tanımlayabileceğimiz vaka/olay zamanı, olayların içinde yaşandığı zaman dilimidir ve somut bir tarihle tespit edilerek “takvim zamanı” terimiyle ifade edilebilmektedir. Bir romanın barındırdığı içeriğin başlangıcı ve bitişi arasındaki kurmaca sürece de “iç zaman” denir. Anlatıcının, olayı duyduktan veya gördükten sonra okura naklettiği zamana da “anlatma zamanı” adı verilmektedir. Vaka zamanı, çizgisel ve döngüsel olmak üzere iki şekilde akmaktadır. Kronolojik olarak ilerleyen çizgisel zaman, geçmiş-hal-gelecek sıralamasıyla tabiattaki gibi akmakta iken “dönüşümlü ve iç içe” olan döngüsel zamanda bu akış alışılmadık biçimde bozularak dün, bugün ve yarın birbirinin yerine geçmektedir. Döngüselleşerek kahraman merkezinde ileriye veya geriye kırılan zaman, psikolojik bir mahiyet kazanmaktadır. Roman kuramında buna “genişletme” ya da “öznel zaman” adı verilmektedir. Ayrıca zamanın ileriye doğru akarken bazı zaman dilimleri verilmez. Buna “zaman atlatma” adı verilir. Romancı, bazı olayları aktarmıyor, kısaca değinip geçiyorsa buna da “özetleme” denir.

Anlatıcı ve Bakış Açısı: “Gölge kişi, ara kişi, ikinci ben” olarak da adlandırılan anlatıcı, anlatma esasına bağlı metinlerinde, içerik, olay örgüsü, şahıs kadrosu, zaman ve mekânla gibi unsurları yapısal bütünlüğe kavuşturan figürdür/varlıktır. Anlatıcının seçtiği perspektif, konumlandığı nokta, görme ve algılama mesafesi ise bakış açısıdır. Olayı duyan veya gören, sonra da bunu, olayla kurduğu yakınlığa bağlı olarak okura nakleden anlatıcı ve onun seçtiği bakış açısı, romanın neredeyse en önemli yapı unsurudur. Birinci, ikinci, üçüncü kişi ve meddah anlatıcı olmak üzere dört tür anlatıcıdan bahsetmek mümkündür. Kahraman, ben veya birinci kişi anlatıcı romandaki kahramanlardan biridir. Fransız “Yeni Roman” akımıyla edebiyat dünyasına katılan ve Michel Butor’un öncülük ettiği ikinci kişi anlatıcı da çok sık kullanılmamakla birlikte 1950’li yıllarda roman dünyasını epeyce etkilemiştir. Türk edebiyatında Erdal Öz’ün Yaralısın, Ferit Edgü’nün Yaralı Zamanlar, Vüsat O. Bener’in Bay Muannit Sahtegi’nin Notları ikinci kişi ile yazılmıştır. Üçüncü kişi anlatıcı, romanın dışında bulunan, olayları uzaktan gören ve olaylardan hiçbir biçimde etkilenmeyen anlatıcıdır. Üçüncü kişi anlatıcıya benzeyen meddah anlatıcı, geleneksel Türk hikâyeciliğinden Tanzimat dönemi Türk romancılığına taşınan, olaya müdahaleleriyle, okurla kurduğu diyaloglarla, verdiği bilgilerle ve yaptığı yorumlarla kendisini anlatının her anında hissettiren anlatıcı tipidir. Bu anlatıcılar, birtakım bakış açılarıyla şahit oldukları veya duydukları olayları aktarmaktadırlar. Gözlemci ve hâkim olmak üzere iki tür bakış açısı vardır. Gözlemci konumu seçen anlatıcı, müdahaleden uzaktır ve olayları yönlendirmemektedir. Ne görüyorsa onu, tüm objektivitesiyle nakletmektedir. Hâkim (Tanrısal, İlahi, Omnistik) bakış açısı ise bir Tanrı gibi her şeyden haberdardır ve tüm anlatma tekelini elinde tutmaktadır. Olaylara dilediği gibi yön vererek kadir-i mutlak olduğunu her an fark ettirmektedir. Sayılan anlatıcıların tümü, bu bakış açılarından birini seçerek olayları anlatabilmektedir.
Hâkim bakış açısına örnekler:
“Kızın bu tabiatı Şevket’i cidden düşündürmekte idi. Bu tabiatta olanlar-bahusus kadın iseler- ilerde gâyet fâci vukûâta sebep olacaklarını biliyor idi.” (Zehra/s. 8).
“Ahmet Cemil’de bu matbaa meselesi yeni bir düşünce silsilesi meydana getirmiş oldu. Matbaada maddeten, fiilen bir hak sahibi olmak ümidine karşı içi titriyordu; bu ümide husûl bulamayacak nazarıyla bakmakta iken işte şimdi gözünün önünde bir çare belirmişti. Şu dakikada bir karar verse matbaaya bir taş makinesi ilave edebilecek, bir petrol muharrikinin çarkı kayış kolanlara takılınca ayaklarının altında şu bina bir fabrikanın hayat gulgulesiyle gürleyecek… O gürültüyü şimdi kulaklarında işitiyor, onun hayaliyle mest oluyordu.” (Mai ve Siyah/ s. 242).
Müdahil/meddah bakış açısına örnek:
“Ey sevgili kariler! Bahsimiz aşk bahsi ise erbab-ı heva ve heves bir tarafa ayrılsın da biz yanlnız samimi ve safi aşkın mutezayat-ı dakika ve icabat-ı mühimmesi nerelere kadar vardığını kendi kendimize tetkikle hem mütelezziz hem müstefit olalım. Bu tetkiklerimizin nihayetinde ise yine bundan mukaddem mukaddemesini göstermiş olduğumuz bir hakikate geliriz. O ki: Aşk bir nimettir. Bir adamın sevdiği hem de ömrünün şeriki şehrah-ı hayatın refiki zevcesi olursa o nimet dahi nimet-i tammedir.”(Yeryüzünde Bir Melek, s. 119)
Kahraman anlatıcıya örnek:
“O geceyi pek rahatsız olarak geçirdim. Uyuyuncaya kadar korkunç hayaller, uykumun arasında ise çok dehşetli kâbuslar beni tesiri altında ezmiş, bitirmiş, harap etmişti. Neden bu derece ıstıraplar içinde kalıyordum? Çünkü korkuyordum. Meliha’dan çok, pek ziyade korkuyordum. İhtiyarımın bir gün elimden gidebilmek ihtimalinin galip olduğunu düşünerek korkuyordum. Bununla beraber kalbimin en derin bir yerinde; Meliha ile beraber bulunacağımdan dolayı bir neşe vardı. O da kalbimi titretiyordu. Mamafih ben metanetimde sebat ettikten sonra…” (Zavallı Necdet/s. 86).

Kaynakça:
İsmail Çetişli, Edebiyat Sanatı ve Bilimi

Yazar: Serpil Altunyay

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here