Osmanlı’da Batılılaşma Hareketleri

 Osmanlı Devleti, 19. yüzyıla girdiğinde hem içte hem dışta birçok sorun yaşıyordu. Devlet, bütünlüğünü korumak adına siyasal, sosyal, askerî ve ekonomik alanlarda birçok yenilik yapılmakta, ancak istenen sonuç bir türlü elde edilememekteydi. Devlet uzun süredir sürekli geriliyor ve dönemin aydınları padişahlara gerilemenin nedenlerini içeren risaleler sunuyorlardı.

Avrupa’da teknolojik alanda önemli ilerlemeler kaydedilirken Osmanlı’da tarım, sanayi, ulaştırma ve askerî alanlarda oldukça geri kalmıştı. 16. yüzyılın sonuna kadar dünyanın en güçlü ve en gelişmiş devleti konumundaki Osmanlı’nın, Avrupa’nın üstünlüğünü kabul etmesi çok geç olmuştur. Başlarda, Avrupa’daki gelişmeleri küçümseyen devlet, teknik bakımdan Avrupa’dan alınacak çok şey olmadığını düşünmüştür. Bu nedenle daha çok kültürel bakımdan Avrupa’yla ilişki kurulmuştur. 17. ve 18. yüzyıllarda Avrupa’ya karşı alınan yenilgilerin ardından birçok aydın, Batı’ya ancak onların silah ve tekniğini alarak karşı konulacağını belirtmiştir. Bu gelişmelerin ardından ilk yenilik hareketleri askerî alanda gerçekleştirilmiştir.

Batı ile yakınlaşmanın ilk adımları 18. yüzyılın başlarında atılmıştır. Osmanlı bu yüzyıldan itibaren Avrupa’yı yakından tanıma ve çeşitli gelişmeleri görme ihtiyacını hissetmiştir. Batılılaşma tarihinde en önemli adım II. Mahmut zamanında atılmıştır. Bu dönemde yapılan yenilikler sonraki gelişmelerin yolunu açmış ve sonraki gelişmelere yön vermiştir.

II. Mahmut ilk olarak tüm yeniliklerin önünde engel teşkil eden yeniçeri ocağını ortadan kaldırmış ve yerine “Asakir-i Mansure-i Muhammediye” adıyla yeni bir ordu kurmuştur. Bu gelişmenin ardından birçok alanda da yenilikler getirmiştir. Eğitim alanında önemli reformlar yapılmıştır. Harbiye ve tıbbiye açılmıştır. İlköğretimin zorunlu hâle getirilmesi yine bu dönemdedir. Avrupa’ya, yenilikleri yakından takip etmeleri amacıyla 150’ye yakın öğrenci gönderilmiştir. Bir diğer önemli gelişme ise Türk tarihindeki ilk resmi gazete olan Takvim-i Vakayi’nin çıkarılmasıdır.
Batılılaşma yolunda ilerleyen Osmanlı, 1839’da tahta çıkan Abdülmecid döneminde Tanzimat Fermanı’nı yayınlanmıştır. Bu fermanın diğer adı, ilk olarak Gülhane Parkı’nda okunduğundan, “Gülhane Hatt-ı Hümâyunu”dur. Yenileşme yolunda ikinci belge de Islahat Fermanı’dır.
Tanzimat’ın kurucuları Mustafa Reşit Paşa, Ali Paşa ve Fuat Paşa’dır. Bunlar, Batı’nın askerî ve idarî yapısına Osmanlı’ya aktarırken Batı’nın günlük yaşamı da Osmanlı’da yerini almaya başlamıştır. Artık Osmanlı Devleti’nde bazı toplum kesimleri Avrupaî tarzda giyinmeye, yaşamaya ve eğlenmeye başlamışlardır.
1862’de İbrahim Şinasi tarafından “Tasvir-i Efkâr” adlı gazete, Osmanlı aydınları arasında siyasî bilincin hızla yayılmasını sağlamıştır. Tasvir-i Efkâr’ı daha sonra Namık Kemal devralmıştır.
Burada üzerinde durulması gereken asıl nokta, sağlam temellere dayanmayan yeniliklerin Osmanlı’ya fayda sağlaması yerine zarar getirmesidir. Yapılan yenilikler Osmanlı toplum hayatında ve siyasi yapısında ikiliklere yol açmıştır. Tüm girişimler boşa gitmiş ve istenen sonuç elde edilememiştir.

Yaşanan tüm gelişmeler elbette ki edebiyata da yansımıştır. Batı kültürünü örnek alan birçok aydın eski edebiyat ile yeni hayatın anlatılamayacağını öne sürmüş ve yeni bir edebiyat arayışına girmişlerdir. Batılılaşma sürecinde gelişen bu Türk edebiyatı dönemine “Yeni Türk edebiyatı” adı verilmiştir. Bu edebiyat dönemi, Osmanlı Devleti’nde yenileşme hareketlerinin başlangıcı olan Tanzimat döneminden günümüze kadar geçen süreci kapsamaktadır. Sürecin içerisinde yaşanan siyasî, sosyal ve tarihî olaylar, bu edebî süreci kendi içinde alt bölümlere ayırmıştır. Bu bölümler sırasıyla Tanzimat dönemi Türk edebiyatı, Servetifünun dönemi Türk edebiyatı, Fecriâti dönemi Türk edebiyatı, Milli edebiyat dönemi Türk edebiyatı, Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatı olarak adlandırılmaktadır. Türk edebiyatı muhteva, tür, stil ve teknik gibi birçok yönden değişim aşamasına girmiştir. Bu değişim sürecinin temelinde yatan sebep eski edebiyattan uzaklaşma ve Batı tesirinde yeni bir edebiyat oluşturma çabalarıdır. Edebiyatta başlayan bu yenileşme süreci belirli bir zümre tarafından büyük bir ilgi ve heyecanla karşılanmıştır. Fakat divan edebiyatını savunan ve bu edebiyatın yaşatılması gerektiğini dile getirenler de varlıklarını korumuştur.

Kaynakça:
19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi, Ahmet Hamdi Tanpınar

Yazar: Korhan Altunyay

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This div height required for enabling the sticky sidebar
Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views :