Arıların, balıkların ve insanların farklı renk gruplarını gördüğünü biliyoruz. Onların görme alanları, çeşitli gereksinmeleri ile iyi bir şekilde uyuşmaktaydı. Aynı model işitme olayında da belirgindir. Örneğin, yarasalar, ultrasonik ses dalgaları yayarlar ve aylarının ve karşılarındaki engellerin yerini saptamak için bu seslerin yankısını kullanırlar. Bu predatörler, 100.000 Hz ya da daha yüksek sesleri duyabilirler. Yarasalar tarafından avlanan çekirgeler ve gece kelebekleri gibi birçok böcekte, ultrasonik sesleri duyabilirler ve yarasaların yaydığı ses dalgalarını saptadıkları zaman kaçmak suretiyle önlem alırlar. Sıçanlar gibi diğer bazı hayvanlar, iletişim için ultrasonik ses dalgalarını kullanırlar. Diğer taraftan güvercinlerin, son derece düşük frekanslı seslere karşı duyarlı oldukları görülmektedir.
Görme ve işitmeye ek olarak birçok hayvan, diğer kaynaklardan gelen bilgilerin kullanılmasına olanak sağlayan duyulara sahiptir. Bu kaynaklar arasında çevrede yer alan ısı, elektrik ve magnetizma gibi çeşitli durumlar söz konusudur. Biz öncelikle, bu duyulardan birkaçını inceleyeceğiz. Henüz keşfedilmemiş olan birçok özelleşmiş duyu yeteneğinin olabileceğini farz etmemek için hiçbir neden yoktur.

Kızılötesi (İnfrared) Işınları Görme

Biz infrared (IR) frekans alanındaki güçlü ışınımı ısı olarak hissederiz. Bazı hayvanlar kendilerine, çok belirsiz IR kaynaklarının yerini saptama yeteneği kazandıran özelleşmiş duyu yapılarına sahiptirler. Bu yapıların en ileri şekli, çıngıraklı yılanların “infrared gözüdür”. Çukur göz ile iğne deliği gözü arasındaki bir ara form olan bu çukur organlar, ısıya çok duyarlı bir retina üzerinde fazla net olmayan kaba bir görüntü oluşturarak yılanın karanlıkta sıcakkanlı avını avlamasına olanak sağlar.
Işığa duyarlı gözler ise yılanın gün ışığında görmesini sağlar. Bu çukur organlar, ışığa duyarlı herhangi bir yapıdan değil, derinin ısı almaçlarından ortaya çıkmıştır.

Elektrik Algılama

Üç balık grubu, elektriksel alanları kullanırlar. Güçlü elektrik balıkları olarak bilinen ilk grubun üyeleri, gerçekte elektriksel alanları hissetmezler; bunun yerine bu hayvanlar, güçlü elektrik yükü üreten bir seri batarya şeklinde oldukça fazla değişikliğe uğramış kaslarını kullanırlar. Elektrikli yılan balıkları ve bazı vatozlar, hem aylarını hem de kendi avcılarını, bu elektriksel yük sayesinde ya öldürürler ya da sersemletirler.
İkinci grubun üyeleri zayıf elektrik balıklarıdır. Bu balıklar ya geceleyin faaldirler (nokturnal) ya da görüşün hemen hemen olmadığı bulanık sularda yaşarlar. Bu hayvanlar kendi çevrelerinde elektriksel alan yaratarak bu elektriksel alanı bozan nesneler hakkında bilgi elde etmek suretiyle görme yokluğundan doğan eksikliği giderirler. Onlar, aynı zamanda, kendi türünün diğer üyeleri tarafından yayılan elektriksel uyarılarıda alırlar; böyle bir yetenek tür içi iletişimi ve çiftleşmeyi sağlaması bakımından önemlidir. Zayıf elektrikli balıkların duyu organları, baş bölgesinden tüm vücuda ışınsal olarak yayılan, uzun, direnci düşük, içi jelimsi bir sıvı ile dolu kanalların kaide kısmında yer alırlar ve vücut üzerindeki tüm elektriksel alanları kontrol ederler. Bu almaçlar, akım akışındaki değişikliğe karşı son derece duyarlık gösteren, değişikliğe uğramış basit sinir hücreleridir. Bu durumda, balığın kendisi tarafından zayıf elektrik akımı üretilir ve daha sonra suya verilen akım, kanallarla almaçlara ulaşır.
Üçüncü grubun üyeleri pasif elektrik balıklarıdır. Bu balıklar basit olarak çevrelerini kontrol etmek için kendilerinin elektriğe duyarlı aygıtlarını kullanırlar. Köpekbalıklarının da yer aldığı bu hayvanlar, kendi avlarının sinir-kas aktivitesiyle yarattıkları küçük elektriksel alanları hissedebilirler. Aylarının kokusuyla saldırıya hazır duruma geçen bir köpekbalığı, kuma gömülmüş bir pisibalığını bir ya da bir kaç metre mesafeden saptamak için kendi elektrik organını kullanabilir.
Daha yüksek omurgalılar arasında sadece ördek gagalı memelilerin (Ornithorhynchus anatinus) elektrik duyu organına sahip olduğu bilinmektedir ve hayvan bu organı, avı saptamada kullanmaktadır.
Pasif ve zayıf elektrikli balıkların elektrik algılayan organları, birçok diğer balık ve birçok amfibide baş bölgesinden kuyruğa doğru vücudun yanlarında uzanan ve çoğunlukla da gözle görülebilen ufak kılların oluşturduğu bir hattan ortaya çıkmıştır. Bu kıllar, yanal organın (yanal çizgi) duyu almaçlarıdır ve su hareketlerine karşı (özellikle yolundaki nesnelerin ve bireylerin oluşturduğu) duyarlık gösteren mekanoreseptörlerden oluşan bir sistemdir. Birçok tür, yakın bir alanda yer alan avı saptamak için bu kıllarını kullanır. Bu mümkündür; çünkü, yakında yer alan bir hayvanın hareketinin ürettiği “dalganın” göreceli olarak yarış zamanı hareketin geldiği yönü kesinlikle belirtir. Yani, dalganın ilk olarak vücudun sol ya da sağ tarafına çarpmasına ve baş ya da kuyruk yakınındaki kıllara dokunmasına ve gelen hareketin derecesine göre. Bu kılların rezonansı, hayvanın avının ürettiği su altındaki dalgaların frekansı ile çok iyi bir şekilde uyuşur. Bu av diğer bir balık (nispeten düşük frekanslı dalga meydana getirir) ya da çok küçük bir plankton (bunların meydana getirdiği dalga titreşimleri 40 Hz civarında yoğunlaşır) olabilir.

Magnetik Duyu

Çeşitli organizmalar, yeryüzünü içine alan magnetik alana karşı duyarlıdırlar. Dünyanın iç kısmında (özünde) ergimiş olarak bulunan maddenin akışıyla ve daha az kapsamda olmak üzere atmosferdeki iyonların akışıyla meydana getirilen bu alan, yerden yere az ya da çok düzenli olarak değişir ve güneşte düzensiz olarak solar patlamaların meydana gelmesiyle oluşan yüklü partiküllerin yeryüzüne ulaşması da bu olaya katkısı vardır.
Magnetik alanı algılayan bakteriler, kendi bünyelerinde, kendilerinin yerin magnetik alan hattıyla aynı konumda uzanmasını sağlayan magnetit (demir oksit) zincir sentezlerler. Bu hatlar, kuzey yarımkürede kuzeyden güneye doğru yönelmektedir; böylece, çamur içerisinde yaşayan, magnetit taşıyan birçok bakteri türüne, bu hatlar, içinde yaşadıkları durgun sularda ve bataklıklarda bakterilerin güneye doğru yönelmesi için yol gösterici olmaktadır. Magnetik alan hattının güneyden kuzeye doğru uzandığı Güney Yarımkürede ise, kutuplaşma tersinedir. En azından bir alg türü de magnetiti (demir oksit) kullanmaktadır. Magnetik alana göre konum almanın bu çeşidi, büyük bir olasılıkla nesnelere yüklenen ilave ağırlıktan ortaya çıkmıştır: Çamur içinde yaşayan çoğu bakteri, kendi ön uçlarında yoğun kristallere sahiptir. Bu ağırlık, ön ucun aşağı doğru yönelmesi için güç uygulamaktadır ve böylece yüzen bir bakterinin çamurlu zemine doğru gitmesini amaçlamaktadır. Canlı organizmalar tarafından sentezlenen en yoğun madde olarak bilinen magnetit, mükemmel bir ağırlığa sahip olacaktır ve zaman ilerledikçe bu kristallerden oluşan zincirin gelişmesi, bakterinin konum almasında oldukça etkin bir yol olarak işlev görecektir.
Davranışlarla ilgili olarak çalışmalar, diğer birçok organizmanın yerin magnetik alanını hissettiğini göstermiştir. Köpekbalıkları ve çoğu elektrikli vatoz balıkları kendilerinin elektriksel duyarlılıklarını, bu alanın yönünü saptamak için kullanırlar. Elektriksel alanı saptayabilen diğer hayvanlar arasında bal arıları, evcil güvercinler, çeşitli göç eden kuşlar, tuna ve som balıkları sayılabilir. Bu tip hayvanlarda böyle bir yeteneğin bulunmasının temeli henüz bilinmemektedir; fakat magnetit biriktirilen bölgenin, onların her birinin sinir sistemleriyle yakın ilişki de olduğu bulunmuştur. Duyusal bilgilerin saptanması ve değerlendirilmesi ile ilgili olarak bildiklerimizi kullanarak yerin magnetik alanı ile kendisi aynı konumda olan bir magnetik kristalin, fiziksel olarak döndürüldüğünü ya da magnetik kristal zincirini taşıyan bir kılın büküldüğünü anlayabiliriz; mantıksal olarak bu durum zar geçirgenligini değiştirecek ve bize yararlı işaretler sağlayacaktır.
İnsan türünde, magnetik alanı algılama ile ilgili kayıtlara karşın bu görüşü doğrulayacak çok sayıda güvenilir testler, muntazam olarak yapılmamıştır. Bu fazla sürpriz olmayabilir: tekrar tekrar gördüğümüz gibi, duyu yeteneği bir hayvanın gereksinmelerine göre ortaya çıkma eğilimindedir. Bizim türümüz, düzenli olarak çok uzak mesafelere göç etme özelliğini göstermediğinden, bu şekilde bir yön bulma duyusu evrimleşmesinin hiçbir zaman seçici avantajı olmayacaktır.

Kaynakça:
https://www.sciencedirect.com

Yazar: Taner Tunç

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here