Şeker ve Kanser: Şeker Kanser Riskini Artırır mı?

Şekerin kanser hücrelerini beslediğini, hızlı büyümelerini körüklediğini duymuş olabilirsiniz. Acaba bu gerçekten gerekli mi? Şekerin kanserli hücreleri beslemesi mümkün olabilir mi? Uzmanlar son zamanlarda bazı verilere dayanarak bunun mümkün olabileceğini söylemektedir. Şeker ve kanser ile ilgisini gösteren aşağıdaki bilgiler konu hakkında bilgilendirme amaçlıdır.

Şeker Enerji Verir

Tüm karbonhidratlar şekerdir. Patates, makarna ve tahıl gibi şekerli olduğu düşünülmeyen karbonhidratlı yiyecekler sindirim sonunda vücutta basit şekerlere parçalanır. Şeker, vücudun hücrelerini beslemede kritik bir rol oynar. En basit şeker formları glukoz (glikoz) ve fruktoz gibi tek (basit) şekerlerdir. Bunlar sofra şekeri (sakaroz) gibi daha karmaşık şekerleri oluşturmak için birleştirilebilir. Mitokondri ne kadar sağlıklı olursa, o kadar sağlıklı olunur. Bugün kronik hastalıkların birçoğuna daha derin bakıldığında ve mitokondri düşünüldüğünde çok daha büyük bir rol oynadığı anlaşılmaktadır. Hücreler çevrelerine yanıt vermek, besinleri emmek, toksinleri uzaklaştırmak, büyümek, çoğalmak gibi normal işlevleri gerçekleştirmek için enerjiye ihtiyaç duyar. Bu enerji solunum adı verilen bir işlemle glikozdan (şekerlerden) üretilir. İki tür solunum vardır: aerobik ve anaerobik.
*Aerobik solunum: Çoğu durumda normal, sağlıklı hücreler mitokondride oluşan aerobik (oksijenli) solunumu kullanacaktır. Bu süreç, glikozun sitozol içinde piruvata parçalanmasını, mitokondriye taşınmasını ve oksijen varlığında ATP’nin oluşturulmasını içerir. Hücreler içinde yeterli oksijen olduğu göz önüne alınırsa, bu enerji üretiminin varsayılan yöntemidir. Bu sürecin yan ürünleri, solunum yoluyla salınan 36 ATP ve karbondioksit molekülleridir.
*Anaerobik solunum: Oksijen eksikliği olduğunda, anaerobik (oksijensiz) solunum gerçekleşir. Glikozun piruvata ayrıldığı ve doğrudan ATP ve laktik aside dönüştürüldüğü bu solunum hücrenin sitozolünde meydana gelir. Bu işlem hiçbir zaman mitokondriye ulaşmaz ve sadece 2 ATP molekülü üretir. Anaerobik solunum enerjinin küçük bir kısmını üretirken (aerobik solunumdaki 36 ATP’ye karşı 2 ATP), aslında ATP’yi neredeyse 100 kat daha fazla üretir. İyileşen yara veya kanser gibi hızla bölünen dokuların hızlı enerji üretimi için anaerobik solunumdan yararlanma eğiliminde olduğunu bilinmektedir. Anaerobik solunum enerjiyi daha hızlı sağlarken, bu enerji üretim yöntemini büyüyen kanser hücreleri için yararlı hale getiren başka faktörler de olabilir.

Şeker ve Kanser Bağlantısı

Araştırmalara göre, şeker alımı ile kanser riskinin arttığı görülmemektedir. Bunun yerine, kanser riski vücudun şekere nasıl tepki verdiği ile ilişkili olabilir. Şeker açısından zengin yiyecekler tek başına yenirse, özellikle insüline dirençli kişilerin kan şekerlerinde daha büyük bir artış olur. Bu ani artışlar kanser hücrelerinin büyümesine yardımcı olduğu gösterilen insülin benzeri büyüme faktörünün (IGF) salınımının artmasına neden olur. Kan şekeri düzeyleri daha iyi kontrol edilirse muhtemelen daha az IGF salınır ve bu da kanser hücrelerinin çoğalmasını azaltır.

Kanser Hücreleri ve Sağlıklı Hücreler

Yeterli oksijene sahip sağlıklı bir hücre, enerji üretimi için hem glikoliz hem de oksidatif fosforilasyon yapmalıdır. Normal sağlıklı hücreler birden fazla yakıt kaynağı kullanır, daha fazla ATP üretir. Aerobik (oksijenli) solunum yoluyla ATP üretmek için yağ asitlerinden dönüştürülmüş keton cisimlerini de kullanabilir.
Çalışmalar kanser hücrelerinin metabolik olarak hasar gördüğünü söylemektedir. Metabolik olarak zarar görülmüş olması, enerji üreten yapılarının, mitokondrinin verimli bir şekilde çalışamamasına neden olmaktadır. Hasarlı mitokondriyal yapılar nedeniyle hücreler aerobik solunum yerine glikoliz yaparlar. Glikoz hücreye girer ve sitosol içinde piruvata dönüştürülür ancak aerobik solunuma girmek için mitokondriye giremez. Glikoliz, kanser büyümesini çeşitli şekillerde desteklemektedir. Büyüyen kanser hücreleri mümkün olduğunca fazla glikoz almak için yüzeylerindeki glikoz taşıma proteinlerini yeniden düzenler. Anaerobik Solunumun bir yan ürünü olarak kanser hücrelerinde yaygın bir laktik asit birikimi vardır. Bu, kanda bol olduğu sürece şeker, kanser hücrelerini besler. Bu nedenle ketojenik bir diyet, birincil yakıt kaynağını keserek kanser büyümesini sınırlayabildiği için yoğun bir şekilde araştırılmıştır. Şekerin kanser büyümesini beslediği başka mekanizmalar da vardır.

Kanser Hücrelerinin Büyümesi Biraz Karmaşıktır

New South Wales Üniversitesi kanser biyoloğu Dr Darren Saunders şekerin kanseri beslediğini ama kanser hücrelerinin nasıl büyüdüğünün bundan çok daha karmaşık olduğunu söylemektedir. Dr. Darren Saunders’e göre bazı kanser hücrelerinin amino asitler (proteinlerin yapı taşları) veya lipidler (yağlar ) ile beslendiğine dair güçlü kanıtlar bulunmaktadır. Bu kaynaklar, hücrenin gerekli süreçlerini güçlendirmek için metabolik yakıt olarak ve yeni hücreler oluşturmak için hammadde olarak, şeker gibi kullanılmaktadır.

Şekerden Kaçınılmalı mı?

Vücutta en çok kullanılan şeker şekli olan glikoz vücuttaki her hücreleri beslemektedir. Diyette herhangi bir karbonhidrat olmasa bile, vücut protein ve yağ da dahil olmak üzere diğer kaynaklardan şeker üretecektir. Şekerin kanser hücrelerinin büyümesini doğrudan besleyebileceği düşüncesi bazı insanların karbonhidrat içeren yiyeceklerden kaçınmalarına sebep olabilir. Bu, kanser ve tedavilerin yan etkileri ile uğraşırken kilosunu korumak için mücadele eden herkes için zarar vericidir. Daha da önemlisi, tüm şekerlerden tamamen kaçınmaya çalışmak endişe ve stres yaratır. Stres, kan şekeri seviyelerini yükselten ve bağışıklık fonksiyonunu baskılayan hormonların üretimini artırarak mücadele mekanizmalarını başlatır. Bunların her ikisi de, ilk etapta şekeri elimine etme olasılığını azaltır.
Birçok araştırma, şekerin daha yüksek insülin seviyeleri ve kanser hücresi büyümesini en çok etkileyebilecek ve diğer kronik hastalıkların riskini artırabilecek büyüme faktörleri ile ilişkisi olduğunu göstermektedir. Besinlerle alınan tüm karbonhidratlar bağırsakta basit şekerlere ayrılır ve kan şekeri seviyelerini arttırır. Pankreas yanıt olarak insülini serbest bırakır ve birçok önemli işi gerçekleştirir: Şekerin kansere daha hızlı büyümesine ve yayılmasına neden olup olmadığını öğrenmek için kanıtlara ihtiyaç vardır.

Şeker Tüketimine Dikkat Edilmelidir

Şekerin vücuttaki her hücreyi hatta kanser hücrelerini bile beslediği doğrudur ancak araştırmalar, şeker yemenin mutlaka kansere yol açmadığını göstermektedir. Asıl kansere yol açan şekerin beli kalınlaştırmasıdır. Vücudumuzun hücreleri hayati organların çalışmasını sağlamak için şeker kullanır ama alınan günlük şekerin çok fazla olması kilo alımına neden olabilir. Vücut gerekli olduğunda yağları şekere dönüştürülebileceği gibi, ters de olabilir yani gerekmediğinde şekerleri yağ olarak saklar. Sağlıksız kilo alımı ve egzersiz eksikliği de kanser riskini artırabilir ve diğer hastalıklar için kişiyi daha yüksek bir risk altına sokar.
Kanıtlar kilolu veya obez olmanın bağırsak, meme ve karaciğer kanseri de dahil olmak üzere 10 farklı kanser için bir risk faktörü olduğunu göstermektedir. Şeker alımının sınırlandırması kanser hücrelerini aç bırakmaz ancak bazı kanser türlerinin geliştirme riskini azaltmaya yardımcı olabilir.

Ketojenik Diyet

Ketojenik bir diyet (günde 20 gramdan az karbonhidrat ) kullanarak neredeyse tüm karbonhidrat alımını ortadan kaldırmak, beyin tümörlerini ve ileri meme kanserlerini yönetmek ve tedavi etmenin olası bir yolu olarak incelenmektedir. Ketojenik diyetin tat ve kabul edilebilirlik ile ilgili sorunları vardır çünkü diyet yağ bakımından çok yüksektir ve beslenmedeki karbonhidratlarını ve proteini ciddi şekilde sınırlar. Ketojenik bir diyet istemeden kilo kaybettirir ve bağışıklık sistemini daha az verimli hale getirir ve bir kanserin ilerlemesi daha olası kılar.
Karbonhidrat alımı kesilse bile, vücut sadece yağ ve protein depolarını gerektiğinde glikoza dönüştürür. Kanserden etkilenen bazı insanlar karbonhidratı kısıtlayan ketojenik diyet yaklaşımını deniyor olsalar da bu diyetler kanser bakımında tartışmalıdır. Konuyu araştıran bir profesör şekerin kanser hücrelerine ulaşmasını durdurmanın, vücudun sağlıklı hücrelerinin de açlıktan ölmesi anlamına geldiğini belirtmektedir. Çok düşük karbonhidrat diyetlerinin tüm kanser türleri için etkili olması muhtemel değildir. Daha fazla araştırma yapılıncaya kadar, önce doktor ve diyetisyenle konuşmadan bu tür diyetler denenmemelidir.

Diyetteki Glisemik İndeks Kanser Riskini Etkiler mi?

Temel karbonhidrat içeriğinin ötesinde, lif, protein ve yağ gibi diğer faktörler mide boşalması, sindirimi, glikoz emilimi oranlarını ve kan şekeri seviyelerini etkiler. Glisemik indeks (GI), belirli bir karbonhidratın kan şekeri seviyeleri üzerindeki etkisinin bir ölçüsü olarak kullanılır.
*Araştırmalar, birçok kronik hastalık için düşük bir glisemik indeksli diyetinin açık yararlarını göstermektedir. Düşük glisemik indeksli diyetinin Tip 2 Diyabet riskini azalttığına, diyabet hastalarında kan şekeri kontrolünü iyileştirdiğine, kalp hastalığı riskini düşürdüğüne ve muhtemelen kilo yönetimine yardımcı olacağına dair ikna edici kanıtlar bulunmuştur.
*Glisemik indeks ve kanser riski çalışmaları karışıktır ancak yüksek bir glisemik indeksli (GI) diyetin, özellikle fazla kilolu ve/veya sedanter (aktif olmayan) kişilerde kanser riskini artırabileceği öne sürülmektedir. Yüksek GI diyetleri, sindirim ve hormonal olarak kolorektal, karaciğer, pankreas, meme, endometriyal ve yumurtalık kanseri riskinin artmasıyla ilişkilendirilmiştir.

Şeker, C Vitamini ve Kanser İlişkisi

Beyaz kan hücreleri bağışıklık sistemimizin askerleridir. Kanser hücreleri de dahil olmak üzere vücudumuzdaki yabancı işgalcilere karşı güçlü bir savunucudur. Akyuvarlar tam kapasiteleri ile çalışmak için yüksek miktarda C vitamini gerek duyarlar. Bu, 1960’lı yıllarda Nobel ödülü sahibi Linus Pauling tarafından keşfedilmiştir. Diğer hayvanların aksine, insanlar endojen olarak C vitamini üretemezler. Bunun yerine C vitamini yiyeceklerden alınmalı ve kullanım için hücrelere taşınmalıdır. Yüksek kan şekeri seviyelerine sahip olmanın aslında C vitamininin beyaz kan hücrelerine girmesini engellediği, bağışıklık sistemini ve dolayısıyla kanserle savaşma kabiliyetini büyük ölçüde azalttığı düşünülmektedir. Dolayısıyla, şeker kanseri beslerken, aynı zamanda bağışıklık sistemini kanser hücrelerine etki etmesi için de inhibe eder.

Ne Kadar Şeker Yemeli?

Peki, ne kadar şeker yemek güvenlidir? Amerikan Kalp Derneği, kadınların günde en fazla altı çay kaşığı (25 gram) ve erkeklerin günde en fazla dokuz çay kaşığı (36 gram) alması gerektiğini söylemektedir. Bu, kadınlar için yaklaşık 100 kaloriye ve erkekler için 150’ye eşittir. Çoğu kişi önerilen miktarlardan daha çok (günde normalden iki kat daha fazla, yaklaşık 22 çay kaşığı ) şeker yemektedir. Bu, her yıl 260 bardak veya yaklaşık 59 kg şeker demektir. Daha da kötüsü, tüm bu ekstra şeker günde yaklaşık 500 kaloriye karşılık gelir. Alınan yüzlerce fazla kalorinin kesinlikle hiçbir besin değeri veya kanserle mücadele yararı yoktur. Kurabiye ve kek gibi yiyecekler şeker içeriği bakımından zengindir ve az tüketilmelidir.

Yiyeceklerde Gizli Olarak Bulunan Şekere Dikkat!

Beslenmeyle alınan fazla şekerin en büyük kaynağı şekerli içeceklerdir. Diğer kaynaklar arasında kek, kurabiye, turta, dondurma bulunur. Makarna sosu, salata sosları ve konserve sebzelerde de gizli şeker vardır. Bu nedenle gıda etiketlerini okumak ve gizli şekerleri aramak çok önemlidir. Bir ürünün şeker bakımından yüksek olduğu konusundaki ilk ipucu, “şeker” kelimesinin ilk madde olarak listeleniyor olmasıdır. Bazı şekerli yiyeceklerin içerik listesinde doğrudan şeker adı geçmez. Bunun nedeni, şekerin genellikle farklı isimler altında gizlenmesidir. Dikkat edilmesi gereken ve besinde şeker bulunduğunu gösteren kelimeler şunlardır:
*Fruktoz (meyvelerden gelen şeker)
*Laktoz (sütten gelen şeker)
*Sükroz (fruktoz ve glikozdan yapılmış şeker)
*Maltoz (arpadan elde edilen şeker)
*Glikoz (basit şeker)
*Dekstroz (bir glikoz formu)

Doğal Şekerler İçin Tercih Edilebilecekler Besinler

Pekmez, agave nektarı (şurubu), bal ve akçaağaç şurubu gibi doğal şekerler vücudu kanserden koruyan antioksidanlarla doludur. Bu tatlı seçenekler doğal olsa da normal şekerle aynı miktarda kaloriye sahiptir. Bu nedenle, önerilen günlük şeker porsiyona bağlı kalmak önemlidir. Şeker yüklü içecekler yerine şekersiz çay, maden suyu veya şekersiz diğer içecekler tercih edilmelidir. Şeker yerine yiyeceklere Hindistan cevizi, zencefil veya tarçın gibi baharatlar eklenebilir. Sabahları yulaf ezmesine kurutulmuş meyveler ya da baharatlar eklenebilir, en sevilen tatlıları çoğu zaman meyvelerle değiştirilebilir.
Çoğu meyve yüksek şeker içeriğine sahip olsa da, aynı zamanda kanser koruyucu olduğu bilinen besinler açısından zengindir. Süt, bazen şeker içeriği nedeniyle dışlanan başka bir besindir ancak kanser tedavisi sırasında yüksek talep gören protein ve kalsiyum gibi önemli besin maddelerince zengindir.

İçeceklerle İlgili Tavsiyeler

*Soda, latte veya şekerli çay gibi şekerli içeceklerden kaçınılmalıdır. Birçok kişi, çok hızlı bir şekilde kan şekere dönüşen bir formda, büyük miktarda karbonhidrat (ve kalori) içer.
*Su, şekersiz çay, sebze suları ve diğer şekersiz sıvılar sağlıklı seçeneklerdir.
*Soya sütü, süt ve kefir düşük glisemik indekse sahiptir ve diğer birçok faydalı besin maddesi sunar.
*Meyve suyu yerine bütün meyve seçilmelidir. Meyvede bulunan posa karbonhidrat emilimini yavaşlatır ve aynı zamanda iştahı kontrol eder. Üç portakal yemek pek mümkün değildir ancak üç portakalın suyu kolayca içilebilir.
*İştahın zayıf olduğu kanser tedavisi sırasında olduğu gibi daha fazla kaloriye ihtiyaç duyulursa, protein, lif ve sağlıklı yağlar içeren bir oral içecek / takviye seçilmelidir.

Yapay Tatlandırıcılardan Kaçınılmalı

Laboratuvar hayvanları ile yapılan bazı çalışmalar yapay tatlandırıcılar ve kanser arasında bağlantılar bulmuştur ancak, yapay tatlandırıcıların kesinlikle kansere neden olduğunu gösteren hiçbir kanıt yoktur. Daha fazlası öğrenilene kadar, en iyisi yapay tatlandırıcılardan kaçınmak veya sınırlamaktır.

Tatlı İsteği Nasıl Karşılanmalı?

Şeker, küçük miktarlarda yenildiğinde dengeli bir diyette yer alabilir. Tatlıya zaafı olanların şekeri doğal olarak tatlı meyvelerden elde etmesi, işlenmiş gıdalardan elde etmesinden daha iyidir. Bu şekilde tatlı isteği bastırılacak, kanser riskinizi azaltmak için vücudun ihtiyaç duyduğu besin maddelerinin daha fazlası elde edilecektir.
Mümkün olduğunca doğal ya da doğal formlarına yakın yiyecekler seçilmelidir. Yiyecek ne kadar işlenirse glisemik indeks de o kadar yüksek olur. Daha az işlenmiş karbonhidratlar daha sağlıklıdır çünkü lif, vitamin, mineral ve fito-besinler gibi diğer “kanserle mücadele” edebilen besinleri sağlar. Artan lif içeriği, gıdanın daha az işlendiği anlamına gelir. Atıştırmalıklarda ve yemeklerde karbonhidratlara sağlıklı yağ ve lif eklemek mide boşalmasını yavaşlatacak, glisemik indeksi düşürecektir. Protein ilavesi, düşük kan şekeri seviyelerini önlemeye ve iştahı kontrol etmeye yardımcı olur. Tatlılar ara sıra yenebilir ancak tatlı yerine daha çok meyve yenmelidir.

Kan Şeker Seviyeleri Dengelenmeli

Kan şekerindeki ani yükselişlerin önlenmesi için şeker içeren tüm yiyeceklerin kesilmesi zorunlu değildir, sadece daha akıllıca seçimler yapılmalıdır. Basit şekerlerle birlikte protein, yağ ve lif alınırsa vücut basit şekere tepki olarak daha az insülin yapar. Örneğin, patates cipsi atıştırmak yerine, bir avuç kuruyemiş seçilebilir. Öğünlerin dışındaki zamanlarda şekerli, gazlı içecekler içilmemeye ya da tatlı yenecekse daha sonraki bir saate bırakmaya gayret edilmelidir. Bu basit değişiklikler sadece kanser riskinizi azaltmakla kalmayacak, daha az tatlı yemekle kilo alma riski de azalacaktır. Sağlıklı bir diyet ve düzenli fiziksel aktivite, kanseri önlemek isteyen insanlar ve kanserli hastalar için önemlidir.

Sonuç

İnsülin direnci için kişisel riskler hakkında ilgili doktorlarla konuşularak gereksiz endişelerden kaçınılmalıdır. Kan şekeri ve insülin seviyelerini sağlıklı bir aralıkta tutmaya yardımcı olmak için basit değişiklikler, beslenmede ve sağlıkta olumlu gelişmeler yapar.
*Basit şekerleri ve rafine edilmiş ürünler sınırlandırılmalıdır. Bunlara şeker, kek, kurabiye, turta, unlu mamuller, beyaz ekmek, rafine makarna ve beyaz pirinç dahildir.
*Meyve suyu, gazlı içecekler ve spor içecekleri de dahil olmak üzere şekerli içeceklerin alımı azaltılmalı veya ortadan kaldırılmalıdır.
*Meyvede bulunan şekerler gibi doğal olarak oluşan şekerler beslenmeye alınmalıdır. Meyvelerdeki çok sayıda vitamin, mineral, antioksidan, fitokimyasallar ve içerdikleri lif vücuda iyi gelecektir.
*Aşırı kiloyu ve karın yağlarını sınırlamak için sağlıklı kilo korunmalıdır. Karın yağlanması insülin direncini arttırır ve basit şekerin daha fazla alınması kaloriye katkıda bulunur. Bu da kilo alımına neden olur.
*İnsülin direncini azalması nedeniyle hareketlilik ve egzersizler artırılmalıdır. Araştırmalar, yağsız, aktif insanların artmış kanser riski olmadan daha yüksek bir GI diyeti tüketebileceğini göstermektedir. Maratonlar gerekli değildir, ancak her gün bir şekilde hareket etmek önemlidir. Tempolu bir yürüyüş bile yarar sağlayacaktır.
*Küçük, sık yemekler veya atıştırmalıklar insülin seviyelerini dengeler ve iştahı kontrol etmeye yardımcı olur.
Unutmayın, sağlıklı beslenmenin belirli yiyecekleri dışlamakla alakası yoktur. Tam tahıllar, yağsız proteinler, sebzeler ve meyveler gibi daha sağlıklı yiyeceklerin beslenmeye dahil edilmesine odaklanmak yararlı olur.

Kaynakça:

https://www.memorial.com.tr
https://www.abc.net.au/news
https://www.oncologynutrition.org

Yazar: Müşerref Özdaş

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This div height required for enabling the sticky sidebar
Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views :