Bloomsbury grubunun önemli bir kurucusu olan Bell, 1879 yılında Londra’da dünyaya geldi. Karmaşık bir aile dinamiğine sahipti. Babası zorlu ve kontrol edici bir figür olsa da, çocuklarının akademik ve yaratıcı arayışlarını teşvik etti.

Sanata erken yaşta ilgisini gösteren Bell, 1896’da Arthur Cope tarafından yönetilen bir sanat okuluna yazıldı. Daha sonra ise 1901’de Kraliyet Akademisi’ne kayıt oldu. John Singer Sargent ile resim yapmayı çok sevdi. Bu süre zarfında, kardeşi Thoby aracılığıyla, Clive Bell ile 1902’de tanıştı.

Sanat eğitimi için Avrupa’ya seyahat ederek Londra’nın Bloomsbury semtindeki bir eve taşındı. 1905 yılında Cuma Kulübü’nün kurulmasına yardımcı oldu. Grubun çalışmalarını desteklemek için sergi açtı. Kulübün sağduyulu tanıtımı, dönemin sosyal sözleşmelerine bir ömür boyu itibar kazanmasına yardımcı oldu. 1907’de Clive Bell ile evlendi. Evliliği geleneksel olmaktan uzaktı. Hem kocası hem de kocası dışında çok sayıda sevgilisi vardı.

Dönemin birçok kadın sanatçısının aksine Bell, kariyerinin sahip olduğu talepleri dengeleyebildi ve hayatı boyunca profesyonel bir sanatçı olarak aktif olmaya devam etti. Fry ve Grant ile birlikte, 1913’te Omega Workshop’u kurdu. Grup, Post-empresyonist tarzı üzerine inşa edilen tablolar, seramikler, kumaşlar, mobilyalar ve vitray tasarımlarına odaklanarak ticari ürünler üretmeye çalıştı. Ayrıca katılımcı sanatçıların çalışmalarına ev sahipliği yaptı. Bell, 1914’te ve 1915’te tam soyutlama ile deney yaptı, onun çalışması her zaman bir figüratif unsur içeriyordu. Bell’in sanatını vurgulayan bir araç olmasına rağmen, Omega ayrıca çalışmasının, benzer düşünen sanatçıların desteğiyle genellikle nasıl karmaşık bir şekilde beslendiğini de gösterdi.

Cezanne, Matisse ve Gauguin gibi post-empresyonist ressamların teknik keşiflerini cesur formlar ve renkler ile modern kompozisyonlar oluşturmak için sentezledi. İnsan figürlerini kurucu şekillerine göre sadeleştirdi. Resimsel uzamı düzleştirdi. O zamanlar Britanya’da en radikal olan resimleri yaratarak, nesne ve şekillerin kalıplarını yaratmak için doygun renkler kullandı. Natürmortlar, manzaralar, iç mekanlar ve soyut tabloların yanı sıra tekstil, çömlek ve mobilya gibi dekoratif sanatlar arasında değişen modern bir oeuvre yarattı.

Soyut resmin gelişmesinde yenilikçi olan Bell, çeşitli konular arasında dolaşıp, güzel ve dekoratif sanatlar arasındaki sınırları bulanıklaştırdı. Belki de katı bir modernist olmasa da, tavrı modern bir ressamdan beklenilenin kısıtlamalarına ve sınırlamalarına meydan okuyan anti-otoriter bir duruşa değindi.

1936 yılında RMS Queen Mary gemisini süslemek için önemli bir komisyon aldı. Özgün tasarım Katolik şapel odası için uygunsuz bulundu ve tüm tarafları yatıştırmak için, Bell’e özel bir yemek için kullanılacak yeni bir oda verildi. Ayrıca, 1939’da, Sussex’teki Berwick Kilisesi için bir resim oluşturmak üzere görevlendirildi. Bell’in, uzun zamandır duyduğu güvensizlik ve dine duyduğu ilgisizlikten ötürü bu onun için şaşırtıcı bir komisyondu.

Sanatsal olarak verimli olsa da Bell, 1950’de sinir krizi geçirdi.1961’de, bronşit hastalığına yakalandı. Kısa bir süre sonra da kalp yetmezliğinden hayatını kaybetti. Charleston yakınlarındaki mezarlığa gömüldü.

En önemli eserleri:

Haystack, Asheham ile Peyzaj, Studland Plajı, Maud, Soyut Resim, Portakal ve Limonlar, Bahçeye Bakış, İç Mekan Bir Tablo, Arum Lilyum, Helen Dudley, Memoir Kulübü, Aldous Huxley, Kasımpatı, Roger Fry, Virginia Wolf, Konuşma, Soyut Resim, Sülünler, Frederick ve Jessie Etchells Boyama, Mavi Oda ve Wissett Orman Evi, Bayan John Hutchinson…

Kaynakça:
http://www.theartstory.org

Yazar: Börte Büşra Yavuz

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here