Psikolojide yansıtma, kişinin kendi menfaatleri doğrultusunda gerçekleşmeyen her türlü olayı, akışı hatta rakip gördüğü kişinin özel alanına istemli ve sistemli olarak müdahale etmesiyle başlar. Kendisini bile rahatsız eden kaygı durum bozukluğundan kurtulmak içinse akıl almaz davranışlara başvurabilir. Tüm bu davranışları kabul etmediği gibi şiddetli hezeyanlarıyla baş edememenin etkisiyle davranışlarının sorumluluğunu da asla üzerine almaz. Eğer ille bir sorumlu aranıyorsa bunu her zaman karşı tarafa yükler. Çünkü kendisinde gördüğü eksikliklerini, beceremediklerini, yetersizliklerini, kıskançlıklarını, başarısızlıklarını, istenmeyen dürtülerini, takıntılarını, kışkırtmalarını, düşmanca duygularını hatta tüm bu hissettikleri yüzünden işlediği suçlarını ve suçluluk hissini dahi başkalarına, özellikle rakip gördükleri, suç işledikleri kişiye layık görür.

Patolojik kıskanmaya kadar ilerleyen bir yansıtma düzeneğiyse kişinin aslında yaptıklarının farkında olması ama gene de toplumda ve yeni ilişkilerinde kabul görememe, yalnız kalma korkusu yüzünden gerçekleri çarpıtarak gösterme çabasının şiddetlenerek artması durumudur. Örneğin, gerçek hayatta kendine güven eksikliği bulunan bir kişi, sosyal medyada kendine bir veya bir kaç kimlik yaratmaya çalışır. Eğer yaratıcılıktan uzak bir karakteri de varsa takıntılı eksikliklerini tam gördüğü, hatta şahsen hiç tanışmadığı-tanışamayacağı kişi ve kişileri yakın takibe alıp fotoğraflarını, sözlerini, hayatını, her şeyini taklit etmeye başlar. Hatta duyduğu hayranlıkla-düşmanca duygular arasında gidip gelen ruhi durumu onu daha da şiddetli seviyelerde bağımlılığa götürür. Kafasına taktığı kişi ve kişileri yıllar boyunca gizlice takip edip hayatındaki akla bile gelmeyecek her detayı merak eder. Ortak paydada menfaati birleştiği sevdiği-sevmediği her kişiyle de durmadan dedikodu ve planlar yapar. Hatta hayatındaki her ayrıntıyı taklit edip çevresine kendi özelliği gibi gösteremezse sinir patlamaları ve kalp çarpıntıları yaşayabilir. Bir üst seviyede ise karşı taraf bu hastalıklı takibi bir şekilde öğrenip sosyal hesaplarının hepsini kapatmış olsun. Hastamız zaten-çoktan yansıtmanın şiddetli aşamalarına geldiğinden kafaya taktığı kişiye ulaşamamanın ağır sendromunu yaşamaktadır. Bu sefer de yakınlarını gizlice takibe başlar. Ya da taktığı kişinin hayatı hakkında bilgi almak, bir an önce yoksunluğunu giderip kopya etmek, bağımlılığını gidermek için daha da ileri giderek yakınlarıyla iletişim kurar. Nevrotik aşamayı da aşmış takıntılarını tanımlarsak kendisinden emin olmadığı ve kendini beğenmediği o çoğul anlar, bir eroin gibi taktığı kişiyi düşünür. Bu da artık paranoyaklaşmış bir aşamaya geldiğini gösterir.Taklit etmeye çalıştığı konular hakkında kendine güveni ve gerçekte hiçbir fikri olmasa da, topluluk önünde asla kendi düşüncelerini barındırmayan o derin konuşmaları yapamayacağını bilse de, duygu düşünce ve karakterini model aldığı kişinin her ince detayını anlamsızca hayatı boyunca salt sanalda taklit etmeye çalışır. İşte kendisi için rock yıldızı haline getirdiği kişiyi bu hastalıklı hayranlık; hayatındaki her ayrıntıyı fotoğraflardaki mimiğine kadar kendiyle özdeşleştirmesi durumuna özdeşim denilir. Hastamızın hayal dünyasında yaşadıklarını az önce özdeştiği karaktere ulaşamadığı, onu dolaylı veya dolaysız rahatsız edemediği şartlardan bahsetmiştik. İşte bağımlılığına ve yansıtma düzeneğine engel olunduğunda kişi dizginleyemediği saplantılarını özdeşleştiği idolünün mentaline ve hayatına ulaşamadığı için zarar verme planları yapmaya başlar. Özel alanına ve hayatına ulaşıp, hatta müdahale etmeye çalışma-rahatsız etme -yakınlarını manipüle ederek kışkırtmaya çalışma-siber suçlara kadar giden ciddi düzeyde suç işleme meğili ve teşebbüsüyle paranoyaklaşma gerçekleşir. Kişi uzun yıllarca bu bağımlıklılıkları kendisine günlük rutine bağlayıp huy edindiğinden yaşadığı aşırılıkların sayısı arttıkça kendini sürekli temize çıkaran savunma mekanizması ve kurmaca dünyasındaki vaka sayısı o kadar artmıştır ki hasta; benliğinden kopmuştur artık. Yani esas duygularını ve gerçekte kim olduğunu o kadar unutmuştur ki, ”kendi gerçekliğini” kaybetmiştir. Kendisine zaten saygısı olmayan hastamız, bu yüzden türlü manipülasyonlara ve düşmanlıklara varan suçları, onları suç saymadan rahatlıkla işleyebilir; sorumluluğu da tabii ki gene karşı tarafa saygısızca yükler. Hatta bunca beğendiği her olumlu özelliğinizle birlikte, saygınlığınızı bile kendine mal eder. Kendiyle özdeşletirdiği siz olamama durumuyla hep yüzleşmek zorunda kalması, kendinden utanma hissine kadar iç çatışma yaşayıp dış çatışmalara dönüşen aşağılık komplekslerinin hepsinin de sorumlusu sizsinizdir. En can alıcı nokta da şudur ki tüm bu üzücü tespitleri bir şekilde yapmaya mecbur bırakıldığınız tacizlerine maruz kaldıysanız bunun için de ayrı suçlusunuzdur. Bahsedilen aşırılıklar sözüm ona size; maduriyet kendine aittir!?

Adaletsizliği ve erdemsizliği etik değerleri kaybetme, giderek tükenerek kendine ait olmayan her özelliğin altında ezilme duygusu da söz konusu hastamızı yıldıramaz. Narsizmin ve paranoyanın aşırı boyutlarını da barındırdığı ruhsal karmaşa, ileri derecede karakter bozukluğu oluşturur. Maalesef ki en hafif dozundan tutalım en şiddetli dozuna kadar bu hastalık başkalarının istek ve düşüncelerini yok sayarak aynı anda bir seri iç çatışmayla birlikte, yansıtmalı özdeşleşmeyle harmanlanan takıntılı taklitli paranoyak davranışları doğurarak çok tehlikeli bir hale dönüşür. (Hatta Sigmund Frued’ u bile tanık göstererek olmadığı kişiye bürünmek için gülünç,düşündürücü,üzücü manzara yaratabilir.)

Narsistlerin en büyük özellikleri asla empati kuramamalarıdır. Yalan söylemek onlar için normal ve bir o kadar da başvurmadıklarına inandıkları durumdur. Kendilerini aşırı boyutta değersiz hissettiklerinden bir çok enteresan yolla bunu giderirler. En önemlisi de aşırı tüketim ve sömürüyü sadece ekonomide gerçekleştirmezler. İnsanları da tüketmeyi ve sömürmeyi huy edinmişlerdir. Bunu çeşitli kurnaz oyunlarla yaparak dikkatinizi dağıtmaya çalışsalar da aslında zekayla yakından uzaktan bağlantısı olmayan bu sömürünün tek odağı kendisinin çıkarıdır. Kendilerini çok beğendikleri ya da eşi bulunmaz bir yeteneğe sahip olduklarını düşündüklerinden övülmeyi ve hayran olunmaya aşırı derecede ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyaçları için hep anlamsız bir yarışa girip kendilerini birinci ilan ederlerken hala ortalama veya altı olabileceğini düşünemezler. Sınırlı ve koruma altında kendi absürd evrenleri içinde sıkıştıklarından, kendilerine her zaman eğleyici ve alkışlayıcı ararlar. Tek başlarına kayda değer bir şey yapamazlar var olmak için hep kalabalığa ihtiyaç duyarlar. Sürekli kendi işleriyle meşgul gibi bir hava yaratmak isterler ama akılları ve iç dünyaları hapishane gibidir. Bitmek bilmeyen karşılaştırmalarla dolu çatışmaları ve beğendiği her güzel özelliğe sahip insanı hem çaktırmadan kontrol altında tutma hem de takip edip özel alanlarına sızmaları tıpkı bir virüsü andırır. Narsist karakterler hep ilgi odağı olmak isterler ve tüm insanlık onları sevsin ve onaylasın isterler. Eğer arkadaş ilişkileri kötüyse, özel ilişkilerinde aldatıldıysalar siz sevgili bir kaç kurbanının da aynısını yaşamanız için bir duadan fazlasını yapacağına emin olun. Elinden gelen akla hayale sığmayacak boyutlardaki her türlü küçük hesap, oyun ve manipülasyona başvuracak. Hatta karakter zayıfı yakınlarınız varsa tespit edip sizin hakkınızda her türlü bilgiyi almalarını sağlayacak ortak bir paydayı bularak (mesela kıskançlık) 0 sırf- zihnindeki büyük idolleri; sizi- mutsuz etmek, halt etmek adına yakınınıza seviyormuş gibi davranıp güvenini kazanarak size karşı kışkırtıp manasız ve çaresizce birşeylerin intikamını almaya çalışacaktır. Arka planda kaldıkları iç çatışmaya girmelerine neden olacak özellikleri farkında olmadan barındırıyorsanız hemen kaçın. Çünkü beklentilerini karşılayacak özelliklere asla sahip olamayacaklarından sürekli sarsılan beklentileri öz saygılarını yerle bir eder. Gerçek olan gerçekleri saptırıp kendilerine pay çıkarmak için anlamsız oyunlara başvururlar. Kendisi gibi olurlarsa onları kimsenin onaylamayacağını düşündüklerinden sürekli imrenecek ve kopyalayacak bir veya bir kaç idolleri vardır.

Tehlike anında camı kırıp gizlice özel alanınızdaki her şeye musallat olmayı huy edinmişlerdir. Hayalleri çalıntıdır, ruhları emicidir, hiç düşünmediği bir konu hakkında birilerinden eksik kalmamak için, aniden özne olarak kendini yapıştırabilir. Çok çabuk yükselip çok çabuk düşebilirler. Kendi fikirleri, karakterleri bu hezeyanlarla meşgullüğü nedeniyle vasatın altında olduğundan, kendilerinden ne kadar sıkılırlarsa o kadar çok sıkmaya ya da tam tersi bir karaktere bürünmeye çabalarlar. Bu yüzden gelgitli psikolojileri sizi birinci derceden rahatsız etmedikçe başınızı kaldırıp gözgöze geldiğiniz anlarda normal bir kişi sanabilirsiniz. Narsistler demogoji yapmaya bayılırlar, laf kalabalığı yaparak ana konudan uzaklaşabilceklerine inanırlar. Bu anlamsız laf kalabalıklarında konu ne olursa olsun muhakkak birkaç terimi yerli yersiz serpiştirirler. Bu terimlerin burda ne işi var, ne alaka diyebiliyorsanız gerisini dinlemenize bile luzum yok..

Narsist karakterler eline kolay bir şekilde güç ve yetki aldılarsa tehlike daha da büyüyor:

Çünkü kural,kanun ve etiğin asla kendileri için geçerli olmadığını zannederler, paçayı kurtarmak içinse hep bir arkaları olduğuna güvenir; onların da huyuna giden dünyaları herşeye yapma hakkı olduklarına olan inançlarıyla birleştiğinde hapishane içinde ”benlerini” doyurmak için sadece kişisel yakınlık düzeylerindeki insanlara değil; tüm toplumu hatta ülkeyi tehlikeli maduriyetlere sürükleyebilirler. Çünkü zaten gücün sadece onlarda olduğunu, dünyadaki en zeki insanın kendileri olduklarını inanan ilginç bir sanal dünyaları var. Hatta bu ütopyalarına inanmaya can atan gönüllü ortak paydacı tanıdıkları var. Zaten düşük IQ’lu anında manipüle olmaya yatkınların, çaresiz ekonomik düzeye sahiplerin bir nevi inanç ticaretiyle narsist krallarına bağlılıklarından hiç söz etmeyelim. İnançlarınızı ve düşüncelerinizi bariz veya sinsice satın almaya çalışan birinin narsist olmamama ihtimalinin olmadığı da su geçirmez bir gerçek..

Bahsettiğimiz düzeylere varan narsist ve paranoid bozuklukları olanlar aslında ilk önce kendilerine sonra da çevreleri, mağdur ettikleri ortadadır ve önce kendileri, madur ettikleri kişiler hatta toplum için bir tedavi ediliş borçlulardır. Bu hoş temenniye bir Doğan Cüceloğlu yorumu da şunu teyit eder:

”Bir kişinin yaptıklarından sorumluluk duyması için, o kişinin sorumlu tutulacağı konuda bir farkındalığı, bir bilinci olması gerekir.”

Narsist kişilik bozukluğu antisosyal, histrionik ve borderline kişilik bozukluğuyla beraber kendini gösterdiğinden teşhisi oldukça zordur. Ama bazen de öyle kolaydır ki. Paranoid bir narsistin kendini çok iyi gizleyebilmesi için yüksek bir IQ’ ya da sahip olması gerekir. Bu olmadan maalesef bir çok aynı mağduriyeti yaşattığı kişilerce birleşilerek mini bir koloni bile kurulabilir.

Kaynakça:
http://www.filozof.net/
https://www.insanokur.org
https://www.psikolojik.gen.tr

Yazar: Gülşah Dedeoğlu

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here