Kaz Dağları’nın İç Burkan Aşk Hikayesi “Hasan Boğuldu Efsanesi”

Okuma Süresi: 5 Dakika  | Yazdır

Kaz Dağları, hem doğası hem temiz havası hem de birbirinden farklı efsaneleri ile çok özel bir bölgedir. Dünya’daki oksijen oranı açısından Alp Dağları’ndan sonra oksijen oranı en yüksek bölge olarak bildirilmektedir. Görsel açıdan zengin, sadece bu bölgeye has endemik bitki örtülerinin yanı sıra, onlarca farklı bitki ile yemyeşil bir cennet hissi veren Kaz Dağları, kanyonları ve deniz turizmi ile de tatilcilerin uğrak noktasıdır.

Efsaneleri ile ünlü olan Kaz Dağları’nda buraya yolu düşen ve duyduklarında içleri burkan aşk hikayesine ev sahipliği yapan Hasan Boğuldu Efsanesi, bu bölgenin en güzel göletine hüzünlü bir güzellik de eklemiştir.

Efsaneye göre, en acı sonla biten efsane aşklardan biri burada yaşanmış. Kaz Dağları’nın eşsiz topraklarından yaşanmış olan bu efsane, Kazdağı Milli Parkı içerisinde yer alan gölete isim vermiştir. Efsaneye göre, burada yaşayan Hasan babasını kaybetmiş ama ondan kalan mesleği sürdüren, annesiyle yaşayan, ekip biçip, elde ettiği ürünleri her çarşamba kurulan pazarda satan bir ova çocuğudur. Hasanı efsaneleştiren aşkı ise tam da bu pazarda karşısına çıkmış. Güzeller güzeli, dillere destan güzelliği ile her göreni kendine aşık edebilecek biri olan Emine, Hasan’ı da görür görmez kendisine aşık etmiştir.

Efsanede aşkın başlayış şekli olarak, sırtında heybesi ile obada yaşamını sürdüren Emine’yi gören Hasan’ın heyecandan bakışlarını kaçırarak hemen önüne dönüp, sonra gözleri tekrar Emine’yi aramaya başlaması ve o ilk bakışmada olan aşkı söyler. Gözleri Emine’yi arayan Hasan’ın tam da o sırada Emine tekrar karşısına çıkmıştır. Emine Hasan’ın ürünlerinden satın almak için tam karşısına dikilmiştir. Hasan da en güzel ürünleri seçerek Emine’ye vermiştir. Bu esnada Emine hasanın ona olan hayran bakışlarını fark etmiştir ve Hasan’dan etkilenmiştir.
Zaman içerisinde bu ikili pazarda birbirlerinden alışveriş yaparlar. Emine Hasan’dan sebze ve meyve, Hasan da Emine’den tereyağı, yoğurt, bal alır. İlerleyen arkadaşlıkları ile birlikte, beraber gidip gelmeye başlarlar. Hasan’ köyü olan Zeytinli’ye kadar yürüyen bu ikili, Zeytinli’de ayrılır ve Emine kendi obasına doğru yürürmüş. Emine’nin obası Hasan’ın köyünden 3 saat daha uzaktadır ve Emine sırtında heybesi ile her gün bu yolu gitmektedir.

Kaz Dağları’nın farklı iki ucunda yaşayan bu iki genci aşk sarmıştır. Aşklarının sonunda Hasan ile Emine evlenmeye karar verirler. Hasan’ın babasının ölümünden sonra yalnız kalan annesi bu habere çok sevinir. Öyle ki, gelini olduğunda Hasan’ın annesinin de yanına bir can yoldaşı gelecektir. Ancak Emine’nin babası bu evliliğe karşı çıkar. Çünkü Emine’nin obanın yiğitlerinden biri ile evlenmesini ister. Emine babasına çok dil döker ve razı eder. Babası bu iki gencin evlenmesine izin vermesi için bir şart koşar. Bu şart ise, Hasan’ın tuz dolu 60 kilo bir çuvalı köyden obaya kadar taşıyacak olmasıdır. Bu şartı Hasan layıkıyla yerine getirebilirse, o zaman tüm oba Hasan’ın ne kadar güçlü, yiğit bir delikanlı olduğunu kabul edecek ve bu iki genç evlenebileceklerdir.

Tek yollarının bu olduğunu anlayan aşıklar yollara düşerler. Hasan çuvalı sırtlayarak yürümeye devam ederken Emine de sevdiğine eşlik etmiştir. Hasan bu zorlu yolda yorulmaya başlamıştır ve yorulmanın belirtileri olarak sendeleyerek yürür. Ancak, Hasan her sendelediğinde Emine ona güç vererek “Bizim için dayan Hasan!” diye onu yüreklendirmiştir. Hasan biraz daha gitmiş, ama tuz sırtını iyice yakmaya başlayınca gücünü tamamen kaybederek yere düşmüş. “Gel kaçalım Emine!” diye teklifte bulunmuş. Ancak Emine bu teklife sıcak bakmamıştır. Keza Emine obasına söz vermiştir ve teklifi kabul etmez. Bununla birlikte, kendisinin her gün gidip geldiği bu yolu alamayan Hasan’a çok kızmıştır. Hasan “Beni bırakma, sana doğru gelemem. Artık geri de dönemem.” Dese de, Emine ona aldırmadan çuvalı sırtına atıp gitmiştir.

Ancak, Emine gider gitmez neredeyse hemen pişman olur. Pişman olsa da fayda etmemiş, ailesi onun geri dönmesine izin vermemiştir. O gece, Kaz Dağları’na korkunç bir fırtına inmiş ve yer yerinden oynamış. Tüm bu sıkıntılı durumda Emine çok üzgün şekilde sabahı zor etmiştir. Sabah olup da fırtına düzene girdikten sonra da Emine Gökbüvet yoluna düşmüştür. Emine önce ayrıldıkları yere bakmış ve orada Hasan’ı bulamamıştır. Her yeri gezip Hasan’ı bulamayan Emine en son Edremit’e gitmiş, lakin orada da bulamamıştır. Hasan’dan hiçbir iz bulamayan Emine, günler sonra Gökbüvetin sularında hasanın gömleğini bulur. Anlar ki, Hasan bu gölde, o haşin fırtınada ölmüştür. Bu acıya dayanamayan Emine, “Sana geliyorum Hasan’ım” diyerek kendini Gökbüvetin başındaki çınara asmıştır.

İşte tüm bunlardan dolayı, birbirini seven iki gencin birleşemediği ve yarım kalan bir aşk hikayesi ortaya çıkmıştır. Dinleyenleri hüzne boğan ve hikayeleri efsaneleşerek günümüze kadar ulaşan bu kişilerden dolayı, o kötü şeyler yaşanan günden sonra Gökbüvete Hasan Boğuldu Göleti, başındaki çınara da Emine Çınarı denilmektedir.

Kaynakça:
balikesir-edremit.gov.tr/hasanboguddu

Yazar: Gökçe Cömert