Sanat ve Sanatçı

3842_images

İnsanoğlu tarih boyunca kendini ifade etme biçimi olarak ‘sanat’ı kullanmıştır. İlk olarak mağara duvarlarına resim çizmeye başlamıştır. Bu ilk aşamadan sonra sanat sürekli değişime ve gelişime uğramıştır. Sanatın şekillenmesinde birçok unsur önce insanları sonra da sanatı etkilemiştir. Toplumsal olayların sanatı etkilediği gibi, sanat da bireyleri etkilemiştir. Sanatçı özelliği gösteren kişiler, toplumda bir lider konumuna gelmiştir. Bu şekilde entelektüel ya da aydın diyebileceğimiz mertebeye yükselen kişiler, zamanla insan topluluklarının ön saflarında yürüyen bir eylemci rolünü üstlenmiştir.

Sanatçı; lider olma vasfının yanında, muhalif bir çığlık olması özelliğinin arka planında yalnızlığı yatırır. Bu yalnızlık onun farklı düşünmesinden kaynaklanmaktadır. Öncüsü olduğu fikirlere sahip çıkacak, onun yanında olacak birilerini bulamadığı zaman kendine çekilir; ancak bu çekilme yeni bir çıkışı da beraberinde getirecektir. Fikirlerinden dolayı yalnız kalan sanatçı bu mutsuzlukla yeni bir soluk alır ve tekrar icra ettiği sanat ve o sanatın eseriyle tekrar sesini çıkartmaya başlar. Sanatçı mutluluk denilen hadiseden en az payı alan kişidir. Fakat aynı zamanda bu mutsuzluğu en iyi şekilde kullanabilen kişidir. Sanatçı bir arayıcıdır. Gerçekleştirdiği bir amaçtan sonra mutluluğa ermez. Şimdiye ve geleceğe ait var olan kaygılarıyla dünyaya ışık saçar. Kant’’a göre: “Sanatçı toplum dışı toplumsallığı yaşamaktadır”.

O gittiği yerde gene bir aykırıdır. “”Ben nerede değilsem orada iyi olacakmışım gibi gelir”” der; Baudelaire. Gerçekte o bir iyileşemez “kötü”dür: hiçbir yerde iyi olmayacaktır. İyilik düşleri görecektir bol bol ama, iyi olmayacaktır. Baudelaire iyi olduğu yerde çaptan düşmüş demektir. Başkalarını yılgınlığa götüren onu arayıcı kılar. Başkasında çöküntü uyandıran onda yaratıcı gücü oluşturur. Baudelaire için ya da sanatçı için yaratmadan başka kurtuluş yolu yoktur. Sartre, Baudelaire için şöyle der: “ O, insani olanı eylemde değil yaratmada tanımlayacaktır.

Sanatçı bu özellikleri ile muhalif çizgide sanatıyla mücadele verir. Kalemini toplumsal olaylarla sivriltir. Bu sivriltme eylemi ve muhalif sesini yükseltme özelliği tarihsel açıdan bir dönüm noktasından itibaren gerçekleşir. Sanat, sanat içindir anlayışına ters düşen bir görüş olan sanat toplum içindir görüşü Rusya’da Ekim Devrimi’nden sonra sesini yükseltir. 1917 Ekim Devrimi ile ortaya çıkan toplumcu-gerçekçilik akımı bu düşünceye en büyük örnektir. Sovyet kültürünün oluşturulması hedefi ile sanata dair bazı ilkeler belirlenmiştir. Sanatın toplumsal olması hususunda Komünist Parti yöneticileri tarafından belirlenen ilkeler sanatçıya dair önemli sorumluluklar içerir. Bu duruma toplumda heyecan uyandırılmaya çalışıldığı, Milli Edebiyat ile paralellik gösterilmesi açısından örnek gösterilebilir. Bu durumda sanatın topluma olan büyük etkisinin en büyük kanıtıdır.

Kaynakça:
Afşar Timuçin, Özgür Prometheus, İnsancıl Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, 1997, s.6.

Yazar: Canan Yıldırım