Alfred Sisley; (30 Ekim 1839 – 29 Ocak 1899), hayatının çoğunu Fransa’da geçiren, ancak İngiliz vatandaşlığını koruyan empresyonist bir peyzaj ressamıdır. Kendini açık havada manzara resmi yapmaya adamış izlenimcilerin en tutarlısıdır. Renoir ve Pissarro’nun aksine figür resmine nadiren ilgi gösterdi.

Önemli eserleri arasında, çoğunlukla Thames Nehri’nin bir dizi tablosu, ve Moret-sur-Loing’daki veya çevresindeki yerleri konu edinen manzaralar vardır. Paris’in eski banliyölerinde bulunan Seine nehrinin ve köprülerin resimlerinde, yeşil, pembe, mor, tozlu mavi ve krem gibi soluk tonlarda, huzuru karakterize eden renkler kullandı. Yıllar geçtikçe ifade gücü ve kullandığı renklerin yoğunluğu arttı. Sisley, varlıklı bir İngiliz ailenin çocuğu olarak Paris’te dünyaya geldi. Babası William Sisley ipek işindeydi ve annesi Felicia Sell bir müzik uzmanıydı.

1857’de 18 yaşındayken Sisley, iş dünyasında kariyer yapmak için Londra’ya gönderildi, ancak dört yıl sonra 1861’de Paris’e döndü. 1862’den itibaren Paris’te, École des Beaux-Arts’da (Güzel Sanatlar Okulu) İsviçreli sanatçı Marc-Charles-Gabriel Gleyre’nin atölyesinde öğrenim görmeye başladı ve Frédéric Bazille, Claude Monet ve Pierre-Auguste Renoir ile tanıştı. Güneş ışığının hareketli etkilerini yakalamak için stüdyolarda değil, açık havada çalışma kararı vermişlerdi. O dönemde yenilikçi olan bu yaklaşımla, yaptıkları resimler daha renkli ve halkın görmeye alıştıklarından daha canlı oldu. Sonuçta, Sisley ve arkadaşları başlangıçta çalışmalarını sergilemek veya satmak için zorlandılar. Yaptıkları işler, Fransa’daki en önemli sanat değerlendirme yeri olan ünlü “Salon Jürisi” tarafından reddedildi. 1860’lı yıllarda, babasının desteklediği Sisley, diğer sanatçılardan daha iyi mali bir konumdaydı.

1866’da Sisley, Paris’te yaşayan bir Breton olan Eugenny Lesouezec ile bir ilişki kurdu. Çiftin iki çocukları oldu: Pierre (doğumu 1867) ve Jeanne (doğumu 1869). O yıllarda Sisley Avenue de Clichy’den ve birçok Paris ressamının buluşma yeri olan Cafe Guerbois’dan da uzak kalmadı. 1868’de resimlerini Salon’a kabul ettirdi, ancak sergi ona maddi ya da eleştirel başarı getirmedi.

1870’de Fransa-Prusya Savaşı başladı ve sonuç olarak Sisley’in babasının işleri kötüleşti.Artık ressamın tek gelir kaynağı eserlerini satmaktı. Hayatının geri kalanında, resimlerinin parasal değeri anlamlı ölçüde yükselmediği için hep yoksulluk içinde yaşadı. Bununla birlikte, bazı resim tüccarlarının zaman zaman desteklediği Sisley, İngiltere’ye birkaç kısa gezi yapabildi.

Bunların ilkini, ilk bağımsız empresyonist sergisinin ardından 1874’de gerçekleştirdi. Londra yakınlarında geçirdiği birkaç ay içinde Molesey yakınlarındaki Üst Thames’in yirmi kadar tablosunu yaptı ve sanat tarihçisi Kenneth Clark tarafından “İzlenimciliğin mükemmel anı” olarak tanımlandı.

1880 yılına kadar Paris’in batısında yaşayıp çalışan Sisley ve ailesi, yüzyılın başlarında, Barbizon okulunun ressamlarının semti olan Fontainebleau ormanı yakınındaki Moret-sur-Loing civarında küçük bir köyüne taşındı. Sanat tarihçisi Anne Poulet’in dediği gibi, “Sürekli değişen atmosferi ile uzayıp giden yumuşak eğimli kırlar, yeteneklerine mükemmel uyum sağlamıştı.” [alfred sisley loing.jpg]

1897’de Sisley ve eşi İngiltere’ye gittiler ve onca yıl sonra nihayet 5 Ağustos’ta Cardiff’de evlendiler. Bir süre kaldıkları Penarth’ta, denizin ve kayalıkların altı yağlı boya resmini yaptı. Ağustos ayı ortasında, Gower Yarımadası’nın Langland Körfezi’ndeki Osborne Otel’ine gittiler ve burada da Langland Körfezi ve Rotherslade Körfezi çevresinin on bir yağlıboya resmini yaptı. Ekim ayında Fransa’ya döndüler. Bu gezi Sisley’in atalarının vatanına yaptığı son yolculuktu.

Sisley, Fransız vatandaşlığına başvurdu, ancak reddedildi. İkinci başvurusu sırasında bu kez de hastalıklara yenik düştü ve Seine nehrinin en iyi resimlerini yarattığı kabul edilen ressam ölümüne dek İngiliz olarak kaldı. Yoksulluk, romatizma ağrıları ve gırtlak kanseriyle boğuşan Sisley, eşinin de hastalanıp ölmesinden birkaç ay sonra 59 yaşında 29 Ocak 1899’da yalnız yaşadığı Moret-sur-Loing’de öldü. Ardında, nedense ölümünden hemen sonraki yıl değerlenmeye başlayan ve günümüzde dünya müzelerinin en değerli eserleri arasında sergilenen, hırsızlıklara, kopyalamalara konu olan, yaklaşık dokuz yüz yağlı boya tablo, yüze yakın pastel resim ve sayısız çizim bıraktı.

Kaynakça:
-François Daulte, “Sisley: Les Saisons”, Éditions La Bibliothèque des Arts, 1992.<br />
-Barbara E. White, “Impressionists Side by Side : Their Relationships, Rivalries, and Artistic Exchanges”, Knopf Doubleday Publishing Group, 1996.<br />
-B.Denvir, “The Chronicle of Impressionism: An Intimate DIary of the Lives and World of the Great Artists”, London: Thames & Hudson, (2000).

Yazar:Oben Güney Saraçoğlu

Editör : Suna Korkmaz

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here