Suzanne Valadon’un Hayatı ve Eserleri

Suzanne Valadon, Fransız Ulusal Güzel Sanatlar Birliği’nce kabul edilen ilk kadın ressamdır.
Asıl adı Marie-Clémentine Valadon olan ressam (23 Eylül 1865 – 7 Nisan 1938) Fransa’nın Haute-Vienne bölgesinde Bessines-sur-Gartempe’da doğdu. Aynı zamanda kendisi gibi ünlü bir ressam olan Maurice Utrillo’nun annesidir. Çizimlerinde ve tablolarında çoğunlukla kadın bedenlerini, kadın portrelerini, natürmortları, manzaraları ve kedileri konu aldı. Akademi’nin etkisine hiç girmedi ve hiçbir zaman gelenekle sınırlı kalmadı. Valadon hayatının yaklaşık 40 yılını bir sanatçı olarak yaşadı.

Valadon, bir çamaşırcı olan annesi Madeleine ile birlikte, yoksulluk içinde büyüdü ve babasını hiç tanımadı. Oldukça bağımsız ve isyankar bir kişiliği vardı. İlkokula on bir yaşına kadar devam edebildi. Daha sonra ressamlara modellik yapmaya başladı. 1883’te, on sekiz yaşındayken, gayri meşru oğlu Maurice Utrillo’yu doğurdu. Valadon’un arkadaşlarından Miguel Utrillo, gerçek babası belirsiz olan Maurice’i oğlu olarak gösterdi. Valadon, Toulouse-Lautrec’in kitaplarını okuyarak ve Montmartre’da birlikte çalıştığı sanatçıları gözlemleyerek kendini yetiştirdi.

Valadon, on bir yaşında çalışmaya başladı ve bir değirmende, manavda, cenaze çelenkleri yapan bir atölyede veya bir garson olarak bulabildiği her işte çalıştı. On beş yaşındayken tanıştığı sembolist ressamlar Kont Antoine de la Rochefoucauld ve Thèo Wagner sayesinde, Lautrec, Sescau ve Berthe Morisot gibi sanatçıların da uğrak yeri olan Mollier sirkinde akrobat olarak çalışmaya başladı, ancak bir yıl sonra trapezden düşmesi bu kariyerine son verdi.

Valadon, 1880’de Montmartre’da model olarak da çalışmaya başlamıştı ve Théophile Steinlen, Pierre-Auguste Renoir ve Henri de Toulouse-Lautrec gibi birçok sanatçıya on yılı aşkın bir süre, İncil’deki “Susanna Ve Yaşlılar” hikayesinden esinle “Suzanne” lakabıyla modellik yaptı. Çok hırslı, isyankar, kararlı, kendine güvenen ve tutkulu bir kadın olarak tanındı. 1890’lı yılların başında tanıştığı, cesur çizimlerine ve tablolarına hayran olan Edgar Degas, resimlerini satın alarak onu cesaretlendirdi. Ölümüne kadar da en yakın arkadaşlarından biri olarak kaldı. Sanat tarihçisi Heather Dawkins, Valadon’un bir model olarak diğer ressamların atölyelerinde yaşadığı deneyimlerin, kendi yaptığı tablolardaki kadınlara farklılık kattığına inanıyor. Bu farklılık, resimlerindeki kadınları, erkek post empresyonist ressamlara göre daha az idealize etmesinden kaynaklanmaktadır.

Suzanne Valadon’un modellik yaptığı çok sayıdaki resimlerin arasında en tanınmışı, 1883’ten itibaren poz verdiği ünlü ressam Renoir’in “Bougival’da Dans” tablosudur. 1885 yılında Renoir onun “Saçını Ören Kız” ve “Suzanne Valadon” adlarını verdiği ünlü portrelerini de yaptı. Valadon’un, Paris ressamlarıyla dolaşmayı çok sevdiği bar ve tavernalardaki görüntüsü Henri de Toulouse-Lautrec’in “Akşamdan Kalma” tablosunun konusu oldu.

1893’te Valadon, kısa süren fırtınalı bir ilişki yaşadığı besteci ve piyanist Erik Satie’nin, Cortot sokağındaki odasının yanındaki bir odaya taşındı. Ancak, altı ay sonra Satie’yi terk etti ve 1895’te borsa simsarı Paul Moussis’le evlendi. Paris’teki bir apartman dairesiyle kırlardaki bir yazlık arasında burjuva hayatı yaşadı. Valadon, 1913’te Moussis’ten ayrıldıktan sonra, 1914 yılında oğlunun arkadaşlarından genç ressam André Utter’le evlendi. Valadon ve Utter çok sayıda ortak sergiler açtılar.

Çeşitli kaynaklarda, Valadon’un resim yapmaya dokuz yaşında başladığı ve kendi kendini eğittiği belirtilmektedir. Valadon, güçlü kompozisyonları ve canlı renkleri ile dikkat çeken natürmortlar, portreler, çiçekler ve manzaralar yaptı. Ama, en çok kadın bedenlerini kadın bakış açısıyla resmeden nüleriyle tanındı. Yaptığı bu resimler sanat tarihi açısından özellikle önemlidir, çünkü on dokuzuncu yüzyılda bir kadın sanatçının kullandığı ana temanın çıplak kadınlar olması alışılmadık bir durumdur. Feminist sanat tarihçilerinin dikkatini çeken yaklaşımının bir özelliği de, resimlerindeki kadınların, yirminci yüzyılın başlarında, sanatta kadın cinselliğinin baskın kullanılışına bir direniş tavrını sezdirmesidir. Valadon, kendini belirli bir üslupla sınırlandırmasa da, çalışmalarında hem Sembolist hem de Post-Empresyonist estetiğin etkileri açıkça görülmektedir.

İlk tarihlediği ve imzaladığı eseri, 1883 yılında yaptığı bir otoportredir. İkinci portre çalışmasını da gene 1883’te, on sekiz yaşındayken, oğlunun doğumundan önce tamamladı. 1883-1893 yılları arasında çoğunlukla çizim yaptı ve 1892’de tablolarını üretmeye başladı. İlk modelleri aile üyeleri, oğlu, annesi ve yeğeniydi. İlk nü tablosunu da 1892’de yaptı. 1890’ların başında açtığı ilk sergileri, çoğunlukla “Erik Satie” (1893) gibi portrelerden oluşuyordu. Çalışmalarını düzenli olarak Paris’teki Bernheim-Jeune galerisinde sergiledi. Valadon’un Ulusal Salon’daki ilk sergisi 1894’te gerçekleşti ve Edgar Degas, onun çizimlerini satın alan ilk kişi oldu. Valadon’a yumuşak yüzeyle oymabaskı tekniğini de öğreten Degas, ayrıca onu Paul Durand-Ruel ve Ambroise Vollard gibi diğer koleksiyoncularla da tanıştırdı.

Valadon, borsacı Paul Moussis ile evlendikten sonraki hayatında hiç ara vermeden resim yaptı. Ulusal Salon sergisi için yaptığı büyük yağlı boya tablolar, resim sanatında bir kadının bir erkeğe arzu nesnesi olarak bakışını yansıtan ilk örneklerdendi. Yağlı boya, yağlı kalem, pastel ve kırmızı tebeşir ile çalıştı. Çok akışkan olduklarından mürekkep ya da sulu boya kullanmadı. Figürlerini vurgulamak için siyah çizgiler içeren, zengin renkler ve kaba fırça darbelerinden yararlandı. Suzanne Valadon hayatının sonuna kadar yaklaşık 300 çizim ve 450’den fazla yağlı boya tablo üretti. Valadon, henüz yaşarken ünlenmiş bir ressam olarak, 7 Nisan 1938’de, 72 yaşındayken bir inme sonucunda öldü ve Paris’te Saint-Ouen mezarlığına gömüldü. Cenaze törenine katılanlar arasında André Derain, Pablo Picasso ve Georges Braque da vardı.

 

Suzanne Valadon’un adı, Paris’te bir meydana, Limoges’da bir liseye, bir asteroide (6937 Valadon) ve Venüs gezegenindeki bir kratere verilmiş, çarpıcı kişiliği Somerset Maugham’ın dilimizde Şeytanın Kurbanları adıyla yayınlanan “Ustura Ağzı” (The Razor’s Edge) romanına ve Degas ile ilişkisi Timberlake Wertenbaker’in “The Line” (Hat) adlı tiyatro eserine konu olmuştur.

Kaynakça:
– Jeanne Champion, “Suzanne Valadon”, Fayard, Collection Biographie Divers, (2004).
– Thérèse Diamand Rosinsky, “Suzanne Valadon : Biographie”, Flammarion, Documents.
– Michel Peyramaure, “Les Escaliers de Montmartre: Suzanne Valadon”, Pocket, (2000).

Yazar: Oben Güney Saraçoğlu

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This div height required for enabling the sticky sidebar
Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views :