Amerika Birleşik Devletleri Başkanlık Sistemi

Başkanlık sistemi, devlet yönetiminde tek bir kişinin başkanlığında hükûmet etme ve devleti yönetme esasına bağlı siyasi sistemdir. Devleti yöneten başkan halk tarafından seçilir. Başkanlık Siteminde yasama, yürütme ve yargı erkleri kesin hatlarla ayrılmıştır fakat aralarında birbirini denetlemeye dayalı bir denge sistemi de vardır.
Başkanlık Sistemi, dünyanın pek çok ülkesinde görülmekle birlikte en olgun düzeyde Amerika Birleşik Devletleri’nde uygulanmaktadır. 13 Amerikan kolonisinin birleşerek George Washington önderliğinde İngilizler karşısında kazandığı bağımsızlık savaşı sonunda 1776 yılında Bağımsızlık Bildirgesi kabul edilmiştir. Bu bildirgede, her insanın doğduğu andan itibaren bazı haklara sahip olduğu, devletlerin bu hakları koruması gerektiği, yöneticilerin sadece halktan yetki alabileceği ve eğer bir yönetim bu temel hakları koruyamazsa halkın yeni bir yönetimi göreve getirme hakkına sahip olmasının gerekliliği düzenlenmiştir. Dolayısıyla bağımsızlığın ardından kurulacak sistem bireysel hakları gözetecek bir sistem olmalıdır.
Konfedere bir yapı şeklinde kurulan Amerika Birleşik Devletleri’nin 1781’de kabul edilen ilk anayasası bugünkünden farklı olarak Güçler Birliği temelinde bir sistem oluşturmuştur. Fakat bu sistemin eyaletler üzerindeki yetkisi ve gücü çok sınırlı kalmıştır. Konfedere yapının ABD’nin birliğini sağlamaktan uzak olduğu kısa bir zaman sonra ortaya çıkınca ulusal birliği temin ve güçlü bir yönetimi tesis etmek için 1787’de Federal Kurucu Meclisi toplanmış ve yeni anayasa çalışmalarına başlamıştır. Bu yeni anayasayla birlikte ABD, katı bir güçler ayrılığına dayanmakla birlikte organları arasında birlikte çalışma ve karşılıklı bağımlılığı gerekli kılan “fren ve denge (check and balance)” sistemiyle şekillenmiş bir hükümet sistemini, başkanlık sistemini, hayata geçirmiştir.
ABD Başkanlık Sistemi’ne göre, federal hükümet üç farklı organdan (yasama, yürütme, yargı) oluşur. Her bir organın anayasal güçleri ve sorumlulukları net bir şekilde belirlenmiştir. Bu üç organ birbirine chek and balance (Fren ve denge) sistemiyle bağlanmıştır. Başkanlık sistemini parlementer sistemden ayıran en önemli özellik güçlerin birbirinden parlementer sisteme göre daha belirgin ve katı bir şekilde ayrılmış olmasıdır. ABD başkanlık sistemine göre yasama, yürütme ve yargı organlarını sırasıyla şöyle incelenebilir:

Yasama Organı (Kongre)

ABD anayasasının 1. Maddesinin 1. Bölümü “Bu anayasanın sağladığı bütün yasama yetkileri, Senato ve Temsilciler Meclisi’nden oluşan Birleşik Devletler Kongresine ait olacaktır.” şeklindedir. Bu maddeyle ABD parlamentosunun iki meclisli bir yapıda olduğu ifade edilmiştir. Bu iki meclis aşağıda kısaca açıklanmıştır.

1.Temsilciler Meclisi

Halkın Evi olarak nitelendirilen Temsilciler Meclisi, nüfusa göre eyaletler arasında paylaştırılan 435 Temsilciden oluşur. American Samoa, Columbia Bölgesi, Guam, Puerto Rico ve ABD Virgin Adaları olmak üzere beş ABD bölgesi ve sömürgesinin Temsilciler Meclisinde oy vermeden temsil edilme hakkı bulunur.
Bu meclisteki bütün Temsilciler aynı anda seçilir ve iki yıl görev yapar. Görev dönem sürelerine herhangi bir kısıtlama getirilmemiştir. Her bir Temsilci eyalet içindeki Seçim bölgesi denilen coğrafi bir alandan seçilir. Temsilciler Meclisinde boş bir pozisyon kalırsa bu ancak özel veya genel bir seçimle doldurulur.
Temsilciler Meclisi üyeleri meclisin liderliğini yapan ve gerçekte iktidar partisinin üyesi olan bir Meclis Başkanı (Speaker) seçer. Meclis Başkanı, meclisin gündemini belirler ve idari yetkililerin atamasını yapar.

2.Senato

Senato, bir Üst Meclis olarak kabul edilir ve burada yapılan müzakerelerin Temsilciler Meclisindekilerden daha önemli olduğu düşünülür.

Senato, 100 Senatörden (her eyaletten iki senatör) oluşur. Senatörler altı yıl görev yaparlar ve görev dönem sürelerinde sınırlama yoktur. Seçim süreci bakımından senatörler üç sınıftır ve bu üç sınıftan biri her iki yılda bir seçime girer. Böylece Kongrede daima deneyimli kişilerin görev yapması sağlanır. Senatoda boş pozisyonlar oluşmuşsa, bu pozisyonlara genellikle boş pozisyon olan eyaletin valisi tarafından atama yapılır.

ABD Başkan Yardımcısı aynı zamanda Senato Başkanlığını da yapar ve yalnızca oyların eşit olduğu durumlarda oy kullanır.

Senato, geniş yasama yetkilerini Temsilciler Meclisiyle paylaşırken, kendine özel bazı yetkileri de vardır. Bunlar;
• Yüksek Mahkeme, alt federal mahkemeler ve Yürütme Organındaki kilit pozisyonlara başkanlık tarafından atanan kişiler, göreve başlamadan önce Senatonun onayını almalıdır.
• Senato, uluslararası anlaşmaları onaylar veya reddeder.
• Senato, Başkana veya Yüksek Mahkeme üyelerine karşı açılan suç davalarında genel duruşmayı yönetir ve jüri gibi hareket eder.

Temsilciler Meclisinin Senatoyla Paylaşmadığı Özel Yetki ve Sorumlulukları

• Temsilciler Meclisinin Başkana ve Yüksek Mahkeme Hâkimlerine karşı suçlamada bulunma yetkisi vardır.
• Gelir getirme amacı taşıyan bütün yasa tasarıları ilk olarak Temsilciler Meclisine sunulmalıdır.
• Başkan adaylarından herhangi biri seçici oyların çoğunluğunu alamazsa, Başkanı Temsilciler Meclisi seçer. Böyle durumlarda, her eyalet delegesi bir oya sahiptir.
• Oyların eşit olduğu durumlara çok az rastlandığı için Başkan Yardımcısı, Senatoya nadiren başkanlık eder. Başkan Yardımcısının olmadığı zamanlarda, Senato günlük meselelere başkanlık etmesi için bir başkan seçer.

Yürütme Organı (Başkan)

Yürütme Organı federal hükümetin en büyük organıdır. Yürütmenin başında dört yıl görev yapan Devlet Başkanı bulunur. Devlet başkanı, başkanın nasıl seçileceği, görev ve yetkileri ABD anayasasının 2. Maddesinde tanımlanır. “Yürütme yetkisi, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı’na verilecektir. Bu göreve, dört yıllık bir süre için aynı süre ile seçilen bir Başkan Yardımcısı ile birlikte sahip olacaktır.”

Başkanın Seçimi

ABD Anayasası’na göre başkan olabilmek için; ABD’de doğmuş olmak, ABD vatandaşı olmak, en az 14 yıldır ABD’de ikâmet ediyor olmak ve en az 35 yaşında olmak gerekmektedir. Başkan yardımcısı da aynı özelliklere sahip olmalıdır. 1951 yılında Anayasa’da yapılan 22’nci değişiklik gereğince ise, bir kişi en fazla iki dönem başkan seçilebilmektedir.
Başkanlık seçim sistemi ise anayasada şu şekilde açıklanır:
“Her eyalet, kendi eyalet yasama meclisinin atayacağı şekilde, o eyaletin Kongre’ye gönderme hakkına sahip olduğu Senato ve Temsilciler Meclisi üyesi toplam sayısına eşit sayıda seçici (elector) tayin edecektir; fakat hiç bir Senato ya da Temsilciler Meclisi üyesi, veya Birleşik Devletler adına resmi ya da fahri bir göreve sahip kişi seçici tayin edilmeyecektir.
Seçiciler, kendi eyaletlerinde toplanacak ve en az birisi kendileri ile aynı eyalette ikamet etmekte olmayan iki kişiyi gizli oy ile seçecektir. Oy verilen bütün kişiler ile bunların her birinin aldığı oyların listesini yapacaklar; bu listeyi imzalayıp, onaylayacaklar ve kapalı zarf içinde, Birleşik Devletler hükümet merkezinden, Senato Başkanına göndereceklerdir. Senato Başkanı, Senato ve Temsilciler Meclisi’nin karşısında, bütün belgeleri açacak ve ondan sonra oylar sayılacaktır. En çok oyu alan kişi, eğer kazandığı oy tayin edilmiş bütün seçiciler sayısının çoğunluğunu oluşturuyorsa, Başkan olacaktır; eğer birden çok kişi böyle bir çoğunluğa sahipse ve aldıkları oylar eşitse, o halde Temsilciler Meclisi hemen gizli oyla bunlardan birini Başkan seçecektir; eğer hiç biri çoğunluğu elde edemezse, Temsilciler Meclisi listede en çok oy alan beş kişi arasından aynı şekilde bir Başkan seçecektir. Ancak Başkan seçiminde oylar eyaletlere göre verilecek, her eyalet temsilcisinin bir oy hakkı olacaktır. Bu amaçla eyaletlerin üçte ikisinin temsilcisi veya temsilcilerinden oluşan bir karar yeterlilik sayısı gereklidir ve seçim için tüm eyaletlerin çoğunluğu oluşmalıdır. Her durumda, Başkan seçimini takiben seçicilerden en fazla oy alan ikinci kişi Başkan Yardımcısı olacaktır. Fakat eşit sayıda oya sahip iki ya da daha fazla kişi olursa, Senato gizli oyla bunlardan birini Başkan Yardımcısı seçecektir. Kongre, Seçiciler Kurulu üyelerinin seçileceği tarih ile bunların oy kullanacakları günü belirleyebilir; bu gün Birleşik Devletler’in tümü için aynı olacaktır.”
ABD Anayasası kabul edildiği dönemde henüz hiçbir siyasî parti mevcut değildi. Bu sebeple başkan seçimlerinde partilerin rolünden söz edilemezdi. Fakat 1800’lü yıllarda siyasi partiler kurulmaya başladı ve zamanla seçimlerde etkin rol oynadılar. Zamanın ilerlemesiyle birlikte Cumhuriyetçi ve Demokrat olmak üzere iki siyasi parti sisteme hakim olmuş ve başkan adaylarını bu iki parti belirlemiştir. Siyasî partiler, ilk önce federe devletler bazında yapılan bir ön seçimle delegelerini seçerler. Bu delegeler ise Federal Genel Kurul’da kendi başkan adaylarını seçer. Ancak mevcut başkan ikinci dönem için yeniden aday olacaksa, başkanın mensubu olduğu parti ön seçim yapmaz. Eyaletlerdeki ön seçimler ve parti kongreleri genellikle Ocak ve Haziran ayları arasında yapılırken, federal genel kurullar Temmuz, Ağustos veya Eylül aylarında düzenlenir. Başkan adayları belirlendikten sonra, her dört yılda bir Kasım ayının ilk Salı günü seçmenler, başkanı seçecek delegeleri (electoral college) seçerler. Seçmenlerin seçtiği bu delegeler, hangi aday için seçilmişlerse başkanlık seçiminde o adaya oy vermek zorundadırlar.
Bir adayın Başkan seçilebilmesi için, federe devletlerin Kongrede sahip oldukları Senato ve Temsilciler Meclisi üye sayısının toplamı olan 538 delegenin yarısından bir fazlasının (270) oyunu alması gerekmektedir. Herhangi bir adayın bu çoğunluğu sağlayamaması durumunda, Temsilciler Meclisi en fazla oy alan 3 adaydan birini başkan olarak seçer. Böyle bir durumda her federe devletin bir oy hakkı vardır ve bunların ekseriyetinin oyunu alan başkan seçilir.
Dört yıl sürecek olan başkanlık görevi, 1933’te Anayasa’ya getirilen 20’nci değişiklik
gereğince 20 Ocak’ta Kongrede yapılan bir törenle başlar. Başkan, geleneksel bir seramoniyle ABD Yüce Mahkemesi başkanı ve halk önünde yemin eder/söz verir (oath/affirmation). Anayasa’nın 2’nci maddesinin birinci bölümünün sekizinci fıkrasında yazılı olan yemin metni şu şekildedir:
“Amerika Birleşik Devletleri Başkanlık makamını sadakatle yöneteceğime ve Amerika Birleşik Devletleri Anayasası’nı sürdürmek, korumak ve savunmak için elimden her çabayı göstereceğime yemin ederim/söz veririm.”

Başkanın Görev ve Yetkileri

Yürütme Organı yetkilerini diğer iki hükümet organıyla eşit olarak paylaştığı halde, Başkan hükümetteki en yetkili kişidir. Başkanın görev ve yetkileri anayasanın 2. Maddesinde tanımlanmıştır. Bu yetki ve görevler aşağıdaki şekilde sıralanabilir:
• Silahlı Kuvvetlerin Başkomutanı adına hareket etme;
• Devlet başkanı adına hareket etme;
• Senato tarafından onaylanmış Yüksek Mahkeme hâkimleri ve alt federal mahkeme hâkimlerinin atamasını yapma;
• Senato tarafından onaylanmış bakanların ve devlet kuruluşları başkanlarının atamasını yapma;
• Uluslararası anlaşmaları ve Amerika’nın Kızılderili kabileleriyle olan anlaşmalarını müzakere etme, (bu anlaşmalar Senato tarafından onaylanmalıdır)
• Kongreden geçen kanunları veto etme;
• Federal suçları affetme ve bu suçları azaltma veya daha sonraya erteleme (Başkanı görevden alma hariç).

Bu anayasal yetkilerin yanı sıra, Başkan gerçekte, resmi olmayan veya Anayasada açıkça belirtilmeyen başka yetkilere de sahiptir. Her şeyden önce Başkan, kanun hükmünde direktifleri olan Yürütme Kararları çıkarabilir. Yürütme Kararları aşağıdaki amaçlar için yaygın olarak kullanılır:
• Başkanın siyasi gündemine destek sağlamak veya yürütmek için yeni programlar, görevler veya komisyonlar oluşturma;
• Kongreden geçen yasaların nasıl uygulanacağı veya yürürlüğe konacağına ilişkin politikalar hazırlama;
• Federal görevlilerin tatil zamanını belirleme.
Son olarak, Başkan kendi siyasi partisinin başkanlığını yapar ve siyasi görüşlerini dile getirmek ve siyasi hedefleri geliştirmek için başkanlık makamının itibarından yararlanarak halk ve Kongredeki partisinin üyelerini etkilemeye çalışır.

Başkanın Yargılanması

ABD Anayasasının 2’nci maddesinin dördüncü bölümüne göre; başkan, başkan yardımcısı ve Birleşik Devletler’in bütün sivil yetkilileri, vatana ihanet, rüşvet, diğer ağır suçlar ve görevi kötüye kullanmakla suçlandırılır (impeachment) ve suçlu bulunurlarsa, görevlerinden alınırlar. Temsilciler Meclisi tarafından yapılacak araştırmanın ardından Senatoda yapılan yargılamalar, federal yürütme ve yargı üyelerinin Kongre tarafından denetlenmesi, yargılanması ve gerekirse cezalandırılması sürecidir. Temyize götürüleme şansı olmayan bu kararlar, Senatoda üçte iki çoğunlukla alınabilir ve yargılanan kişinin suçlu bulunması halinde cezası görevinden ayrılmasıdır.

Başkanın Kabinesi

Federal yasaların uygulanması ve yönetimi görevi, belirgin ulusal ve uluslararası konularla ilgilenmek üzere Kongre tarafından oluşturulmuş olan çeşitli bakanlıklara (departments) verilmiştir. Bu bakanlıkların başında bulunan, Başkan tarafından seçilip önerilen ve Kongre tarafından onaylanan bakanlar (secretary), genellikle Başkanın Kabine’si adıyla bilinen bir danışmanlar kurulunu oluştururlar. Kabineyi oluşturan bakanlıklar şöyledir; Adalet Bakanlığı, Çalışma Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Eğitim Bakanlığı, Enerji Bakanlığı, Gazi İşleri Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, İskân ve Kentsel Gelişme Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Sağlık ve İnsani Hizmetler Bakanlığı, Savunma Bakanlığı, Tarım Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı ve Ulaştırma Bakanlığı.

Kabine bakanlıklarının yanı sıra, bazıları oldukça büyük olan çeşitli türlerde bağımsız Yürütme Organı kurum ve komisyonları mevcuttur. ABD Posta Hizmeti, Çevre Koruma Dairesi ve Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) bunlardan bazılarını oluşturur. İdari kurumlar, güçlü bir kurum türüdür. Bu kurumlar Kongre tarafından, çoğunlukla ekonomiyle ilgili belirli karışık teknik meseleleri çözmek için kurallar koymak ve bunları uygulamakla yetkilendirilir. Bu büyük idari kurumlar şunlardır:

• Sermaye Piyasası ve Borsa Komisyonu (SEC)
• Federal Ticaret Komisyonu (FTC)
• Nükleer Düzenleme Komisyonu (NRC)
• Gıda ve İlaç Dairesi (HHS’ye bağlı) (FDA)
• Federal İletişim Komisyonu (FCC)
• Çevre Koruma Dairesi (EPA)
• İstihdamda Fırsat Eşitliği Komisyonu (EEOC)
• İş Sağlığı ve Güvenliği Dairesi (DOL’a bağlı) (OSHA).

Başka idari kurumlarla birlikte bu kuruluşlar neredeyse bütün işletme ve tüketicileri etkileyen kurallar hazırlar. Komisyon üyeleri ve kurumların başkanları Senatonun onayı ile Başkan tarafından atanır. Bu kurumların kuralları kanun hükmünde kararlardır fakat bunlara mahkemede karşı çıkılabilir ve Kongre tarafından iptal edilebilir.

Bahsi geçen bağımsız kurumlar içinde en bağımsızı Federal Rezerv Sistemidir. Kısaca “Fed” olarak adlandırılan bu kurum ülkenin merkez bankasıdır. Federal Rezerv’in Yönetim Kurulu, ülkenin para politikasını düzenlemekten, faiz oranlarını ayarlamaktan ve para kaynağı belirmekten sorumludur. Fed tarafından alınan kararlar ülke ekonomisi, faiz oranları, enflasyon, istihdam yaratma ve uluslararası ticaret üzerinde oldukça etkilidir. Gerçekte pek çok kişi Yönetim Kurulu Başkanını Başkandan sonra hükümetteki en yetkili ikinci kişi olarak nitelendirir.

Yargı Organı

Federal Hükümetin üçüncü organı olan yargı, başında ABD Yüce Mahkemesinin (Supreme Court) bulunduğu, ülkenin tamamına yayılmış bir mahkemeler ağından oluşmaktadır. Anayasa’nın 3’üncü maddesinin ikinci bölümünde, yargı organının yetki alanları belirtilmiştir. Buna göre federal yargı organının yetkisi şunları kapsar:
• Anayasa kaynaklı tüm hukukî ve adlî davalar,
• ABD’nin yasaları ve yaptığı antlaşmaları, deniz kuvvetlerine ve deniz ticaretine ilişkin davalar,
• Yabancı ülkelerin ABD’de görevli büyükelçilerini, elçilerini ve konsoloslarını ilgilendiren davalar,
• ABD hükümetinin taraflardan biri olduğu anlaşmazlıklar,
• Eyaletler (ya da vatandaşları) ile yabancı devletler (ya da vatandaşları ya da uyrukları) arasındaki uyuşmazlık davaları

Amerikan yargısında, eyalet mahkemeleriyle federal mahkemeler arasında karmaşık bir ilişki sistemi vardır. Federal mahkemeler, genel olarak, eyaletlerin kendi yasalarından doğan davalara bakmaz; fakat, federal mahkemelerin yetki alanına giren bazı davalar eyalet mahkemeleri tarafından da karara bağlanabilir. Böylelikle bu iki mahkeme sistemi, bazı alanlarda tam yetkiye, bazı alanlarda ise çakışan bir yetkiye sahiptir.

Katı bir güçler ayrılığına dayanan ABD yönetim şeklinde Yargı organı diğer sistemlerde olduğundan daha bağımsızdır. Anayasada, yargının bağımsızlığı şu iki şekilde desteklenir:
1) Yüce Mahkeme ve alt mahkeme yargıçları, iyi halleri sürdüğü süre boyunca (during good behavior) görevde kalır.
2) Görevde bulundukları süre zarfında, hizmetleri karşılığında belli zamanlarda, azaltılamayacak bir maaş alırlar.
Yargıçların iyi halleri süresince görevde kalacakları yönündeki güvence, görevi kötüye kullanmakla suçlanarak mahkûm olmadıkça, hayatlarının sonuna kadar görevde kalabilmelerini sağlamaktadır. Diğer bir ifadeyle, bu düzenleme sayesinde yargıçlar, kendilerini atayan başkanın veya diğer başkanların görevden alma tehditlerine karşı koruma altına alınmaktadırlar. Aynı şekilde, ikinci maddedeki yargıçların maaşlarının azaltılamaması durumu da onları maddi menfaatler karşılığında boyun eğmekten kurtarmaktadır.

Yüce Mahkeme

Anayasa tarafından özel olarak oluşturulan tek mahkeme Yüce Mahkemedir ve bu mahkeme 1789 tarihli Adalet Yasası ile kurulmuştur. Yargıç sayısını belirleme hakkı Kongreye verilmiştir. Günümüzde Yüce Mahkemede baş yargıçla beraber dokuz yargıç vardır.
Mahkeme üyeleri kaydı hayat koşuluyla atanır; yani görevlerinden alınamazlar. Yargıçların 70 yaşından sonra, maaşlarında hiçbir azalma olmaksızın, kendi istekleri sonucu emekli olma hakkı vardır. Bu uygulama, yargıçların çok uzun yıllar görevde kalmalarını sağlar. Nitekim kuruluşundan (1790) bugüne dek Mahkemede toplam 17 başkan ve 100 yargıç görev almıştır.
Mahkeme üyelerinin kamuoyu nezdinde büyük bir itibarı vardır. Kurum, Cumhuriyet’in ilk yıllarından beri, kurumsallaşmanın, hukukun üstünlüğünün ve demokratik gelişmenin temel lokomotiflerinden biri olmuştur. Yüce Mahkemeye ABD sistemi içerisindeki gücünü kazandıran en temel etken, Anayasa’da açık bir hükme dayandırılamasa da, Mahkemenin yasaların anayasaya uygunluğunun yargısal denetimini yapmasıdır.
Anayasa yargısı sisteminin mantığı gayet açık ve basittir: Bir normu somut olayda uygulayacak olan mahkeme, bu norm ile bu normdan daha üst derecede bulunan başka bir normun çatıştığı kanısına varırsa, mahkeme bu çatışmayı, üst yasa alt yasaları ilga eder ilkesine göre çözer. Yani somut bir olayda, üst norma aykırı olan alt normu değil, üst normu uygular. Bir yasa ile Anayasa arasında çatışma söz konusu olduğunda da aynı durum geçerlidir. Mahkeme davada uygulayacağı bir yasanın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varırsa, bu yasayı somut olayda ihmal eder; onun yerine doğrudan doğruya Anayasa’nın hükmünü uygular. Ancak, yapılan denetimler sonucunda anayasaya aykırı olduğu sonucuna varılan yasa yürürlükten kalkmaz.
Bunun nedeni, iptal kurumunun, güçler ayrılığı kuralı ile bağdaşmadığı fikridir. Bu fikir, Yüce Mahkeme tarafından da sadakatle uygulanmakta ve yargı organlarının bir yasa veya kararnameyi iptal etmek gibi bir yetkisinin bulunmadığı kabul edilmektedir. Yargının yasayı iptal etmemesi yönündeki uygulama, yasama yürütme ve yargı organları arasındaki ilişkinin bir yansımasıdır. Bu erkler arasındaki ilişki, ABD başkanlık sisteminin temel karakterini oluşturması ve parlamenter sistemden farkını ortaya koyması yönünden çok önemlidir.

Sonuç

İngiliz Monarşisine duyulan tepki sonucu şekillenen bir felsefî temelde inşa edilmiş olan ABD başkanlık hükümeti sistemi; yasama, yürütme ve yargı organlarının katı bir şekilde birbirinden ayrıştığı, ancak birbirlerine fren ve denge mekanizması ile müdahalede bulunabildiği bir sistem ortaya çıkarmıştır. Bu sistemin temel özelliklerini özetlemek gerekirse;

• Güçler ayrılığı katı ve nettir.
• Devlet başkanı-hükümet başkanı gibi bir ayrım yoktur.
• Devletin Başkanı doğrudan veya dolaylı olarak halk tarafından seçilir.
• Kabine üyeleri başkan tarafından seçilir ve görevden alınır.
• Başkan yasama organının bir üyesi olamaz.
• Başkan görevi ile ilgili yaptığı işlerden dolayı sorumsuzdur.
• Başkanın yasama organını feshetme yetkisi kesinlikle yoktur.
• Yasama organının başkanı görevden alma yetkisi yoktur.
• Başkan yasaları veto edebilir ve onun vetosu nitelikli çoğunluk ile aşılabilir.
• Fren ve denge mekanizması iyi bir şekilde işler ve organlar arasında uyum ve işbirliğini sağlar.
Yürütmenin tamamen yasamadan bağımsız bir şekilde şekilleniyor olması, güçler ayrılığının belirleyici bir etkeni olurken, yasama ve yürütme arasında işbirliğini gerektiren konularda anayasanın bir organı diğeri üzerinde baskın olarak nitelendirmemesi, fren ve denge sistemi ile mümkün olmaktadır. Örneğin, başkan tarafından Federal Yüce Mahkeme üyesi olması için aday gösterilen hâkimlerin, Senatonun onayı alınmadan bu göreve atanamaması yasamanın yürütme üzerindeki fren ve denge etkisi olmaktadır. Zira Anayasa’nın yapıcıları arasında bulunan James Madison, güçlerin birbiri üzerinde hiçbir etkide bulunamamasına neden olacak katı bir güçler ayrılığını, güçler ayrılığı ilkesinin tam olarak uygulanamaması olarak değerlendirmekte ve her bir organın diğerleri üzerinde anayasaya dayanan bir kontrol gücü olması gerektiğini savunmaktadır. Başkanlık sisteminde yasama ile yürütme arasında hassas bir denge kurulması gereklidir. Aksi takdirde her ikisi de halk tarafından seçilen Kongre üyeleri ve başkan arasında yaşanacak fikir ayrılıkları söz konusu olduğunda sistemin kilitlenebileceği ihtimali görmezden gelinemeyecek kadar büyüktür. Bir diğer ihtimal ise, Güney Amerika’daki bazı örneklerde gözlemlendiği üzere, başkanın yetki ve sorumluluklarını fazlasıyla genişleterek yasamayı etkisizleştirmesi ve sistemde yürütmenin/başkanın baskın olmasıdır.
ABD’nin, başkanlık sisteminin en başarılı örneğini sergilemesinin altında yatan sebeplerden biri, belki de en önemlisi, adeta “sigorta” görevi yapan fren ve denge mekanizmasının, yetki ve sorumluluklarının sınırını belirlemesi ve olası bir yetki aşımında bunun başka bir organ tarafından engellenebilmesidir. Ne başkan, yürütmenin belirlenmesinde sınırsız bir yetkiye sahiptir; ne de yasama, yasa yapma sürecinde tamamen serbest ve yürütmenin etkisinden muaf şekilde çalışabilmektedir. Yasama ve yürütme; birbirini kontrol etmek, birbiriyle uyum sağlamak ve işbirliği yapmak zorundadır. Aksi halde sistemin kilitlenmesi kuvvetle muhtemeldir. Ayrıca, yargı uyuşmazlıkların çözümünde etkili bir mekanizmadır ve Federal Yüce Mahkeme verdiği kararlar ile sistemin işleyişinde karşılaşılan sorunların aşılmasında ya da belirsizliklerin giderilmesinde büyük rol oynamıştır.
1787’den bu yana şu an kullanılan Anayasa’nın kullanılıyor olması, ABD’deki siyasal sistemin kurulduğundan bu yana hiç değişmeden geldiği şeklinde algılanmamalıdır. Zira yasama-yürütme ilişkilerinde önemli değişimler olmuştur. Zaman içerisinde, oluşan yeni şartlar ve gelişmeler, Anayasa’da birçok değişiklik yapılmasını gerekli kılmıştır. Bu değişikliklerle şu anki halini alan ABD hükümet sistemi, Anayasa’yı hazırlayan Kurucu Babaların öngördüğü üzere, ne yürütmenin ne yasamanın ne de yargının tahakküm kurabildiği bir sistem olarak ortaya çıkmıştır. Fakat bazı alanlarda yürütmenin Kongreden daha etkin olabildiği, Kongrenin ise elindeki kritik yetkiler ile yürütmeyi istediği şekilde davranmaya zorlayabildiği görülmektedir.
Yürütmenin başı pozisyonundaki başkanın, federal politikaların belirlenmesinde daha etkili olduğu, özellikle de dış politika ve ulusal güvenlikle ilgili konularda başat güç konumuna eriştiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Yerel talep ve beklentileri karşılamak için mesailerinin büyük bir bölümünü seçim bölgelerinde geçiren Temsilciler Meclisi üyelerinin ise, daha kısa vadeli ve dar çerçeveli politik gündemlerle ilgilendiğini belirtmek de doğru olacaktır. Dolayısıyla bu noktada, yasama ile yürütmenin, önceliklerinin ve odak noktalarının farklılaştığı da ortaya çıkmaktadır. Organlar arasındaki ayrılık birlikte çalışmalarına engel olmamakta; bir organ diğerini dengeleyerek sistemin işlemesine katkı sağlamaktadır. Böylelikle, yasama ve yürütme arasında yaklaşım farklılıkları olsa bile, bir orta yol bulunabilmekte ve uzlaşı ile sorun bir şekilde çözümlenebilmektedir. Bu arada, yürütmeden bağımsızlığı noktasında şüpheye yer olmayan yargı makamı, güçler arasında yaşanan olası bir ihtilafın hukuk kuralları içerisinde halledilmesi için güvenilir bir yol gösterici işlevi görmektedir.
Sonuç olarak; görev, yetki ve sorumlulukları net bir şekilde belirlenmiş organlar, katı güçler ayrılığı ile birbirinden “ayrı” konumda bulunmakla birlikte, pratikte “birlikte” çalışmak durumunda kalmakta ve sistem kurumlar arasında yetki çatışmalarına mahâl vermeyecek şekilde işlemeye devam etmektedir. Bu durum; demokrasinin, hukukun üstünlüğünün ve bireysel hak ve özgürlüklerin temin edildiği bir sistemin rahatça işlemesi şeklinde sonuçlanmaktadır.

Kaynakça:

TBMM Araþtırma Hizmetleri Başkanlığı, Karşılaştırmalı Hükümet Sistemleri “Başkanlık Sistemi”, TBMM Basımevi, 2015.
ABD Ankara Büyükelçiliği, Amerika Hakkında, ABD yönetim Şekli
ABD Ankara Büyükelçiliği, Amerika Hakkında, Amerika Birleşik Devletleri Anayasası

Yazar: Süveyda Sarıcan

  • Facebook
  • Twitter
  • Linkedin
  • Pinterest

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This div height required for enabling the sticky sidebar
Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views :