Dünyanın büyük bir bölümünün suyla kaplı olduğu bilinen bir gerçek. Aslında, kıtalar uçsuz bucaksız okyanuslarda büyük adalara benzemekte. Yeryüzünün yaklaşık yüzde 75’i suyla kaplı ve küremizde su sıkıntısı yok. Dünya, yüzeyinin yaklaşık üçte ikisini kaplayan okyanuslar, denizler, göller ve nehirlerle masmavi bir görünüme sahip. Bununla birlikte, gezegenimizin dörtte üçünün suyla dolu olmasına rağmen, yalnızca yüzde 3’ünden azı içilebilir, tuzsuz su. Dahası, varolan bu tatlı suyun tamamına ulaşmamız mümkün değil.

Dünyamızda Ne Kadar Tatlı Su Var?

Yukarıda belirtildiği gibi, gezegenimizdeki suyun yaklaşık yüzde 2,5’i tatlı sudur ve bunun da yalnızca yüzde 31’i erişilebilir durumda. Tatlı suyun yaklaşık yüzde 69’u, Antarktika ve Grönland buz tabakaları gibi yerlerde buzul formunda ve mevcut içme suyunun miktarını daha da azaltmakta. Tatlı suyun kalan yüzde 31’inin içilebilecek kısmı da, yüzde 2,5’lik oranın yüzde 31’i olan 0,00775’e, yani yüzde 1’den daha azına eşittir. Bazı bölgelerde, buzullar genellikle yaz aylarında erir ve ek içme suyu sağlar. Gene de, buzullardan gelen bu su miktarı mevcut tatlı suyu yüzde 1’in üzerine çıkarmak için yeterli değil.

Tatlı Su Depolanabilir mi?

Kullanılabilir tatlı suyun neredeyse tamamı (buzullar hariç) yeraltı sularıdır. Yeraltı suları, akarsuları ve sulak alanları yaratır ve besler. Tarım ve sanayi gibi çeşitli kullanımlar için de kullanılabilen bir rezervuar görevi görür. Yeraltı suları, içme suyunun yaklaşık yüzde 40’ını sağlamaktadır.

İçme suyunun bir diğer önemli kaynağı yüzeydeki tatlı sulardır. Yüzeydeki sular, göllerde, nehirlerde, derelerde ve barajlarda tutulmaktadır. Nehirler ve barajlar, su temini için kritik olmalarına rağmen, tatlı suyun yalnızca yüzde 1’ini içerirler. Hava şartlarında etkisi büyük olsa da, tatlı suyun sadece yaklaşık yüzde 0,001’i de atmosferik buhar formundadır. Atmosferik sular, atmosfer ve yeryüzü arasında yılda birkaç kez dönüşüm yapar ve yağmur ve kar yağışına neden olur. Yağmurlar ve kar ise, yüzey suyunun yenilenmesinde hayati önemdedir.

Kaç Kişi Temiz Suya Erişemiyor?

Dünya nüfusundaki hızlı artış ve kişi başına düşen su kullanımındaki artış, sonlu kaynaklar üzerinde artan sıkıntılar getiriyor. Dünya Bankası, temiz tatlı suyun kullanılabilirliğini, tatlı su ekosistemleri tarafından, değişen iklimlere verilen cevabın birbiriyle bağlantılı üç bileşenle açıklanabileceğini belirtiyor. Suyun kalitesi, suyun miktarı veya hacmi ve suyun zamanlaması. Birinde oluşan herhangi bir değişiklik, diğerlerinde de değişmelere neden olmaktadır. Su kirliliği ve bunu takibeden ötrofikasyon (sudaki azot ve fosfatın artması) da temiz suyun kullanımını azaltır.

Üçüncü dünya ülkelerinin çoğu, halklarına güvenli ve temiz içilebilir su sağlamak için gerekli kaynaklara sahip değil. Dünya Sağlık Örgütü’nün 2008 yılındaki İçilebilir Su ve Sanitasyon Raporu’na göre, dünya nüfusunun sekizde biri kadarı, yani 885 milyon kişi temiz suya erişemiyor. Her yıl, yaklaşık üç buçuk milyon kişi, güvensiz içme suyu kaynaklı hastalıklar nedeniyle ölmektedir.

İçme Suyunun Geleceği Nedir?

Dünyanın birçok yerinde temiz su konusunda zaten stres yaşanmaktadır. Nüfus artış hızının düşmemesi ve bir kişinin kullandığı su miktarındaki artış nedeniyle bu durumun daha da kötüleşmeye devam etmesi bekleniyor. Ufukta görünen çok ciddi bir su sıkıntısı, sanitasyondan genel sağlığa ve tahıl üretimine kadar her şeyi etkileyeceğinden dünya toplumlarına zararı büyük olacaktır.

Yüzey suyu içilebilir suyun önemli bir kaynağı olmasına rağmen, çeşitli değişken yağış paternlerine bağlıdır ve bu da onu güvenilmez hale getirmektedir. Yeraltı ve yerüstü suyunun korunması ve yönetilmesi, içilebilir su temininde önemli bir görevdir. Su kaynaklarını ve dağıtım sistemlerini doğru yöneterek, mevcut suyun her damlasından yararlanmak esastır.
Ormanlarımızı da büyük bir dikkatle korumalıyız. Ormanlar doğanın “su fabrikaları”dır. Temiz suyu toplar, depolar, arındırır ve hizmetimize sunarlar. Dünyanın en büyük şehirlerinin üçte birinden fazlası içme suyunun önemli bir bölümünü korunmuş orman alanlarından temin etmektedir.

Giderek büyüyen bir küresel sorun olarak, artan nüfusu beslemek için sürekli genişleyen tarım faaliyetleri nedeniyle de toprağın yüzey şekillerinin değiştirilmesi, tatlı suyun akışında büyük bir etkiye sahiptir. Bitki örtüsündeki ve topraktaki değişiklikler, yerel çevredeki tatlı suyun akışını da değiştirirken, tatlı suyun döngüsünü de etkiler. Sonuç olarak, tarıma elverişli topraklarda daha fazla tatlı su depolanır. Ama kısa vadede yarar sağlayan bu durum, uzun vadede yerel ekosistemlerin tahrip olmasıyla sonuçlanmakta, yerel tatlısu kaynaklarına ciddi bir baskı oluşturmaktadır. Örneğin, Avustralya’daki yoğun sulama faaliyetleri, sonunda toprak alanının yüzde 33’ünün salinasyon riski altında kalmasına neden olmuştur.

Kaynakça:
-Peter Gleick et al., “Encyclopedia of Climate and Weather”, Oxford University Press.
-Conservation International,”Fresh Water: The essence of life”,NHBS Environment Bookstore.
-Brian R. Moss, “Ecology of Freshwaters: Earth’s Bloodstream”, Wiley.

Yazar: Oben Güney Saraçoğlu

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here