Hilye-i Saadet (Peygamberimizin Görünüşü)

Hilye-i saadet, Peygamber efendimizin dış görünüşü ve tanıtılması demektir. Peygamberimizin mübarek yüzü ile bütün uzuvları (organları) ve mübarek sesi, diğer bütün insanların yüzlerinden, uzuvlarında ve seslerinden güzeldi. Mübarek yüzü de bir miktar yuvarlaktı. Neşeli olduğunda mübarek yüzü sanki ay gibi nurlanırdı. Bir şeye sevindiği mübarek alnından anlaşılırdı. Resulullah (sallallahü aleyhi ve sellem), gündüz vaktinde nasıl görürse, gece saatlerinde de öyle görürdü. Ayrıca önünde olanları nasıl görüyorsa, arkasında olanları da öylece görürdü. Bu durumu kanıtlayan yüzlerce olay kitaplarda mevcuttur. İnsanın iki gözünde görme işini yaratan yüce Allah’ın, diğer bütün organlarda da yaratmaya elbette gücü yeter. Geriye veya yana bakacağında, bütün bedeniyle tamamen dönüp öyle bakardı. Yere bakması, göğe bakmasından fazlaydı. Mübarek gözleri büyüktü, kirpikleri uzundu. Mübarek gözlerinde az miktar kırmızılık var idi. Gözlerinin siyahı gayet siyahtı. Alnı açıktı. Mübarek kaşları inceydi. Kaşları arası açıktı. İki kaşı arasındaki damar, hiddetlenince kabarırdı. Mübarek burnu güzel olup, ortası biraz yüksekti. Mübarek dişleri beyazdı. Ön dişleri sık değildi. Konuştuğu zaman, dişleri arasından sanki nur çıkardı. İnsanlar arasında ondan daha açık ve tatlı konuşan kimse görülmedi. Sözleri sade ve gayet kolay anlaşılır, gönülleri alırdı. Adeta ruhları cezb ederdi. Konuştuğu zaman, kelimeleri sanki inci gibi dizilirdi. Saymak istense, kelimeleri saymak mümkündü. Bazen iyi anlaşılması için, üç defa tekrar ederdi. Cennette de hazret-i Muhammed gibi konuşulacaktır. Sesi hiç kimsenin sesinin ulaşamadığı yere ulaşırdı.

Resulullah güler yüzlüydü. Tebessüm ederek güler idi. Güldüğü zaman mübarek dişleri de görünürdü. Güldüğünde nuru duvarlar üzerine ışık verirdi. Her zaman ağlaması da gülmesi gibi hafifti. Kahkahayla gülmediği gibi, yüksek sesle ağlamazdı, ama mübarek gözlerinden bazen yaş akar, göğsünün sesi işitilirdi. Bazen ümmetinin günahlarını düşünüp, bazen Allahü tealanın korkusundan, bazen Kur’an-ı kerimi işitince ve bazen de namaz kılarken ağlardı.

Mübarek Kalbi, Nazargah-ı İlahiydi
Peygamber efendimizin mübarek parmakları iriydi. Kolları etliydi. Avuclarının içi genişti. Vücudunun kokusu miskten güzeldi. Bedeni yumuşak ve kuvvetliydi. Enes bin Malik (radıyallahü anh) diyor ki: Kendisine on sene hizmet ettim. Elleri ipekten yumuşaktı. Mübarek teri miskten, çiçekten daha güzel kokuyordu. Kolları, ayakları ile parmakları uzundu. Mübarek ayaklarının parmakları iriydi. Ayaklarının altı yüksek olmayıp, yumuşaktı. Mübarek karnı genişti, göğsü ile karnı beraberdi. Omuz başında bulunan kemikleri iriydi. Göğsü geniştdi. Resulullahın mübarek kalbi, nazargah-ı ilahiydi.

Resulullah aşırı uzun boylu olmadığı gibi kısa da değildi. Yanına gelen uzun bir kimseden daha uzun görünürdü. Oturduğunda omzu, oturanların tamamından yukarı olurdu.

Mübarek saçları ile sakalları çok kıvırcık veya çok düz olmayıp yaradılışta ondüleydi. Saçları uzundu. Önceleri kakül bırakır idi, daha sonra ikiye ayırdı. Saçlarını bazen uzatır, bazen de kesip kısaltırdı. Saçları ile sakalını boyamazdı. Vefat ettiğinde saçları ile sakalında beyaz kıl sayısı yirmiden az idi. Mübarek bıyığını kırkar idi. Bıyıklarının uzunluğu ile şekli, kaşları kadardı.

Resulullah efendimiz misvağını ve tarağını yanında taşırdı. Mübarek saçları ile sakalını tararken aynaya bakardı. Geceleri mübarek gözlerine sürme çekerdi.

Sevgili Peygamberimiz önüne bakarak hızlı yürürdü. Bir yerden geçtiği, güzel kokusundan anlaşılırdı. Kırmızı ile beyaz karışık renkte, beyaz benizli olup, gayet nurlu, güzel ve sevimli idi.

Ruhu Melekler Alemindeydi
Güzel huyların, ahlâkın hepsi Resulullah’ta toplanmıştı. Bu güzel huyları, bizzat Allahü teala tarafından kendisine verilmiş olup, sonradan, çalışarak kazanmış değildi. Bir Müslümanın ismini söyleyip de hiçbir zaman lanet okumamış ve mübarek eli ile asla kimseyi dövmemiştir. Kendi şahsı için kimseden intikam almamıştır. Ama Allah için ve dinimiz için intikam alırdı. Akrabası ile Eshabına (arkadaşlarına, öğrencilerine) ve hizmetçilerine tevazu ederek, çok iyi davranırdı. Ev içinde gayet yumuşak, güler yüzlüydü. Hastaları ziyaret etmeye gider, cenazelerde de bulunurdu. Eshabının işlerine her fırsatta yardım eder, çocuklarını kucağına alıp severdi. Fakat kalbi aslında bunlarla meşgul değil idi. Ruhu melekler alemindeydi.

Peygamberimizin heybetinden dolayı, Onu ansızın gören kimseyi önce korku kaplardı. Kendisi insanlara yumuşak davranmasaydı, Peygamberliğin üstün hallerinden dolayı kimse yanında oturamaz, sözlerini işitmeye dayanamazdı. Aslında kendisi hayasından, gözleri ile kimsenin yüzüne doğru bakmazdı.

Resulullah efendimiz bütün insanların en cömerdiydi. Kendisinden herhangi bir şey istenip, bende yok dediği görülmemiştir. Eğer istenilen şey varsa isteyene verir, yoksa cevap vermez idi. O kadar iyilik ve ihsanlar yaptı ki, Rum imparatorları ve İran şahları, bu kadar ihsan yapamadılar. Ama kendisi sıkıntıyla hayat sürmeyi severdi. Öyle yaşıyordu ki, yeme ile içme hatırına bile gelmiyordu. Yemek getirin de yiyelim veya filan yemeği pişirin diye bir şey söylemezdi. Ne yemek getirirlerse yer, ne meyve verseler onu kabul ederdi. Bazen aylar boyunca az yer, aç kalmayı severdi. Bazen ise daha çok yerdi. Yemeği üç parmak ile yerdi. Yemek yedikten sonra, yemeğin arkasından su içmezdi. Suyu oturarak içerdi. Başkaları ile birlikte yemek yerken, herkesten sonra yemekten elini çekerdi. Herkesin verdiği hediyeyi kabul eder idi. Hediye verene karşılık fazlasını kat kat verirdi.

Kaynakça:
Mevahib-i Ledünniye
Tam İlmihal

Yazar: Murat Güven

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This div height required for enabling the sticky sidebar
Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views :