Atıklar

Doğal olarak, bitkiler dışkı üretmezler. Bunun nedeni, bitkilerin kökleri yoluyla (ya da karnivor bitkilerde olduğu gibi yaprakları yoluyla) aktif transport ya da ozmozla gövdelerine aldıkları besinlerde büyük ölçüde seçici olmalarıdır. Bitki, besinleri sindirmek zorunda olmadığından tek atık ürün gazlar olmaktadır.
Büyük hacimlerde besin yiyen hayvanlar için dieti ağızda dengelemek çok daha zordur. Seçicilik büyük ölçüde bağırsaklara kalmaktadır. Burada mikrovilli, bitki kökleri gibi davranarak, uygun sindirim ürünlerini almakta, geri kalanın yoluna devam etmesini sağlamaktadırlar.
Yine de, besinler absorbe edildikten sonra bile, metabolizmada yeni dengesizlikler oluşabilmektedir. Azot fazlalığı özellikle yaygındır ve ayrı atık değerlendirme sistemleri tarafından giderilebilir. Atıklar, hayvanlar için sadece kaçınılmaz olmakla kalmaz, aynı zamanda, daha önce gördüğümüz gibi, sindirim kanalının düzgün çalışması için de gereklidir. Besindeki bu bir miktar sindirilemeyen madde olmasaydı, sindirim sisteminde iletim dururdu ve bu da ölümle sonuçlanırdı.

Toksik Gıdalar

Bitkilerin potansiyel herbivorlara karşı en yaygın korunma mekanizmalarından biri, bunların sindirimini ya da metabolizmasını etkileyen zehirler sentezlemektir. Koalalar (sadece okaliptus yerler) ve ipekböcekleri (sadece dut yaprakları ile beslenirler) gibi uzmanlaşmış herbivorları görünce, bitkilerin, herbivorların çoğunu kaçıran güçlü zehirleri olduğuna ve uzman herbivorların da bu savunmayı kıracak karşı stratejiler geliştirdiklerinden emin olabiliriz. Tipik bir örnek, tek predatörü Caryedes brosiliensis böceğinin larvası olan, baklagillerden Dioclea megacarpa’dır. Bitkinin hilesi, arjininin yapısal analoğu olan bir anormal amino asiti, kanavanini sentezlemektir. Kanavanin, hemen bütün türlerde, uygun transfer RNA’lar sayesinde arjininin yerine kullanılır. Fakat arjinin artı yüklü olduğu halde, kanavanin yüksüzdür. Dolayısıyla, bu bitki üzerinde beslenen ve kanavanini alan herbivorların sentezlediği enzimlerin çözünürlüğü normal değildir ve bunlar hatalı kıvrılmalar gösterirler. Kısaca, bu enzimlerin bir kısmı inaktive edilirler ve böylece predatörün gelişimi aksar. Gerçekten de bu bitki üzerinde beslenen diğer böcekler hiçbir zaman normal erginleşme gösteremezken, Caryedes böceği etkilenmez. Dikkatle incelenince görülmüştür ki, böceğin arjinini tRNA’ya bağlayan enzimi, kanavanini ayırdedecek biçimde özelleşmiştir ve kanavanini metabolize edecek ayrı bir enzim sistemi evrimleşmiştir.
Kuşkusuz, baklagilin kendisi de, kendi zehirine karşı aynı savunma sistemine sahiptir. Bitkilerde, böyle standart dışı 250 amino asitin varlığı bilinmektedir ve muhtemelen bunların her biri, herbivorlara karşı gösterilen dirençten kaynaklanan seçilimin bir sonucudur.

Erişkin İnsanda Laktoz Sindirimi

Sindirim yetenekleri, sadece farklı türler arasında değil, belirli bir tür içinde de çeşitlilik gösterir. Sadece sütte bulunan bir şeker olan laktozun sindirimi, buna çarpıcı bir örnek oluşturur. Memelilerin dişilerinde meme bezleri tarafından yapılan süt salgısı, yavru beslenmesine yönelik olarak evrimleşmiştir. Yavru memeliler için tek besin kaynağı olan süt, hemen hemen tam bir besindir. Birçok türde süt, karbonhidrat (laktoz halinde) yağ ve proteinin yanı sıra, önemli mineraller de içerir. Fakat insan dışındaki erişkin memeliler, sütü bir besin olarak kullanmazlar. Dolayısıyla, hayvan, sütten kesilme yaşını geçtikten sonra, laktozu sindiren enzim olan laktazın salgılanması ya çok azalır ya da tamamen durur.
Bu durumun birçok insan için de geçerli olduğu daha yeni fark edilmiştir. Dünyanın birçok yerinde dört yaşını geçen insanlarda laktaz salgısı çok azdır ya da hiç yoktur. Gerçekten de bugüne kadar incelenen çeşitli insanlar arasında sadece Avrupa kökenliler ile birkaç kırsal Afrika kabilesi mensuplarının fazla miktarda içilen sütteki laktozu sindirmeye yetecek düzeyde laktaz salgıladıkları bulunmuştur. Diğer insanlar, çok miktarda süt içtiklerinde hastalanırlar. Bunlarda gaz, kramplar ve ishal oluşur. Bunlar, laktozu alınmış süt içtiklerinde ya da yoğurt, peynir gibi laktozu mikroorganizmalarca yıkılmış süt ürünleri yediklerinde böyle sorunlar görülmez.
Bu rahatsızlıkların bir nedeni, sindirilmemiş laktozun bağırsaktaki normal ozmotik dengeyi bozması ve hücrelerden bağırsak lümenine aşırı miktarda su girmesidir. Diğer bir neden de, laktozun kalın bağırsaktaki bakteriler tarafından fermente edilmesi sonucu, çok miktarda asit ve karbondioksit karışmasıdır. Avrupalılarda ve kırsal Afrika kabile mensuplarında laktoz toleransı (erişkinlerde sürekli laktaz üretimi sonucunda oluşan), evcil hayvanlardan süt sağılmasının başladığı, kabaca 10,000 yıl önce ortaya çıkmış olmalıdır.
Yan yana yaşayan insanların nasıl olupta büyük farklılıklar gösterebildikleri, Nijerya’nın büyük kabilelerinde gösterilebilir. Ülkenin sığırlar için uygun koşullar taşımayan güney kesiminde yaşayan Ibo ve Yoruba kabileleri mensupları için süt, sütten kesilme yaşından sonra geleneksel besinin bir parçası olmaktan çıkar ve bunlar laktozu tolere edemezler. Bunun aksine, Kuzey Nijerya’da yaşayan göçebe Fulaniler, binlerce yıldır süt ineği yetiştirirler ve bunlarda laktoz toleransı vardır.
Amerikalı zencilerin çoğu, Batı Afrika’nın kırsal olmayan kabilelerinden köken almışlardır. Bunlarda laktoza karşı tolerans nispeten azdır; fakat yine de, aynı bölgedeki Afrikalılardaki toleranstan fazladır. Bu nispi tolerans fazlalığı, kısmen, nesiller boyunca, mandıracılık yapılan bölgelerde yaşamış olmanın sonucunda ortaya çıkan evrimsel değişimden, kısmen de Avrupalı genlerin karışmasından kaynaklanmış olabilir.

Kaynakça:
https://www.sciencedirect.com

Yazar: Taner Tunç

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here