Türleşme: Rekabet

Üreme izolasyonuna katkıda bulunan engeller şans (esas olarak genetik sürüklenme), doğal seçilim ya da her ikisince ortaya çıkarılabilir. Türlerin oluşmasında rekabetin rolü yadırganamaz. Eğer tamamen aynı besin için rekabet ediyorlarsa, birinin hafif, fakat sürekli üstünlüğü diğerinin yok olmasına yol açacağından, üreme bakımından izole olmuş popülasyonlar bile devamlı olarak birlikte bulunamazlar. 1930’larda, laboratuvarda bu olayı ilk olarak gözleyen Moskova Üniversitesinden G.F. Gause, sıklıkla niş kuralı denen, rekabetle dışlama prensibini formüle etmiştir: Aynı nişi işgal eden iki tür uzun süre birlikte kalamazlar. Yalnızca doğal seçilim, sonucu oluşan karekter değişimi, habitat seçimi ve benzeri durumlarda değişime neden olarak, yakın akraba türlerin birlikte bulunmasına izin verir. Rekabet varlığında üreme izolasyonunu ve karakter değişimi üzerindeki vurgusu ile farklı türlerin nasıl oluştuğuna ilişkin bu Darwinci yorum, türleşmede gözleyebildiğimiz nedenleri büyük bir olasılıkla daha iyi açıklamaktadır. Ancak, son yıllarda rekabetin türleşmedeki rolü daha ayrıntılı olarak incelenmiştir. Bugün, artık daha önceden olduğu gibi, rekabetin yaygın ve önemli olduğuna inanılmamaktadır. Oysa, şans, açıkça, Darwin ve çoğu bilim adamının ifade ettiğinden daha büyük bir güç gibi görünmektedir. Türlerin farklılaşmasında şansın rekabetten daha üstün olabileceği yol vardır. Küçük popülasyonlarda genetik sürüklenme genel olarak daha göreceli bir işlem olan doğal seçilim denge oluşturmadan önce, alellerin yok olmasına neden olabileceğinden daha güçlü olabilir. Ancak, evrimsel anlayışımıza göre diğer süreç daha temeldir. Çoğu Darwinci analizciler organizmaların karşılaştığı seçilim baskısının nispeten yavaş değiştiğini ve bu nedenle büyük ve süreklilik gösteren popülasyonların, dölden döle kendi çevrelerine özelleşmiş uyumları geliştirmek için yeterince bol zamanlarının olduğunu varsayarlar. Fakat, türün kendisini etkileyen tüm seçilim baskılarına karşı, dengeye -sabit bir allel frekansı seti- ulaşmayı başarmak için koşullar gerçekten yeterince sabit kalır mı?
Görünüşte, birçok popülasyon her zaman dengede değildir. Princeton Universitesinden Peter Grant ve arkadaşları yaptıkları kapsamlı bir çalışmada, Galapagos’un daha küçük adalarından biri olan Daphne Major’dan 1500 orta büyüklükte yer ispinozu seçmişlerdir. Yağış miktarı 1977’de normalin yalnız %20’siydi ve adadaki bitkilerher zaman olandan çok daha az tohum üretmişlerdi. Birbirleriyle orantılı kurak ya da nemli sezonlar, sürpriz erken ya da geç bir don ya da özellikle sıcak ya da soğuk yıllar bir organizmanın normal yaşama temposunu bozmadan atlatabileceği koşullardır. Fakat, bunların ekstrem durumlardaki etkileri, hayvan ve bitkiler üzerinde ağır olabilir.
Daphne Major adasında, besinde meydana gelen azalmanın sonuçları, orta büyüklükteki zemin ispinozları için dramatik olmuştur. Her zaman üretilen toplam besinin yalnızca %35’i kadar besin üretimi, erginlerin büyük bir kısmında olduğu gibi, 1976 yılında, yavruların 388’inden 387’sinin ölmesine neden olmuştur. Ayrıca, hayatta kalan erginler, önceki popülasyonun bir kesitini temsil etmemekteydi. Kabaca 500 erkeğin 180’i, 500 erişkin dişinin ise yalnızca 30 kadarı yaşayabilmiştir. Kıtlık yılında yaşayan bireyler ölenlerden önemli ölçüde daha iriydiler. Büyük vücutlular gaga yapısı iri olanlarda beklenmedik derecede yoğun bir seçilim baskısı oluşmuştur.
Böylece, nadir ve beklenilmeyen birkaç krizden biri, seçilim baskısını bir yıllığına belirgin olarak değiştirmiş ve populasyonu aniden gerçek genetik sürüklenmenin olabileceği bir seviyeye indirgemiştir.
Uyumsal bir denge bir şans değişimi ile alt üst olmuş ve değişik özelliklere sahip bir popülasyon ortaya çıkarmıştır. Çevresel kriz periyodu sırasında ispinoz populasyonu da zorlanmıştır. Bir kriz, bir populasyonda allel frekanslarında belirgin değişmelere neden olabilecek kadar şiddetli bir kriz ise, buna evrimsel darboğaz (evolutionary bottleneck) denir.
Karakter değişimi ve göreceli olarak yeni türlerin oluşumuna yol açan türler arası ve tür içi rekabetin tür oluşumunun genel şekli olduğu varsayımı, şu an bir türün içindeki alel frekanslarında mevcut olan kararlılığı bozacak şekilde yeterli sıklıkta şans krizlerinin oluştuğu görüşü ile çelişkidedir. Herhangi bir çevresel etmence neden olunacak krizler (örneğin bir salgın ya da ekstrem iklim koşulları) izole bir populasyonu şiddetli bir şekilde etkiler ya da krizin kendisi popülasyonun bir kısmını ana populasyondan ayırır. Popülasyonlarının küçük olması nedeniyle tehlike altındaki türler bu konumdadırlar. Böylesi bir kriz sırasında izole bir popülasyon, beklenmeyen çevresel koşullarca oluşturulan evrimsel bir darboğaz geçirdiğinden, karakterin biri ya da diğeri üstünlük kazanabilir. Kurucu etkisi ile seçilmiş olması nedeniyle, eğer hayatta kalan populasyon küçük ise, böyle bir özellik halen bir risk altındadır; çünkü o karakterin frekansı düşebilir, hatta genetik sürüklenme sırasında yok olabilir. Alternatif olarak, krizden önce uyumsal nitelikte olmayan bir karakter, krizden sonra uyumsal bir nitelik kazanırsa, populasyondaki frekansı artabilir. İspinoz örneğinde, 1977 (ve 1982’deki) kuraklığın etkileri başka bir garip iklim olayıyla silinmiştir. Bu gariplik 1983’deki artan yağış miktarıdır. Burada benzeri görülmemiş miktarda tohum üretilmiş ve seçilim kuvvetle küçük gagalılar lehine işlemiştir. Halen araştırmacıların çoğunun zamanla türleşmeye yol açan asıl gücün rekabet olduğuna inanmalarına karşın, şimdi çok sayıda çalışma en azından belirli popülasyonların evrimleşmesinde nadir patlama ya da çökme durumlarının etkilerinin önemli olduğunu göstermektedir.

Kaynakça:
https://www.sciencedirect.com

Yazar: Taner Tunç

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This div height required for enabling the sticky sidebar
Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views :