İkinci Dünya Savaşı, insanoğlunun gerek bilim gerekse de vahşet potansiyeline şahit olduğumuz ne büyük olaylardan biridir. Bilim ve teknoloji mirası adına bugün devrimsel atılımların kaynağını teşkil eden birçok buluş bu senelerdeki arayış ve araştırmalara dayanır. Aynı şekilde insanoğlunun uydurma fanteziler etrafında yaşadığı sarhoşlukla birbirini nasıl ve ne kadar hayal edilemez vahşilikle katledebileceğini gösteren bu savaş ortak tarihimizin kirli ve kanlı bir sayfası olarak yerini almıştır.
İkinci Dünya Savaşı mevzubahis olduğunda çoğunlukla Nazilerle anılan teknoloji ve katliamlar/işgaller gelir akla. Pek çok kaynakta bu kanlı savaşın diğer yüzüne dair yaşananlar yer alır. Her ne kadar bu vaziyetin politik boyutları olsa da insanların medya etkisine kalmasının da etkileri büyüktür.
Bu yazımızda İkinci Dünya Savaşı sırasında Japonların geliştirdiği ve o güne kadarki sınıfının tek ve en gelişmiş temsilcisi olan I-400 denizaltısını ele alacağız. Denizaltı teknolojisinde günümüz için bile muadiline denk bir örnek olmayan bu denizaltılar sonrasındaki uzun seneler boyunca araştırma ve inceleme konusu olmuştur. Soğuk Savaş’ın bitmesine imkan teknolojiden, nükleer denizaltılara kadar inanılmaz sıçramalara vesile olan bu teknoloji Japon İmparatorluk Ordusunun en ileri ve çılgın teknolojisini temsil etmekteydi. I-400 denizaltıları Nazilerin Dora ve Gustav toplarından, V serisi Füzelerinden daha devasa ve çalgınca bir seviyeyi temsil etmektedir. Bu yönüyle I-400’ler tüm İkinci Dünya Savaşı’nın en ileri ve etkileyici mühendislik projelerinden biri olarak gösterilmektedir
Pearl Harbor Saldırını takip eden günlerde tecrübeli ve Amerika’da eğitim almış bir asker olan Amiral Isoroku Yamamoto tarafından planlanan saldırıların savaşı bitirecek ölümcül gücü olarak geliştirildi. Japonlar rakip tanımayan kudretli Amerikan donanmasıyla kendi güçlerini dengelemek için okyanuslara ve havaya hakim olmaları gerektiğinin farkındaydı. Geliştirecekleri teknoloji bir savunma platformu değil direkt olarak Amerikan topraklarını hedef alacak ve Birleşik Devletler ordusunun yüksek ikmal kapasitesini kesmek üzerine kurulu olmalıydı.
Amiral Yamamoto 1942 senesinde başlaması planlanan bu denizaltıların ilk olarak 18 adet olacak şekilde üretilmesini ve doğrudan hem Batıdan hem Doğudan Amerikan topraklarına ve diğer stratejik noktalarına noktasal ölümcül darbeler vuracağını hesaplamaktaydı. Ancak savaş planlandığı gibi gitmediği için saldırı amaçlı geliştirilen bu denizaltılar hem beklenenden çok az sayıda üretilir hem de saldırı yerine savunma amacına yönelik kullanılmak zorunda kalır ve o noktada da hiçbir varlık gösterilemez. Savaştan sonra Amerikalılar bu denizaltıları sonraki senelerde tasarlayacakları teknolojilerde kullanacak şekilde kapsamlı bir şekilde inceldikten sonra istenmeyen güçlerin-Sovyetler Birliği- eline geçmesin diye torpidolarla tahrip ederek okyanus dibine batırır. Yamamoto gerek yüksek hırsı gerekse de aldığı Amerikan eğitiminin verdiği stratejik düşünebilme becerisiyle I-400 projesinin beyni konumundaydı. Yamamoto’nun 1943 senesinde Amerikan donanması hava kuvvetlerince 59. Yaşdönümünden birkaç hafta sonra öldürülmesi projenin başarısız bir son yaşamasında önemli olmuştur.

Bugüne Kadar İnşa Edilmiş Nükleer Olmayan En Büyük Denizaltı

I-400 denizaltısı gerek silahları gerekse de büyüklüğüyle adeta su altında bir uçak gemisi olarak tasarlandı. Japon İmparatorluk Donanması’nın meşhur ismi Amiral Isoroku Yamamoto, Pearl Harbor saldırısından sonra ABD’nin toparlanmasına fırsat vermemek ve Amerikan halkının savaştan kaçınmasını sağlamak için daha radikal saldırılar yapmak istedi. Bu amaca hizmet edecek herhangi bir silah Japon ordusunda mevcut değildi Yamamoto bu amaçla 1941’den itibaren tanınmış bir kaptan ve mühendis olan Kameto Kuroshima birlikte çalışmaya başladı. O tarihe kadar geliştirilen denizaltılar sınırlı bir menzile sahipti ve Amerika’ya ulaşma şansları yoktu. Bu yüzden I-400 sınıfı denizaltıların o güne kadarki en yüksek menzile sahip olması amaçlandı. Nitekim I-400 denizaltıları tek yakıtla tüm dünyayı bir buçuk kez dolaşabilmektedir. Bu yönüyle I-400’ler Birleşik Devletler’e hem doğudan hem de batıdan saldırabilme kapasitesine sahipti. I-400’ler aslında iki denizaltının birleştirilmesinden oluşturulmuştu. Ancak bu şekilde Amerika’yı vurabilecek menzile ve uçakları taşıyabilecek kapasiteye sahip olabilmekteydi. I-400 denizaltılarını sıra dışı ve üstün kılan o güne kadar ilk defa savaş uçağı taşıyabiliyor oluşuydu. I-400’ler bu özellikleri sayesinde hiç beklenmeyen zamanda ve ortamda şok saldırılar yapabilir ve kısa sürede kaybolabilirdi.
Yamomoto ve ekibi projeye başladıklarında 18 adet denizaltı üretmek hedefindeydiler ancak gerek üretim sürecinin kompleks yapısı, zorluğu, hammadde sıkıntısı gerekse de hızlı Amerikan ilerleyişi sebebiyle sadece 3 adet denizaltı üretebilmişlerdir. I-400 , I-401 ve I-402 olarak üretilen denizaltılar inşa edildikten hemen sonra suya indirildiler.

I-400 Denizaltısının Teknik Özellikleri

Bu denizaltılar iki denizaltının birleştirilip tam ortasına da içerisine 3 adet Aichi M6A Seiran savaş uçağının yerleştirildiği ana bir platformdan oluşmaktaydı. Uçakların yer aldığı kısmın hemen önünde bir fırlatma rampası ve saldırısı biten uçağın tekrar denizaltındaki hangarına alındığı bir vinç bulunmaktaydı.
Bir I-400 -sınıf denizaltısı 6,500 ton ağırlığında ve yaklaşık olarak 400 feet uzunluğundaydı. Her bir denizaltı dört adet 2,250 beygir gücünde motora sahipti. Bu motorlar yakıt ikmali yapmadan dünyanın herhangi bir yerine gidiş dönüş yapabilmekteydi. I-400’ün 1.750 tonluk bir yakıt deposu mevcuttu. Denizaltı, toplamda 147 ila 157 kişilik bir mürettebatı alabilecek kapasitedeydi. Denizaltı mürettebatın dört ay açık denizde kalmasına imkan tanıyacak şekilde dizayn edilmişti. Denizaltının menzilini ve hızını arttırmak için denizaltı, bütün acil olmayan unsurlardan arındırılmıştı. Denizaltı tüm bu gelişmiş özelliklerine rağmen affedilemeyecek birçok kusura da sahipti. Bunların başında büyüklüğünün getirdiği radar iziydi. I-400’ler devasa büyüklükleri sebebiyle su yüzeyine çıkar çıkmaz fark edilip uçakların hedefi olabiliyordu. Diğer en büyük dezavantajlı tarafları da manevra kabiliyetindeki yetersizlikti. I-400’ün hantal gövdesi onu en küçük denizaltılardan bile karşılaşmasından kaçınmasını gerektiriyordu. Denizaltının kendi formuna entegre silahları şunlardı: Kıç güvertesindeki 5.5 inçlik top, çeşitli yerlere monte edilmiş üç namlulu 25 mm’lik uçaksavar ve denizaltının köprü kısmında yer alan 25 mm’lik bir başka top. Denizaltı ayrıca sekiz adet büyük torpido taşımaktaydı.
Japonya bir ada devleti olduğu için Japon ordusu denizaltı mühendisliği noktasında oldukça iyi bir noktadaydı ancak hava mühendisliği konusunda henüz yeni sayılırdı. Japonya savaş sanayinin diğer tüm alanlarında olduğu gibi havacılık teknolojisinde de hızlı bir ilerleme göstererek dünya devleri arasına girmişti. Bu bakımdan I-400 sınıfı denizaltıların en etkileyici silahı, özel bir teknolojinin ürünü olan Aichi firmasının ürettiği M6A1 Seiran savaş uçağıydı. Bu uçaklar katlanabilir kanatları sayesinde denizaltının gövdesinde yer alan tüp şeklindeki hangarlarda muhafaza ediliyordu. Uçaklar dakikalar içinde kalkışa hazır hale gelebiliyorlardı. Seiranlar saate 220 mil hıza ve 600 millik bir menzile erişebiliyorlardı. Uçaklar toplamda 800 kg bomba veya eşdeğerde torpido taşıyabiliyordu. Uçaklar ilk testlerde başarısız olsalar da sonraki denemelerde etkileyici bir performans sergilemişlerdir.
M6A1 Seiranlar klasik hava soğutmalı motorlar yerine su soğutmalı motorlar taşıdıkları için su altındaki yüksek ısı değerlerinden etkilenmeden deniz altında ısınabiliyor ve kısa sürede uçuşa hazır hale gelebiliyorlardı. Uçaklar ilk tasarlandıklarında geri dönüşü olmayacak görevler şeklinde kararlaştırmıştı ancak sonradan uçakların vinç yardımıyla tekrar hangara alınması kararlaştırılıp tasarım buna göre oluşturuldu. Aichi firmasının M6A Seiranları, bütün gelişmiş özelliklerine rağmen hiçbir savaşta kullanılmadılar. Bu uçakların üretimi Temmuz 1945’te sona erdi.

I-400’lerin Talihsiz Akıbetleri

Amiral Yamamoto’nun zamansız kaybından sonra I-400 projesi de stratejik komutasını kaybetmiş oldu. Yamamoto, I-400’lerle Amerika’ya diz çöktürmeyi hedefliyordu. Japonya, I-400’lerle İkinci Dünya savaşı boyunca görülmemiş bir vahşete imza atmanın planlarını yapmaktaydı. I-400’lerle gerçekleştirilecek Amerika saldırısında savaş hukukuna aykırı bir şekilde biyolojik silahlar kullanılması ve böylelikle kısa sürede etkili ve ölümcül bir dehşet dalgası yaratılarak ABD’nin saf dışı bırakılacağı umuluyordu. New York City ya da Washington DC’ye yapılacak saldırıların Birleşik Devletlerin savaş direncini kıracağı ve Amerikan halkının hükumeti savaştan kaçınmaya zorlayacağı planlanmıştı. Nitekim I-400’ler ABD’nin doğu sahilindeki büyük kentlerinden Oregon yakınlarına kadar gelmiş ve burada Seiranlarla bir iki test sortisi yapılmıştır.
İlk aşamada sıkı Amerikan deniz ve sınır savunmasından ötürü doğrudan Amerika’ya etkili saldırılar yapmak yerine ABD’nin Atlas ve Büyük okyanus arasındaki can damarı olan Panama Kanalı’na saldırmayı planladı. Panama saldırısının Amerikan savaş makinesinin Pasifik’teki dikkatini dağıtacağını, bunun da Japon ordusunun toparlanıp tekrar güçlenmesi için zaman kazandıracağı öngörülmekteydi. Tam bu sırada Midway Muharebesinde yaşanan ağır Japon mağlubiyeti I-400’lerin ana kara savunmasına odaklanmasını zorunlu kıldı. Tüm gelişmişliğine ve zamanından çok öte teknolojilerle donatılmış olmasına rağmen I-400’ler akranları olan diğer çılgın projeler gibi savaşın seyrini değiştirememiş ancak kendilerinden sonraki küresel dengenin belirleyici teknolojilerini ve bilimsel atılımlarına basamak olmuşlardır.

Kaynakça:

https://ww2db.com/aircraft_spec.php?aircraft_model_id=236
https://www.warhistoryonline.com/history/during-ww2-britain-and-france.html
https://www.bilim.org/ikinci-dunya-savasindan-kalma-batik-mega-denizalti-hawaiide-bulundu/

Yazar: Erdal Uğur

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here