Beyinde Bulunan Minik Kozalak; DMT Hormonu

Okuma Süresi: 10 Dakika  | Yazdır

Her insan beyninde bulunan, şimdilik kapalı bir üçüncü göz; DMT. İnsan fizyolojisinin gizli şifresi…

Gördüğümüz, hissettiğimiz, dokunduğumuz her şeyin ötesini görmek ister miydiniz? Yaşadığımız dünyanın ötesinde bir gerçekliğe hazır mısınız? Yok, öyle süper kahraman olmanız falan gerekmiyor. Aslında istisnasız her insanda var bu yeti. Daha doğrusu az evvel söylediklerimizi yaşamanızı sağlayan hormon her insan da mevcut. Nedir bu hormon? DMT: Yani, Dimethyltryptamine
C12H16N2 ile formulize edilir, 160 derecede kaynar, 61-50-7, Cas numarası olan bu maddenin molar kütlesi 188,269g/mol-dür.

Bu basit formüllü hormon tüm insanoğlunun bilinç ve bilinçdışı alanında muazzam etkiye sahiptir. En basit anlamda, uyurken salgılanır. DMT sadece insanda değil doğada yaşayan tüm canlı organizmalarda bulunur. Organizmalar bu hormonu çok kolay sentezleyebilir. Dmt sentezleyebilme kapasitesinde olan tüm organizmalar ve onların enzimleri her yerde bulunabilir ve insanlık tarihi kadar eskidir.

Bu son derece gizemli hormon kolayca sentezlenebilir. Fakat ilginç olan şudur ki: Kimse bu kolayca sentezlenebilen ve doğada var olan tüm organizmalarda bu kadar çokça bulunmasının nedenini ve işlevini hala tam olarak açıklayamıyor.

Beynimizde bulunan pineal gland: Kozalaksı yapı yani epifiz bezi tarafından salgılanan bu Dmt hormonunun insan ve diğer canlılar için önemi nedir?

DMT hormonu bir çeşit dildir. İnsan, hayvan ve doğanın konuştuğu bir çeşit içsel, gizemli bir dil. Dmt molekülleri bir tür mesajcı molekül olup organizmalar bu mesaj taşıyan bir nevi elçi molekül vasıtasıyla diğer organizmalar ve doğanın kendisiyle bağlantı kurabilir ve etkileşimde bulunabilir.

İnsan Beyninde DMT’nin İşlevi Nedir?

İnsan beyninde ve buna bağlı sinir sisteminde Dmt’nin kolayca sentezlenmesi ve bu hormonunla yaşıyor olmasının henüz tam anlamıyla doğrulanmış bir amacı olmasa da konunun uzmanı bilim adamları Dmt ve insan sinir sisteminin bu muhteşem uyumluluğunun öylesine, rastgele oluşan bir şey olmadığına dair hem fikir bulunmaktadırlar. Konunun uzmanı bilim adamları görüşlerini Einstein’a ait şu meşhur sözle destekliyorlar: Tanrı zar atmaz!

Bilim adamları insan sinir sistemiyle uyum sağlayan adeta insan beyni için özel yaratılmış olduğunu düşündüğü Dmt salgısının yeryüzünde hayatın başlamasıyla birlikte süregelen evrimleşmenin muhteşem bir uyumu olduğunu düşünüyor ve bu ısrarla destekliyor.
Buna bağlı olarak öne sürülen görüşlerden biri kısa şu: İnsan kendisiyle birlikte var olan tüm canlılarla birlikte asırlar boyu süren bir evrimleşme sürecinden geçti. Bilindiği gibi evrimleşme hayatta kalmak, yaşadığı çevreye uyum sağlamak, gelişmek için gerekli bir hayatta kalma becerisinin yüzyıllar boyu süren yaşamsal bir sürecidir. İnsanlar ve diğer organizmalar bu evrimleşme döneminde ortak bir dil geliştirmiş olabilirler.

Bu görüş gerçekten de ilginç görülmekle birlikte düşünsel ve biyolojik açıdan hiç de olmayacak bir tez değil aslında.
Bu gelişim insan denen, hayvan ve bitkilerden daha karmaşık yapıya sahip olan bir organizma için farkındalığını arttırmak bu vesileyle insanların çevreleriyle(aile, sosyal çevre, topluluklar) uyum sağlaması ve evrimini insan var oluşunda çok daha üst seviyelere taşıması için muhteşem bir şeydir.

Beynin ortasında minik bir organ Pineal Gland(kozalaksı yapı –epifiz bezi) ezoterik öğretilerde tıpkı fizyolojik literatürde olduğu gibi özel ve önemli bir yere sahip olmakla bu savı oldukça destekliyor görünmektedir. Bunu bir sonraki satırlarda daha da açacağız.

Pineal Gland (Epifiz bezi) ve Mistisizm

Hipoteze göre: pineal gland yani epifiz bezi, bazı stres arttıran durumlarda fark edilen miktarda DMT hormonu salgılar.
Mistisizm der ki: Böyle stresli durumlarda ruh insana vücuduna DMT denilen bu hormon sayesinde rahatça girip çıkabilir.
Yahudi din adamları bu inancı asırlardır şifreler ve titizlikle gizlerler. Sadece bu bilgiye vakıf olan ya da eğitimlerinde oldukça ileri seviyeye gelebilmiş olan kişilerle bu konuyu konuşur ve konuyla ilgili tartışırlar.

İnanış ve İbadetlerde DMT’nin Yeri

Meditasyon, oruç, dini ibadetler, insanın içinde doğal yollarla salgılanan DMT seviyesini kesinlikle yükseltir. Konunun uzmanları, bu durumu bir çeşit ölüme yakın deneyim olarak görürler.

DMT hormonu beyinde mistik deneyimleri oluşturan güçlü ve henüz tam olarak deşifre edilememiş bir hormondur.
DMT belki de insan beyninde ve bilincinde daha henüz işlevi tam olarak keşfedilememiş gizemli bölgeleri harekete geçiriyor olabilir.
Oruç tutarken meditasyon yaparken veya kendimizi başkalarından izole edip inzivaya çekildiğimizde Pineal gland yani epifiz bezi tarafından salgılanan DMT hormonu kendini hiç kuşkusuz daha fazla gösteriyor.

Oruç tutmanın, meditasyon yapmanın, dini ibadetlerde bulup kendimizi izole etmek suretiyle inzivaya çekilmenin insan ruhunu temizlediğini ve insanın üçüncü gözünü açtığını söyleyen asırlar öncesinin bilgeleri yanılmış olamaz.
Bu bilgileri Buddha’nın kafasında, Vatikan’ın ortasında bulunan kozalak heykelinde, papaların ve bazı bilge ve peygamberlerin asasında bulunan kozalak tasvirlerinde görmek bir tesadüf olabilir mi?

Peki ya Uzak doğu inançlarında resmedilen üçüncü göz sembolünün tam da beynimizde bulunan epifiz bezini işaret etmesi, Ra’nın gözü denilen simgenin tam tamına epifiz bezinin bire bir çizimi olması dikkat çekici değil midir?
Çağdaş felsefenin kurucusu Descartes, epifiz bezini yani pineal gland(kozalaksı yapı) tarif ederken, beden ve ruhun birleştiği nokta derken bunu öylesine mi söylemiş olabilir mi?

Günlük Hayatımızda DMT Etkisi

Dmt hormonu direk beyne nüfuz eder. Günlük yaşamımıza olan etkisi ilginçtir. Dmt hormonu salgılanması algılarımızda halüsinasyon etkisi yaparken, Dmt’nin az salgılanması her şeyi, gri, mat, ve cansız görmemize, daha fazla salgılanması durumunda her şeyi daha canlı , renkli görmemize sebep olur. Uykumuzda doğal olarak salgılanır. Peki, doğada bulunabilir mi?

DMT Hormonu Salgılamaya Etken Olan Bitki: Ayahuska

DMT hormonu, Amazon yerlileri tarafından yüksek miktarda DMT içeren bir bitki olan Ayahuska kullanılarak çoğaltılır. Bunu ruhsal bir uyanışı, insanın farkındalığını arttırmak için kullanan yerlilerin yaptığı Ayahuska bitkisinden elde edilen çay veya sadece yakılarak elde edilen duman özel bir tarif ve metot barındırdığı gibi onu kullanacak kişi veya kişilerin mutlaka gereken bilgi ve erdeme sahip bu konulara saygılı olması beklenir.

Ayahuska bitkisini bir tür uyuşturucu olarak gören kişileri bu noktada uyarmak zorundayız. Bu tür bitkisel karışımları mutlaka bilgili bir şamanın kontrolünde kullanmak çok ama çok önemlidir. Bu tarz kullanımlar büyük bir titizlik ve denetimle uygulanır. Sentetik uyuşturucular gibi bir bardak su ve alkol eşliğinde kullanılmaz Ayahuska.

Yazımızda sadece konuyla de ve rin bir ilgisi olduğu ve bu konudan bahsetmemizin gerekli olması sebebiyle bahsettiğimiz Ayahuska bitkisinin DMT hormonunu daha fazla salgıladığını belirtmek zorundayız. Ancak altını yine kalın bir şekilde çizmeli ve bunu okuyan değerli okuyucularımızı uyarmak zorundayız.

Ayahuska herhangi bir yerden temin edilip, kontrolsüz ve denetimsizce içebileceğiniz bir bitki değildir.

Özel ritüeli ve tarifi olan ancak ve ancak Ayahuska ve spritüal konularda yetkin olan insanların yaptığı ve sunduğu bir şeydir. Çok fazla Ayahuska kullanmak ya da bilinçsizce ve sadece keyif almak için tüketmek, başta yüksek tansiyon olmak üzere çok fazla ve maalesef öngörülemeyen komplikasyonlara sebep olabilir. Hatta sizin ölümünüze yahut sakat kalmanıza yol açabilir. Ayahuska çok uzun zaman kaynatılır ve demlendirilir. Bunun sonrası bilgili ve yetkin biri tarafından kişiye kontrollü bir şekilde onun kapasitesi dahilinde verilir.
Unutulmamalıdır ki, bir bardak alkol almak kadar kolay ve sıradan bir iş değildir bu. Birkaç dakikalık bir zevkle saatlerce süren bir farkındalık deneyimini birbirine karıştırmamak lazım.

Asırlardır Amazon yerlilerinin bu bitkiyi dini bilgi ve farkındalık yükseltme çalışmalarında kullanmalarının bir sebebi vardır. Böyle spritüal bir esasa dayanan şeyler asla ucuz ve geçici zevkler için kullanılmaz.

İnsanlar doğayla iletişimde olmak, ortak bir dili tekrar yeniden konuşmak istiyor.. Bu ancak içimizde bulunan bu hormonu hak ettiği manada anlayarak ve onu erdemli, etik yollarla içselleştirerek olabilir.

Ayahuska olarak bilinen bu bitkinin Mevlana tarafından söylenen bir sözle pekiştirilmesini naklederken derin manasını ve ayahuskanın özelliğinin ne denli gerçek ve aynı zamanda kadim bir bitki olduğunu sizlere bırakıyoruz.
‘’Üzerlik tohumu karanlığı örttü ve gerçek göründü.’’ Mevlana

Bir ek bilgi: Sentetik bir uyuşturucu olan LSD aslında DMT kırması ve onun laboratuvar ortamında kopyalanmasıdır.

DMT İlk Önce Kim Tarafından Duyuruldu?

Dmt hormonu ilk önce Terence Mckenna tarafından duyuruldu. Onun çalışmaları sayesinde gündeme getirildi. Terence Mckenna: 1960 ve 2000 yılları arasında, Amerika Birleşik Devletlerinde yaşamış, yazar, filozof ve bitki bilimcidir. DMT, bilinç ve Şamanizm hakkında araştırmalarıyla tanınmıştır.

Böylesine ilginç ve hala tam olarak çözülememiş bir konuyu dilerseniz Laboratuvar ortamında, doktor denetiminde DMT seviyesi yükseltilen ve bu durumu deneyimleyen bir kişinin tecrübesiyle şimdilik noktalayalım.

‘Bir madde kullanıcısı ya da alkole düşkün biri olmadım hiçbir zaman. DMT hakkında bir şeyler duymuştum. Bir tıbbi deneyde gönüllü oldum. Doktorlardan biri tanıdığım bir kişiydi.

Deney bir hastane odasında gerekli tüm ekipmanlara haiz, steril bir ortamda yapıldı. Bu deneyim hayatıma bambaşka açıdan bakmama sebep oldu ve birçok sorunun cevabını da bana verdi.

Damara enjekte edilen şırınga vasıtasıyla Dmt hormonu seviyem yükseltildi önce. İlk hissettiğim derimin gerildiği ve çok üşümüş olmamdı. Bu fiziksel deneyimimden sonra asıl önemli olanlara aklımda kalanlarla devam etmeye çalışacağım.

Geldiğim nokta geometrik bir âlemdi. Ego diye bir şey yoktu. Her şey birdi ve birbiriyle etkileşime giriyordu. Her şey birbirini tamamlıyordu. Sen, ben ya da o yoktu. Her şey bir bütündü.

Sanıyorum öte âlemde geziniyordum Fakat hiç korkmuyordum. Hem de hiç. İçimde bir heyecan ve sonrasını anlamak çabası vardı sadece. Bir şekilde hem ölüm sonrası hem de yaşadığımız bu dünya hakkında neden ve nasılları anlamaya başlıyordum. Neden buradayız, aslında nereden geldik gibi. Kelimelerle tarif etmek çok zor. Kelimeler yoktu. Sadece hislerle kavrayabiliyordum olup biteni.

Bunlara inanmak kolay değil. Uykudayken bile salgılanan DMT neden hükümetler tarafından yasaklandı sanıyorsunuz? Çünkü sizin gerçekleri görmenizi istemiyorlar. DMT salgılanmasını en az düzeye düşürmek ve sizi bir yalanın içine hapsetmek için diş macunlarınızdan içtiğiniz suya kadar oynuyorlar. Gerçekten çok büyük bir oyun içerisindeyiz.

DMT salgılandığında yani tıbbi ortamda kontrollü bir şekilde arttırıldığında dünya ve diğer realitelerin aslında ne kadar değersiz ve gülünç olduğunu fark ediyorsunuz ilk. Gerçekle ilk defa yüz yüzesiniz.

Gördüğüm hiçbir şeyi mantıklı bir şekilde anlatmamı beklemeyin. Yani bilinen ve zorla kabul ettirilen dünyevi mantık sınırları içine sığamaz anlatım.

Her şeyin iç içe geçtiği bu geometrik alemde en fazla bir gözlemciydim ben. Üstelik pek fazla bilgisi ve görgüsü olmayan, tecrübesi kısıtlı bir gözlemci. Alışılmadık daha önce görmediğim ve doğal olarak deneyimleyemediğim bir realitedeydim.

Bana sentetik bir uyuşturucu vermiş olabilirler miydi? İlk aklıma gelen şey bu oldu. Ama gayet ayık ve her şeyin farkında olmam sebebiyle bu olasılık bana pek inandırıcı gelmiyordu. Kafam iyi değildi yani gayet kendimde ve ayıktım. Hem de hiç olmadığım kadar. Tek sorun dilimin gördüklerimi anlatmakta çok yetersiz kalmasıydı. Beş yaşında bir çocuğun kelimeleriyle Binlerce yıllık bir kitabı nasıl okuyabilir siniz?
Hissettiğim mutlulukla uçmaktı. Hafifçe uçmak ama halen ayaklarım yere basıyordu. Rehber bir varlık vardı. Belki bir melek. O kadar güzeldi ki nefesim kesilmişti onun güzelliğinden. Muhteşem bir varlıktı ve hiç öyle bir şey yapmasa da bana sürekli gülümsediğini hissettiren bir enerjisi vardı.

Beni elimden tutmadan bana elimden tuttuğu hissini verdi ve beni asıl geldiğimiz yere şefkatle götürdü. Ego, insani nefis yoktu bu alemde. Varlıkların toplandığı başka bir boyuttaydım. Bedenim yoktu ama varlığımı hissedebiliyordum. Bunları böylesine düşük seviyede anlatmak zorunda kalmaktan esef duyuyorum ama dediğim gibi beş yaşındaki bir çocuğun konuşabildiği bir dille binlerce yıllık bir kitabı okumak kolay iş değil. Üstelik okumayı bırakın daha sadece heceliyorum ben.

Zaman durmuştu. Mesafeler, sınırlar yoktu. Her şeyin içinden geçiyorduk ve aslında her şeydik.
Geriye döndüğümde doktorum bana gülümsüyordu. Saate baktım. Ancak bir dakika geçmişti.’

DMT ve Pineal Gland ile alakalı filmler: Terence McKenna, The Alchemical Dream, Rebirth of the Great Work, Metamorphosis, Gaspar Noe’nun yönetmenliğini yaptığı, Enter the Void.

Kaynakça:
britannica.com/science/pineal-gland
innerbody.com/image_nerv02/nerv64-new.html
crystalinks.com/thirdeyepineal.html
consciouslifestylemag.com/pineal-gland-activation-third-eye/

Yazar: Arzu Gökyolcu