Daudet’nin Değirmeni

19.yüzyılın sonlarında Fransa’da ortaya çıkan Natüralizm’in (Doğalcılık) kurucularından Alphonse Daudet, (13 Mayıs 1840 – 16 Aralık 1897), Nîmes’li bir ipek üreticisinin oğludur. 1849’da babası fabrikasını satıp Lyon’a taşındı. Alphonse, 14 yaşındayken yazmaya başladı. 1857’de ailesi tüm servetini kaybetti ve Daudet’nin Ales’teki bir okulda altı mutsuz ay boyunca yardımcı görevli olarak isteksizce çalışma çabası da görevden alınmasıyla sonuçlandı. Bu olay, sonraları yazacağı yarı otobiyografik romanı “Le Petit Chose” (Küçük Şey,1868) için temel oluşturdu. 1857 yılının sonunda ağabeyi Ernest’e Paris’te yaşayan ağabeyi Ernest’in yanına gitti.

Daudet Paris’te yeniden yazmaya koyuldu, günün bohem edebiyat çevrelerinden ayrılmaz oldu. Yakışıklı genç yazarın, yazdığı tek şiir kitabı olan “Les Amoureuses”ü (Aşıklar,1858) ithaf ettiği model Marie Rieu ile kurduğu uzun ve karmaşık ilişki daha sonra “Sapho” romanının (1884) konusu oldu. Çeşitli gazetelere, bu arada Figaro’ya makaleler yazdı. 1860’da, Provence dil ve edebiyatının canlandırılması hareketinin lideri Frédéric Mistral ile bir araya geldi. Mistral, kuzeyin entelektüel titizliği ve kuralcılığının karşısına, Fransa’nın güneyindeki coşkulu ve tutkulu doğal hayatı koyuyordu ve bu Daudet’yi derinden etkiledi. Daudet, aynı yıl, Morny Dükü’nün sekreterlik görevini üstlendi.

Sağlığı, yoksulluk ve sonunda yaşamına mal olacak olan frengi nedeniyle zayıflamış olan Daudet, 1861-62 kışını Cezayir’de geçirdi. Bu ziyaretin meyvelerinden biri, aslan avcısı kahramanıyla, yazarın gelecekte yazacağı ünlü Tartarin’in ilk taslağı denilebilecek “Chapatin Le Tueur De Lions” (Aslan Avcısı Chapatin,1863) oldu. Daudet’nin ilk oyunu olan “La Dernière Idole” (Son İdol) 1862’de Paris’teki Odéon Tiyatrosu’nda sahnelendiğinde büyük olay yarattı. 1862 yılı sonunda Korsika’da geçirdiği kış, “Lettres De Mon Moulin”e (Değirmenimden Mektuplar,1869) kaynaklık etti. 1863-65 yıllarındaki toplumsal yaşantısı (Morny Dükü’nün ölümüne kadar) ona Le Nabab’ta (Nabab,1877) acımasızca analiz ettiği maddi olanakları sağladı. Ocak 1867’de, delice aşık olduğu ve kalan yaşamında ona hep destek olan yazar Julia Allard’la evlendi. Léon ve Lucien adlarında iki oğulları ve Edmée adlı bir kızları oldu.

Daudet, yazarlığında derin etkileri olan Fransız-Alman Savaşı’nda, “Les Contes du lundi”den (Pazartesi Öyküleri,1873) anlaşılacağı üzere orduya kaydoldu, ancak 1871 Komünü’nün terör hareketleri nedeniyle Paris’ten kaçtı. Ünlü “Les Aventures prodigieuses de Tartarin de Tarascon” (1872; Tartarin de Tarascon’un Olağanüstü Serüvenleri,1872) kitabı, maceracı kahramanın naif bir karikatürü olarak eleştirildi. Müziklerini Bizet’nin bestelediği “L’Arlésienne” oyunu da başarısız bulundu. Oysa aynı oyun 1885’te yeniden sahnelendiğinde ayakta alkışlandı. Yeni romanı “Fromont Jeune Et Risler Aîné” (Genç Fromont Ve Yaşlı Risler,1874)Fransız Akademisi ödülünü kazandı. Bu başarı Daudet’nin bir kaç yıl refah içinde yaşayabilmesini sağladı.

Daudet, son yıllarını çok ilerleyen frenginin yarattığı yıkımın acılarıyla yaşadı. Ölümünden çok sonra yayınlanan “La Doulou” (1931 yılına kadar yayınlanmaz) kitabında ağrısını hafifletmeye yönelik girişimlerini, araştırmalarını anlatır. Büyük bir kendine hakimiyet, katlanma, sabır ve öz denetim örneği göstererek, yazmayı ve Paris edebiyat ve müzik çevrelerini eğlendirmeyi sürdürdü. Marcel Proust gibi genç yazarların koruyucusu oldu.1895’te Londra ve Venedik gezilerine çıktı. Ve,16 Aralık 1897’de Paris’te aniden öldü.

Alphonse Daudet çelişkili unsurların bir sentezini temsil ediyordu. Her sosyal düzeydeki yaşantı deneyimleri ve gezileri yazarlığını geliştirmeye yardımcı oldu. Fransa’nın güneyinde, Akdeniz güneşinin aydınlattığı bir dünya görüşünün tutkulu bakışıyla, insan davranışının ayrıntılarına hiç takılmadan hayal gücünü özgür bıraktı. Hayatının tüm dönemlerinde, gözlemlerini küçük defterlerine kaydetti ve bunları ilham kaynağı olarak kullandı. Buna, “Hiçbir zaman bir tarihe sahip olmayacakların tarihi” diyordu. Yaklaşımı (zaman zaman duygusallık suçlamasıyla karşı karşıya kalsa da) önyargılı fikirlerden uzak durdu. Dünyanın, yaşamın yalnızca çirkin yönlerine yoğunlaşan romancılar tarafından yanlış gösterildiğine inanıyordu.

Daudet’nin yapıtlarına bir bütün olarak bakıldığında, çeşitli edebi eğilimlerin ard arda anlam kattığı episodik bir süreç yapısına sahip değildir, sürekli bir evrimi ortaya koymaz. Yazar, olgunlaştıkça, insan ilişkilerinde yaşanan büyük çatışmalarla giderek daha fazla ilgilendi: “Jack” (1876), fiziksel ve maternel sevgi arasında parçalanan bir kadını sunar. “Numa Roumestan” (1881), kadın ve erkek arasındaki kuzey ve güney karakterleri arasındaki karşıtlığı; “L’Évangéliste” (Vaiz,1883), dinsel fanatizme karşı mücadele eden gayretli sevgiyi; ve “La Petite Paroisse” (Küçük Cemaat,1895), kıskançlığı sergiler. “Sapho”da (1884), Daudet’nin kuşağındaki bütün genç erkeklerin yaşadığı, sevgilisinin bıraktığı kız için, özgürlükle merhamet arasında seçim yapmayı gerektiren bir ikilemin yorumu var. “Le Trésor d’Arlatan” (Arlatan’ın Hazinesi,1897), “Notes Sur La Vie” (Yaşam Üzerine Notlar,1899) yazarın, komplekslerin analizinde Sigmund Freud’u izlediğini gösteriyor. Gerçek ve fantezi, acımasızlık ve şiir, ciddiyet ve mizah duygusu, alay ve merhamet, insanı oluşturan tüm karşıt unsurlar, Daudet’nin yapıtlarından oluşan hayat değirmeninde birbirleriyle son derecede uyumlu bir biçimde yer almaktadır.
Kaynakça:
-Marc Andry, “Alphonse Daudet, la bohème et l’amour”, Presses de la cité, Paris,1985.
-Stéphane Giocanti, “C’était les Daudet”, Flammarion, 2013.
-Edouard Leduc, “Autour d’Alphonse Daudet”, Editions Complicités, 2017.

Yazar: Oben Güney Saraçoğlu