Aristoteles, Küçük Asya’da bir Yunan kolonisi olan Stagra’da, MÖ 384 yılında doğdu. Babası bir doktor ve Asklepiad loncasının bir üyesiydi. Aristoteles daha çocukken yetim kalmış ve bir akrabası tarafından yetiştirilmişti. Göründüğü kadarıyla, çocukluğundan itibaren babasından tıp ve biyoloji konularından eğitim almış olmalı.
18 yaşında Atina’da, Platon’un Akademi’sine girdi. MÖ 347 yılında Platon’un ölümüne kadar orada kaldı. Gençliği hakkındaki bilgiler kopuk kopuktur. Yaşamının bu dönemine ilişkin anektodlardan anlaşıldığı kadarıyla, hiçbir çağda eşine rastlanmayacak entelektüel becerileri, zarafeti ve gösterişli tavırlarıyla çok kişiyi kıskandırmış olmalı. Platon öldükten sonra, Atarneus’a gitme amacı ile Atina’yı terk etti.
Burası küçük bir kent devletiydi. Yönetici Hermias, Platon’un öğretilerinden etkilenmiş bir bilginler topluluğunu buraya toplamıştı. Aristoteles buraya vardıktan kısa bir süre sonra Hermias’ın evlatlık kızı Pythia ile evlendi. Sadece bir kız çocuğu dünyaya getirdiler ve çocuğa annesinin adı verildi. Karısının ölümünden sonra Aristoteles, Herpyllide adlı kadınla birlikte yaşamaya başladı. Evlendiklerine dair bir bilgi yok elimizde. Ama ondan doğan oğlu Nikomakhos’a ithafen yazdığı Nikomakhos’a Etik, ahlak felsefesinin bir başyapıtı olarak günümüze ulaşmıştır.
Aristoteles Atarneus’ta üç yıl kaldıktan sonra Lesbos Adası’ndaki Mytilene’ye gitti. Göründüğü kadarıyla biyoloji araştırmalarının çoğunu orada bulunduğu sıralarda gerçekleştirmiştir. MÖ 340’lı yıllarda Makedonyalı İskender’e ders verme amacı ile çağırıldı. Sekiz yıl sonra Atina’ya dönerek kendi okulu ve kütüphanesi Lykeon’u kurdu.
Onun okulu olan Akademya ya da Lykeon kısmen günümüzün üniversitelerinin türevleriydiler; ne var ki o denli örgütlenmiş değillerdi. MÖ 322’de MakedonyalIlarla arası bozulunca Khalkhis’e çekildi gitti. Aristoteles, Atmalılara, Sokrates’e yaptıklarını yapma fırsatı vermek istememişti. Khalkhis’e gittikten kısa bir süre sonra öldü.

Aristoteles’ten Önce Organik Üreme Kuramları

Aristoteles, dünyanın en iyi biyologları arasında sayılması gerekir. Organik formlar üzerine sistematik gözlemde bulunmuş ilk kişiler arasında Aristoteles’in adı geçer. Ayrıca organik hayvan formları ile alakalı olan Historia Animalium isimli meşhur bir eser yazmıştır. Anlatacağım deney sonraki tüm embriyoloji çalışmalarının temelini hazırlamıştır. Bu deney hem sistematik olması hem de araştırmanın sonuçları bakımından, Aristoteles’in soruna eğilmesindeki ince zekâyı gösteriyor.
“Üreme”nin doğası, bitkilerin, hayvanların var olma sorunları, Aristoteles öncesi Yunanlı düşünürlerce derinlemesine değerlendirilmişti. Bitkiler ve hayvanlar nasıl varlık kazanıyordu? Öyle görünüyor ki, bunlar temel, değişmeyen kütlelerden oluşuyorlar, ama gene de hızlı biçimde incelmiş ve eklemli yapılara kavuşuyorlardı. Acaba bu yapı sadece daha önceden var olan bir planın gerçekleşmesi midir (önceden oluşum kuramı), yoksa varlık kazanma, adım adım büyüme ve yayılma sürecinin değişik evreleri olarak gelişme midir (sıralıoluş / ipigenesis kuramı)? Bu sorun bugün bile tam olarak çözülmüş değildir. Üreme sürecini anlama girişimleri antik çağlara dayanır; hatta MÖ 345’te Aristoteles’in kendisi bile bu soruna ilgi duymuş öncellerinin öğretilerinden yararlanmıştı.
Aristoteles öncesi dönemden elimize geçen en iyi tıbbi deneme, Hipokratik yazılardır. Bu yazıları yazan düşünür ya da düşünürlerin, karşılaştırmalı embriyoloji yöntemi, insan olmayan türlerin embriyolojik oluşumları ve yeni insanların nasıl var oldukları konularında açık düşüncelere sahip olduğu anlaşılıyor. Bebeğin Doğası Üzerine adlı yapıtta açıklamalı bir çalışma en açık terimlerle sunulmaktadır. “20 tane kadar yumurta alıp civciv çıkmasını sağlamak için, onları iki tavuğun altına yerleştirin. Sonrasında kuluçkanın ikinci gününden sonuna kadar her gün bir tane yumurtayı incelemek için alıp kırın. Göreceksiniz, her şey, bu konuda söylediklerimi, bir kuşun doğası ile insanın doğasının karşılaştırılabileceğini doğruluyor.” Ne var ki yorumcular, yazarın metinde öngördüğü tarifi izlemediği düşüncesindedirler. Şimdi onun civcivlerin embriyonik gelişim aşamaları konusundaki açıklamalarını okuyacaksınız.

Yumurtaların Açılması

“Yumurtadan çıkış bütün kuşlarda benzer biçimde gerçekleşir. Ama nüvenin oluşumundan kuşun oluşumuna kadar geçen süre, daha önce de söylendiği gibi farklılık gösterir. Bir tavukta ortalama olarak embriyo üç gün üç geceli süre zarfında belirmeye başlar; daha büyük olan kuşlarda embriyonun gelişme süreci daha uzun, daha küçük yapılı olan kuşlarda ise daha kısadır. Yumurta sarısı ortaya çıktıkça, yumurtanın sivri taraflarına doğru, yumurtanın temel maddesinin bulunduğu taraf ve yumurtanın çatladığı yer büyür. Kalp, kan lekecikleri biçiminde yumurta akında belirir. Bu nokta, çarpar ve devinir, yaşam elindeymişçesine. Buradan, içinde kan hücreleri olan iki tane damar yolu ile sarmalar biçimde [yumurta maddesi büyüdükçe] civardaki zarlar yönünde ilerler; yumurta sarısını çevreleyen ve lifleri taşıyan bir zar yapısı bu damarlardan itibaren meydana çıkmaya başlar. Bir süre sonra beden ortaya çıkmaya başlar; başlangıçta oldukça küçük ve beyaz bir yapıdadır. Baş kısmı açık şekilde seçilebilir. Kafada gözler iyice dış tarafa doğru şişmiş şekilde fark edilebilir. Gözlerin bu durumu çok uzun süre boyunca devam eder, ama zamanla küçülüp yuvalarına tam olarak otururlar. Dış bölümde üst kısma nazaran alt kısım belirsiz bir şekilde görünmeye başlar.”
“Yumurta yaklaşık on günlük süreci tamamladığı zaman civciv bütün kısımları ile açıkça görülebilir. Kafa vücudun diğer bölgelerine nazaran daha büyüktür; gözler, bu dönemde genellikle siyah renkli ve fasulye tanesinden biraz daha iridir. Üst deriyi soyarsak, içinde beyaz bir sıvının olduğu, bunun güneşte parladığını ve içinde sert yapılı bir maddenin olmadığını görürüz. Bu dönemde daha iri yapılı olan iç organlar belirgin şekilde olmasa da görülebilir. Örneğin iç organların düzeni görülebilir; mide ayırtedilir, kalpten başlıyor gibi görünen bazı damarlar ise göbeğin iç bölgesine çok yakın bir konumdadırlar. Göbekten bir çift damar görülür; biri, yumurta sarısını saran zara doğru, öteki de civcivi sarmalayan zar, yumurta sarısını sarmalayan zarı ve aradaki sıvı bölgeyi hep birlikte saran zara doğru uzanır.”
“Yirminci güne doğru yumurta kırılıp civcive dokunulursa, içe doğru hareket eder; yirmi gün geçince, civciv tüylenmeye ve kabuğu çatlamaya başlamıştır. Baş, sağ bacağın üst kısmında böğüre yakın bir konumdadır ve kanatlar baş bölgesinin üstündedir. Bu zar, kabuğun en dışında bulunan zardan hemen sonra çıkar. Bu zara göbek bağlarından birinin bağlı olduğunu (ve civciv bütün olarak şu an bunun içindedir) söylemiştik; yumurta sarısını çevreleyen ve ona doğru gittiği açıklanan ikinci göbek bağı da doğum sonrasını andırıyor. Yumurta sarısının önemli bir kısmı şu an civcivin içi bölgesindedir. Civcivin mide bölgesinde sarı bir pıhtı vardır. Zaman ilerledikçe yumurtanın sarı kısmının boyutu azalarak en son civciv tarafından komple tüketilir; ama kordondan ayrılmıştır ve aradaki aralıkta bir şey yoktur; çünkü tümüyle kullanılmıştır. Yukarıda belirtilen zaman zarfı boyunca civciv uyuma evresindedir, uyanır, yukarı bakar ve kıpırdar. Kalp ve göbek bağı ise, civciv soluk alırcasına titremeye geçer.”

Aristoteles Sonrası Embriyoloji

Kuşkusuz embriyolojiye olan ilgi Aristoteles’ten sonra da sürdü. Bu ilgi özellikle gözlemsel ve deneysel çalışmaların alanını genişletmeye yönelikti. Ne var ki, Helenistik dönem bilimsel çalışmalarından ve büyük İskenderiye okullarındaki çalışmalardan çok azı elimize ulaşabilmiştir. Ortaçağ Avrupası, Yunan biliminin büyük bir bölümünü, antik öğretilerin yayılmasını sağlayan Arap yazarlardan öğrenmiştir. Tıbbi ve biyolojik bilginin en önemli kaynakları Galen ve İbni Sina’nın çalışmalarıdır. Ancak, ortaçağ bilimi birçok bölümü açısından nihai bir kaynak olarak Aristoteles’e dönmekteydi. Öyle ki, yeni çalışmalar genellikle var olan Aristotelesçi denemeler üzerine yapılan eleştirel yorumculardan oluşmaktaydı. Ortaçağda embriyoloji, özellikle Aristoteles’ten alıntıladığım bölümü örnek almıştı.
Aristotelesçi geleneğin en iyi yapıtlarından biri, 1276 yılı civarında Romalı Giles tarafından yazıldı. De Formalitione Corporis Humatı’ nin Utero adlı bu çalışmada, erkek ve dişi ebeveynin doğurganlık sürecine katkılarına ilişkin kuramsal tartışmalar bulunmaktadır. Burada, Aristoteles’in kuşların gelişimini incelemesini, insanın embriyolojik gelişimini de içine alabilecek biçimde genişleten, ceninin gelişimine ilişkin ayrıntılı açıklamalar mevcuttur. Giles’in denemesi olumlu yönde eleştiriler aldı. Bu çalışma ortaçağın embriyoloji bilgisini oldukça iyi bir biçimde açıklığa kavuşturuyor. Hevvson’a göre Forlili James ve Gorbolu Thomas’ın, Giles’in embriyoyu saran zara ilişkin açıklamasına yönelttikleri eleştiriler, Aristoteles’ten başka otoritelerin düşüncelerine de başvurulduğunun bir işaretidir. Bu, özellikle Arap kökenli çalışmalarda belirgindir.
Sorun üç embriyonik zarın durumu, işlevi ve gelişim düzeni üzerine kurulmaktadır. Giles’in açıklamalarına getirilen eleştiriler, yeni otoritelerin bilgilerinin yanı sıra diseksiyon tekniğinin de geliştiğini gösteriyor. Zarların gelişim düzeni pek önemli görünmeyebilir. Ne var ki bu sorun, preformasvoncular ile epigenetikçiler arasında, erken Yunan zamanında başlayan bir tartışmayla ilintiliydi.
Galen’in yazıları üzerinde çalışırken Giles, Aristoteles’in herhangi bir yapıtından daha ayrıntılı bir kaynağı ele almak zorundaydı. Ancak embriyoloji tarihinde herhangi bir bilimsel devrim söz konusu değildir. Başarılı gözlemciler açıklamalarının niteliği ve dakikliğini geliştirip geleneksel bilgiyi artırıp düzeltiyorlardı. 1604 yılında Fabricius, De Formato Foetu adlı çalışmasında Aristoteles’in daha önceden kaydettiği yapılara oldukça benzer sistemler bulmuştu. Ayrıca Romalı Giles’i de meşgul eden benzer sorunları tartışmıştı. Hepsi cenine ait zarların ikili bir işlev yüklendikleri konusunda birleşiyorlardı. Bu zarlar bir yandan embriyoda koruma kalkanı görevi görürken, diğer yandan ebriyo atıklarını topluyorlardı. Hepsi de ceninin gelişme sırasında gösterdiği ahengin, diğer tüm evrelerin kan mekanizmasının gelişmesine bağlanmasıyla en iyi biçimde incelenebileceğini anlamıştı. Fabricius göbek bağının dolaşım sistemine daha ayrıntılı bir açıklama eklemekle, büyümekte olan bilgi yapısına bir tuğla daha eklemiş oldu.
Aristoteles’in bilgisinin berraklığı, değişik evreleri gözlemlerken gösterdiği özen, özellikle yumurtanın sansı ile akının ayrı ayrı işlevlerini ve genel olarak temel fizyolojik ilkeleri kavrayışı hayranlık uyandırmaktadır. Aristoteles, embriyoloji gözlemlerini memeliler üzerinden irdelerken bir türden diğer türlere doğru genelleştiriyor.

Kaynakça:
Aristotle and the Chick Embryo

Yazar: Taner Bakan

1 YORUM

  1. Aristoteles doğ,mö384 se nasil oluyorda mö 347,de 18 yaşinda oluyor mö340, makodoyaya gidiyor ölümü mö 322 gibi ben anlayamadim 384*doğan kişi nasil 322 de + ölür

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here