Trombozis, bir kan damarında bir katı kütlenin ya da kan bileşenlerinden oluşan bir tıkacın meydana gelmesidir. Bu kütle ya da trombus, içinde oluştuğu damarı tıkayabilir (tamamen ya da kısmen) ya da bulunduğu yerden ayrılıp dolaşım sistemindeki başka bir yere taşınabilir. Bu durumda buna embolus adı verilir.
Tramboembolizm, batı toplumlarında ciddi hastalıkların ve ölümün önde gelen nedenleri arasındadır.
Birçok faktör, bir insanda trombus oluşma eğitimini meydana getirebilir. Bunlar arasında bir kan damarının yüzeyinin irrite ya da enfekte olması ya da hastalık nedeniyle ya da sadece uzun süreli hareketsizlik sonucunda damarda kan akım hızının düşmesi sayılabilir. Örneğin tromboflebit olarak bilinen ve bir vende, özellikle bir bacak veninde bir trombus oluşması demek olan durum, özellikle, ameliyat sonrası yatakta uzun süre hareketsiz kalan hastalarda yaygındır. Aynı zamanda, bacak kasları pompalama işlevini büyük ölçüde kaybetmiş olan yaşlılarda yaygın olarak görülür. Trombus genellikle bir yangı reaksiyonuna ve ağrıya yol açar.
Oluştuğu yerden ayrılıp kan dolaşımına bir embolus halinde katılan bir trombus çok tehlikelidir. Çünkü akciğer, kalp ya da beyin gibi hayati bir organın kan damarına yerleşip bunu tıkayabilir ve organın kan almasını engeller. Böyle emboluslar (emboli) genellikle akciğerlerde yerleşirler (pulmoner embolizm) ve akciğer dokusunun bir kısmının ölümüne (nekroz) yol açarlar. Ya bir embolus ya da lokal olarak oluşan bir trombus beyindeki bir damarı tıkarsa ve oksijen yetmezliği nedeniyle civardaki sinir dokusunun nekrozuna yol açarsa bu duruma inme ya da serebral infarksiyon adı verilir. İnmenin belirtileri, hasar gören beyin bölgesine göre değişir. Bazen vücudun bir kısmında kas kontrolünün kaybı, bazen duyu kaybı ve daha sıklıkla ifade zorluğu (ekspresif disfazi) ya da anlama zorluğu (reseptif disfazi) ya da ikisinin birlikte olduğu dil yeteneği kaybı görülür.
Dolaşım sisteminin yapısı, küçük emboluslardan sık sık zarar görülmesini önlemede yardımcı olur. Vücut kısımlarının çoğuna iki ya da daha fazla arteriyolden çıkan kılcallar ulaşır -bu strateji kollateral dolaşım olarak bilinir. Böylece, bir embolusun zarar verebilmesi için ya nispeten geniş ve henüz dallanmamış bir kan damarını tıkayacak kadar büyük olması gerekir ya da ayrı ayrı küçük embolusların dalların her birini teker teker tıkamaları gerekir. Yine de vücudun bazı bölgelerinde etkili bir kollateral dolaşım yoktur. Bunlar arasında retina ve maalesef kalp de vardır.
Kalpte bir damarın embolus (ya da lokal olarak oluşmuş bir trombus) tarafından tıkanması, kalp kasının bir kısmının nekrozuna yol açar. Bu durum, yaygın adıyla kalp krizi (daha teknik bir terimle miyokard infarktüsü) olarak bilinir. Bir kalp krizinden sonra ilk birkaç saat içinde görülen ölümlerin büyük bir yüzdesi, kalbin kontrol sistemlerinin bozulması ve buna bağlı aritmiler, özellikle ventrikül fibrilasyonu sonucunda meydana gelir.
Serebral ya da miyokard infarktüsü vakalarının büyük çoğunluğunda hastalarda zaten atheroskleroz mevcuttur. Bu, arterlerde yağ birikmesi ve bunların duvarının kalınlaşması sonucunda lümenin daralması durumudur. Hem bu daralma hem de bunun sonucunda azalan kan akımı, embolusun damarlarda yerleşmesini kolaylaştırır. Gerçekten de, tamamen ya da kısmen atherosklerozun neden olduğu koşullar, Birleşik Devletler’deki ölüm nedenlerinin başında gelir. Bunlar, sonraki iki neden olan kanser ve kazaların toplamından daha fazla sayıda ölümden sorumludurlar.
Tıp otoriteleri, atherosklerozu önlemede en iyi yolun, dietteki kolesterol ve doymuş yağ miktarını en azda tutmak olduğu konusunda hemen hemen fikir birliği içindedirler. En güvenilir risk işareti, dolaşımdaki LDL -kolesterol taşıyıcı kompleks- derişimidir. Daha az yaygın bir kolesterol kompleksi olan yüksek yoğunluklu lipoproteinin (HDL), kolesterol depolarının uzaklaştırılmasında yardımcı olması ilginçtir.
Bir insanı kalp krizine hazırlayan tek önemli neden atheroskleroz değildir. Diğer bir yaygın neden, arter duvarlarının uzun süreli yüksek kan basıncına (hipertansiyon) bağlı olarak hasar görmesidir. Hipertansiyon, aynı zamanda kalp kasının zayıflamasına (üzerine binen sürekli yük nedeniyle kalınlaşmış durumdadır) ve kalbin pompalama veriminde azalmaya yol açabilir. Bu yüzden kan kalpte ve akciğerlerde birikip kongestif kalp yetmezliği adı verilen ölümcül bir koşul oluşturabilir.

Kaynakça:
https://www.sciencedirect.com

Yazar: Taner Tunç

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here