Aşağıdaki bir dizi deneyi izleyin;
1. Canlı bir kan damarından alınan; fakat damarın zedelenmiş bölgesine temas etmemesine özen gösterilen kan, yüzeyi hidrofobik plastikle kaplanmış bir kaba konur. Kan, böylece, alışılagelmiş bir şekilde pıhtılaşmayla sonuçlanması beklenen iki koşulla, aynı anda karşılaşır- havayla temas ve akışın durması. Buna karşın kan, saatlerce sıvı durumunu korur. Buna ek olarak, düğümle bağlanmış olan bir damarın bir bölgesinde hareketsiz kaldığı zaman da pıhtılaşmaz.
2. Aynı işlem tekrarlandığında; fakat bu defa kanın içinden alındığı damarın zedelenmiş olan duvarıyla temas etmesine izin verildiğinde, pıhtılaşma derhal başlar. Pıhtılaşma, damar zedelendiğinde meydana geliyor ve zedelenen doku, pıhtılaşma işlemini başlatan bazı kimyasallar salgılıyor olabilir mi?
3. Eğer doku hücrelerinden bir özüt hazırlar ve bunu birinci deneydeki plastikle kaplı kapta bulunan sıvı haldeki kanın üzerine eklersek, hızla bir pıhtı oluşmaya başlıyor. Doğru yoldayız gibi görünüyor. Fakat kanı, birinci deneyde olduğu gibi zedelenmiş dokuyla temas etmesini önleyerek bir damardan alıp, hidrofobik plastikle kaplanmış olanın yerine hidrofilik bir cam kaba koysak, doku özütü eklenmesine de gerek olmadan, kan hızla pıhtılaşıyor. Bu bizi nereye götürür? Acaba varsaydığımız pıhtılaşmayı başlatıcı kimyasalın başka bir kaynağı olabilir mi?
4. Eğer taze kanı cam ile temas ettirip güçlü bir mikroskop altında incelersek, kan pulcuklarının cama temas edince parçalandıklarını görebiliriz. Muhtemelen, parçalanmakta olan kan pulcukları, zedelenen dokudan salgılanana benzer bir pıhtılaşma başlatıcı kimyasal salgılarlar. Kan pulcukları, cam gibi hidrofilik yabancı yüzeylere temas ettiklerinde, hidrofobik yüzeylere temas etmelerine göre daha kolay parçalanıyorlar. Bu, pıhtılaşmanın neden plastikle kaplı kapta meydana gelmediğini açıklayabilir. Kan pulcukları, aynı zamanda, zedelenmiş dokuyla temas edince de parçalanıyorlar.
Burada özetlenen çeşitli deneylerle önerilen hipotez, doğrulanmıştır. Gerek zedelenmiş dokular, gerekse parçalanan kan pulcukları, tromboplastin adı verilen karmaşık bir madde salgılarlar. Bu madde pıhtılaşmayı başlatır; fakat sadece kalsiyum iyonlarının varlığında bunu başarır. Kalsiyuma bağlı antikoagülant bağlayıcı protein- trombomodulin- sistemin kazara çalışmaya başlamasını önler. Ca++ yokluğunda, trombin inaktif bir yapıda tutulur. Kanın, daha sonra kan nakillerinde kullanılmak üzere saklanmasında kullanılan antikoagülantların bazıları, kalsiyum iyonlarını kandan uzaklaştıran ve bu yolla pıhtılaşmayı önleyen kimyasallardır.
Böylece, normal bir kan pıhtılaşması için gerekli iki madde, tromboplastin ve kalsiyum iyonlarıdır. Bir üçüncüsü ise plazma proteini fibrinojendir. Fakat bu üç maddeyi bir kapta karıştırsak, pıhtılaşma oluşmaz. Bir şeyin daha işe karıştığı açıktır. Bu birşey, plazmanın globulin proteinlerinden biri olan protrombindir. Eğer fibrinojen, tromboplastin ve kalsiyum iyonları karışımına protrombin eklenirse bir pıhtı oluşacaktır. Protrombinin kendisinin pıhtılaşma üzerinde hiçbir etkisi yoktur. Önce trombin formuna dönüşmelidir ve bu da fibrinojeni pıhtıyı meydana getiren fibrine dönüştüren maddedir.
Şimdi artık pıhtılaşma işlemindeki esas bileşenleri tanımlamış bulunuyoruz. Parçalanan kan pulcukları ya da zedelenen doku tarafından üretilen tromboplastin, plazma proteini protrombini trombine dönüştürür; bu, kalsiyum iyonlarının işe karıştığı reaksiyondur. Daha sonra trombin, bir başka plazma proteini olan fibrinojeni fibrine dönüştürür. Fibrin iplikleri bir ağ oluştururlar. Bu, büzülmeye başlar ve sonuçta kan serumu dışarı atılır ve geriye sertleşmiş bir pıhtı kalır. Reaksiyonlar, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
(1) protrombin —) trombin (tromboplastin)
(2) fibrinojen —) fibrin (trombin)
Bu basitleştirilmiş özet denklemler, temel maddeler arasındaki ilişkiyi göstermektedir. Aslında pıhtılaşma işleminde, çeşitli diğer maddeler de (hızlandırıcılar, inhibitörler, vb.) rol oynarlar. İlk adımın bir diğerini, bunun da bir sonrakini aktive ettiği tipteki reaksiyon dizilerine, kademeli dizi reaksiyonları adı verilir.

Kan Pıhtılaşması

Normalde, dolaşımdaki kanın plazması sıvı durumdadır. Buna karşın, bazı koşullarda, kan damarı zedelendiğinde, bazı yabancı maddeler dolaşım kanına girdiğinde ya da kan vücuttan uzaklaştırıldığında, plazma proteinlerinden biri, fibrinojen çözeltiden çıkıp fibrin dönüşür. Bu da sert bir yumru ya da pıhtı oluşturur. Bu yolla, damardaki küçük bir delik tıkanabilir ya da damardaki zayıflamış bir bölge güçlendirilebilir. Kan pıhtılaşması, dolaşım sisteminin acil olarak tamirine ve aşırı kan kaybının önlenmesine yönelik güçlü bir evrimsel uyumdur (kutucuğa bakınız). Pıhtılaşma, tüm omurgalılarda ve bazı omurgasızlarda görülür. Bazı omurgasızlar, aynı amaca yönelik alternatif bir uyuma sahiptirler: güçlü kaslar kasılarak herhangi bir deliği ya da zedelenmiş bölgeyi kapatırlar.
Burada, “tüm kan”, “kan plazması” ve “kan serumu” gibi tıbbi işlemlerde, özellikle kan nakillerinde sıklıkla kullanılan terimlere açıklık getirmekte yarar olabilir. Tüm kan, kanın dolaşım sistemi içinde bulunduğu, hiçbir bileşeninin uzaklaştırılmadığı halidir. Kan plazması, içinden hücreler ve kan pulcuklarının çıkartılmış tüm kandır. Kan serumu ise, içinden fibrinojeni çıkmış plazmadır.

Kaynakça:
https://www.sciencedirect.com

Yazar: Taner Tunç

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here