Yazarın eserini geliştirirken kullandığı tekniklere anlatım biçimleri denmektedir. Anlatım tarzları bir bakıma sunumla ilgili hususları içerir. Edebi metnin en önemli problemi sunumdur. Yazar olayı belli teknikleri kullanarak sunar. Bu teknikler, metnin tekdüzelikten kurtulmasını sağlar. Her yazar anlatım tekniklerini içinde bulunduğu edebi akıma, bilgi, görgü ve tecrübesine göre kullanmaktadır.

Tahkiye/Hikayeleme/Öyküleme: Yaşanmış veya kurgulanmış bir olayı/vakayı; yer/mekân/uzam, zaman ve kişiler bağlamında anlatmaya ve aktarmaya tahkiye denmektedir. Olay metinlerinin en vazgeçilmez anlatım tekniği tahkiyedir.

Tahlil/İç Çözümleme: Tahkiye yapan yazar, kahramanların iç dünyasından bahsetmeye, onların karakter ve psikolojisini çözümlemeye başlıyorsa tahkiyeden tahlile geçmiş olur. Aşağıdaki metin, tahkiye ve tahlile örnektir.

Gösterme/Dramatizasyon/Sahneleme: Modern romancılıkta anlatıcının etkinliğini sınırlamak için kullanılan tiyatroya has bir tekniktir. Anlatıcı aradan çekilerek anlatım uhdesinden vazgeçer ve anlatımı kahramana yaptırır. Az sonra göreceğimiz monolog, diyalog, bilinç/şuur akımı da aslında bu anlatım tarzına örnektir. Ancak bunlar zamanla dramatizasyondan bağımsızlaşmıştır. Anlatıcı kahramanın iç hayatında meydana gelen hadiselere göre fizyolojik ve biyolojik değişimlere (yüz kızarması, kanın beynine hücum etmesi, ellerin titremesi vs.) ve devinimsel/harekete (yerinden kalmak, yürüme, bağırma vs.) bağlı değişimlere yer verebilir.

Tasvir: Tasvir; insan, tabiat, eşya veya mekânın kelimelerle resmedilmesi, adeta görünür hâle getirilmesi, okuyucunun gözü önünde tecessüm ettirilmesi veya romanın kurmaca dünyasında yer alan kişi, zaman, olay, mekân gibi unsurların sanatın sağladığı imkânlardan yararlanılarak görünür kılınmasıdır. Soyut ve dilsel planda gerçekleşen tasvirler, roman atmosferini oluşturmaktadır ve her romancı, tasvir anlatım tarzını kullanarak belirli ölçülerde bu atmosferi yaratmaya çalışmaktadır. Romancı, romanı görselleştirerek anlatılan olayla ilgili okurun zihninde intiba uyandırmak için mekânı, çevreyi, nesneyi, eşyayı ve insanı tasvir etmektedir. Tasvir, amaç ve araç olmak üzere iki şekilde kullanılmaktadır. Hüner göstermek isteyen romancı tasviri amaç olarak kullanırken bir olayı, fikri veya duyguyu aktarmak isteyen romancı tasviri araç olarak kullanır. Mesela Namık Kemal İntibah’ın, Nabizade Nazım Zehra’nın baş kısmındaki tasvirleri amaç olarak kullanmışken Halit Ziya Mai ve Siyah’ta yemek masası tasvirini araç olarak kullanmıştır.

Diyalog: Kahramanların anlatıcı müdahalesi olmaksızın karşılıklı olarak konuşmasına diyalog denmektedir. Bir gösterme/dramatizasyon türü olan diyalogda kahraman sosyal seviyesini, ruhsal durumunu, toplum karşısında neler hissettiğini muhatabına aktarmaktadır.

İç Diyalog ve İç Monolog: Kahramanın kimse tarafından duyulamayan iç konuşmalarına “iç monolog” ve “iç diyalog” denmektedir. Modern romancılık, gerçekçilik endişesiyle ve psikolojik olgulara yer vermek amacıyla iç monolog ve iç diyalog anlatım tarzlarına etkin bir biçimde başvurmuştur. İç monolog kahramanların işitilemeyen, uzun ve tekil konuşmalarıdır. Kahraman, hiçbir dolayıma başvurmadan sadece konuşmaktadır, herhangi bir cevap bekleme endişesi olmadığı için (trajedyalardaki tiratlarda olduğu gibi) bilinç ve bilinçaltı olgularını sergileyerek bir bakıma arınmaktadır. İç diyalog ise bu konuşmaların soru-cevap düzeyinde, varsayılan benlikle ve diyalog ortamında gerçekleşmesidir. Kahraman, kendisine soru sorar, yine kendisini bir başkası varsayarak sorulara yanıt verir. İç diyalog ve iç monologları fark etmek için anlatıcının konuşmaları ile kahramanın konuşmaları arasındaki farkı dil bilgisel görmeye çalışmak gerekir. Anlatıcının kullandığı cümle yapıları, fiil kipleri, kelime tercihleri ile kahramanınki birbirinden farklıdır. Aşağıdaki iç monolog örneğinde bunu görmek mümkündür.

Bilinç/Şuur Akımı/Akışı: Modern romanın önemli anlatım tarzlarından biri olan bilinç akışı, bir çeşit bilinçaltı konuşmasıdır ve bilinç konuşması olan iç monolog ve iç diyaloga bazı bakımlardan benzemektedir. En önemli farkı gramer kaidelerine bağlı kalınmadan yapılmasıdır. Psikolojik olguların hiçbir dolayıma uğramadan, kahraman merkezinde sunulduğu bilinç akışı, serbest ve çağrışımsal konuşmadır. Psikanalizin romana armağanı olan bilinç akışı konuşması yapan kahraman, zaman ve mekân algısından uzak bir biçimde dış dünyanın iç dünyasına yaptığı etkileri şiirsel ve ritmik bir tonda aktarmaktadır. Bilinç akışının devreye girdiği noktalarda yaşananlar, duygular, izlenimler, bir düş atmosferi halinde anlatıma düşmekte, anlatım böylece derinleşerek ruhî bir karaktere sahip olmaktadır. Bilinç akışına başvuran romancı, olayı kesmekte, kahramanın olayla ilgili izlenimlerine yer vermektedir.

Mektup: Bir haberleşme aracı ve öğretici düz yazı türü olan mektup, roman türünde yardımcı bir anlatım tarzı ve müstakil bir tür olmak üzere iki şekilde kullanılmaktadır. İlkinde yazar, olay anlatımlarında bazen mektuplara başvurmakta bazen de öykülemeci anlatımların arasında mektupları entrik öge olarak yerleştirmektedir. Örneğin bir intihar vakası, başkasına gönderilecek bir haber veya romancının doğrudan anlatmak istemeyip de kahramanın sesiyle vermek istediği hususları klasik yapıya eklenen mektuplar aracılığıyla sunmaktadır. Ayrıca Halide Edip’in Handan romanında olduğu gibi roman tümüyle mektuplarla kaleme alınmaktadır.
Günlük ve Hatıra: Öğretici ve ben-anlatıcılı bir tür olan günlük ve hâtıralar, yazanın kendisini dolayımsız bir şekilde sunduğu edebî metinlerdendir. Günlük ve hâtıralar romanlarda iki şekilde kullanılmaktadır. İlkinde romancı, bazı noktalarda ve gerek duydukça günlük ve hâtıralara başvururken ikincisinde eseri tümüyle günlük veya hâtıra ile kurgulamaktadır. Her iki türde de monolog vazifesi gören günlük ve hâtıralar, kahramanın iç dünyasını diğer anlatım tarzlarına göre daha net bir şekilde sergilemektedir.

Kaynakça:

Edebiyat Sanatı ve Blimi, İsmail Çetişli, Akçağ Yayınları

Yazar: Serpil Altunyay

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here