Tarih Bilimini Yeniden Yazdıran Tapınak: Göbekli Tepe

Okuma Süresi: 7 Dakika  | Yazdır

Bugün Şanlıurfa’nın 15 km kuzeydoğusunda yer alan Göbekli Tepe, halen sürmekte olan büyük bir keşfe , daha edebi bir ifadeyle tarihin başkentliğine aday olma yolundadır. Şimdiye kadar ki insanlık ve medeniyet geçmişine dair bilgilerimiz çok değil bundan tam 34 yıl önce hala çözülmeyecek şekilde karışmaya başladı. 1983 yılının sıradan bir gününde tarlasını sürmeye çalışan Mahmut Yıldız isimli çiftçi kara saban kullanarak sürdüğü tarlasında büyükçe bir oymalı taş buldu. Daha önce çeşitli medya organlarında bulduğu şeylerin tarihsel niteliğe sahip olduğu bilgisiyle Şanlıurfa Müze Müdürülüğüne giderek bulduğu eserleri teslim eder. Müze müdürlüğü o zamanın şartlarında sadece bu durumu kayıt altına kalmakla yetinip çiftçiye teşekkür ederek gönderirler. Tarihler 1995 yılını gösterdiğinde bölgede GAP çalışmaları nedeniyle su altında kalacak arkeolojik yerlerde araştırma yapan Alman arkeoloji heyeti, Şanlıurfa Arkeoloji Müzesinde çiftçi Mahmut Kılıç’ın arazisinde kara sabanla toprak sürerken bulduğu eserleri görerek bunları sorar. Bulunan heykel ve taşların Göbekli Tepe denilen bir mevkide bulunduğu cevabıyla soluğu burada alan heyet, şimdiye kadarki bütün tarihsel bilgi teorilerini alt üst edeb keşfe imza atar. 1996 yılında Şanlıurfa Müze Müdürlüğü’nün başkanlığında Alman Arkeolog Harald Hauptmann önderliğinde yapılan kazılar başladıktan hemen sonra son derece gizemli ve şimdi bile tartışılan veriler ortaya koyar.Kazılar devam ettikçe soru işaretleri azalacağına artamaya başlar.Zira arkeologların bütün tahminlerini dumura uğratan keşifler bir bir gündeme düşer. Arkeolojik tasnif olarak Göbekli Tepe, Çanak Çömlek Öncesi Neolitik Dönemine (M.Ö 9.600 – 7.300) aittir. Karbon 14 testiyle bilimsel olarak Göbekli Tepe’deki abide ve heykellerin 12 bin yıllık bir geçmişe sahip olduğu ortaya konulmuştur.Burada ortaya çıkan eser ve yapılar tarihin başlangıcını ve ilk medeni eserleri ifade eden İngiltere’deki Stonehenge dikitlerinden 7000, Mısır Piramitler’den 7500 yıl eskiydi. Ayrıca yerleşik yaşama geçen insanların ilk öncüleri olan Sümer,Maya , Mısır, Hint ve Çin medeniyetinden binlerce yıl önce inşa edilmişlerdi. Eldeki veriler ve halihazırda okullarda öğretilen bilgilere günümüzden 12 bin yıl önce yaşayan insanlar, her türden medeni olma vasfından uzak henüz avcılıkla ve bitkilerle beslenerek günübirlik olarak hayatını sürdüren, dil, din, kültür ve sanat noktasında eser ortaya koymaktan uzak küçük avcı kümelerinden ibaretti.Sürüler halinde yaşayan bu çağın insanları için tasvir edilen bu duruma karşın Göbekli Tepe’deki tapınakta ancak yüzlerce insanın gücüyle dikilip inşa edilebilecek özenle süslenmiş 8 ila 30 metre çapında 20 adet tapınak bulunmuştu. Tapınakta yer alan abidelerin büyüklüğü 3 ila 6 metre , ağırlıkları ise 60 tonu aşabiliyordu.

Göbekli Tepe’den önceki tarih teorisine göre insanlık ateşi keşfettikten sonra yavaş yavaş tarıma geçmiş bunun sonucunda yerleşik yaşam başlamış, buna bağlı olarak din ve devlet mefhumlarını ortaya koymuştur. Ancak Göbekli Tepe’de ortaya çıkanlar tapınma ihtiyacına bağlı yapıların tarımı ve dolayısıyla yerleşik yaşamı getirdiği sonucunu ortaya koydu.Her yıl belli dönemlerde kalabalık kitleler halinde Göbekli Tepe’deki tapınağı ziyarete gelen insanlar için gıda maddesi sorunu ortaya çıkınca tapınak civarında tarım faaliyeti başlamış bu faaliyetin doğal sonucu olarak insanların tapınak etrafında yerleşik kentler inşa ettiği görülmüştür.Tapınağın özel amaçlarla değil bir hac yeri olma vasfıyla özel bir tapınak olması onu özellikle önemli kılmaktadır.Yine yapılan araştırmalar tapınak etrafında mezarların olmaması sebebiyle öteki dünya inancına dair çarpıcı ipuçları elde edilmiştir. Harran Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Görevlisi ve Göbekli Tepe Kazıları İkinci Başkanı Yrd. Doç. Dr. Cihat Kürkçüoğlu, ölü gömme inancına dair şu bilgileri kaydetmektedir: ”Bugüne kadar yapılan kazılardan elde edilen sonuçlara göre ölü gömme geleneğinin, daha doğrusu bir mezar geleneğinin Göbekli Tepe’de olmadığını anlıyoruz. Mesela taşların üzerindeki kabartmalarda akbaba gibi yırtıcı kuşların insanları yediğini görüyoruz ve buradan anlıyoruz ki Göbekli Tepe’de mezar geleneği yoktu. Çatalhöyük’te olduğu gibi, güneşe gömme gibi bir gelenek var neolitik çağda. Ölüler açık havaya bırakılıyor, yırtıcı kuşlar gelip bunları yiyordu. Belki şöyle bir inanış vardı; göğe yükselince bu kuşlar, ölülerin ruhlarının da göğe yükseleceğine inanılıyordu. Bu ilginç bir şey tabi. Bu yöntem Tibet’in bazı bölgelerinde yakın zamana kadar uygulanıyordu.”

Göbekli Tepe’deki çalışmalar aslında bir çiftçinin birkaç heykelcik bulmasıyla ve öncesinde bölge yakınlarında yapılan kazılarla bilinse de bölgenin bir bütün olarak gizemine dair çalışmalar 1963 yılında İstanbul ve Chicago üniversitelerinden görevlilerinin yüzey araştırmaları sırasında ortaya çıkar.Kazılar halen Şanlıurfa Müzesi ve Berlin Alman Arkeoloji Enstitüsü ortaklaşa yürütüyor. Kazılara uzun yıllar başkanlık eden Prof. Klaus Schmidt, Göbekli Tepe’ye dair en önemli isimdir.Zira çalışmaların büyük bir kısmı onun özenli çabalarının ürünü olarak bugüne gelmiştir.Göbekli Tepe’deki yapıların bir tapınak niteliği taşıması bölge için bugün de kullanılan ‘peygamberler şehri’ ifadesinin ne kadar anlamlı olduğunu gösteriyor.

Göbekli Tepe’de tapınağı oluşturan T biçimli 3-5 m yükseklikte, ağırlıkları 50-60 ton arasında değişen sütunların neyi temsil ettiği arkeologlar tarafından farklı teorilerle açıklanmaktadır ancak en kabul gören teoriye göre bu sütunların insanları temsil ettiği ve her sütun üzerinde yer alan heykel veya tasvirlerin (Boğa, yaban domuzu, tilki, yılan, turna ve yaban ördekleri, aslan) bir kabileyi simgelemektedir.Her yıl belli zamanlarda bir araya gelen bu kabileler kendileri için totem olarak andıkları hayvanları sembol olarak bu sütunlara işlemişlerdir. Sütunlar ve diğer kayadan unsurlar üzerindeki tasvir işçiliği tapınağı inşa eden insanların ne kadar gelişmiş bir soyut sanat zevkine , sağlam estetik algıya sahip olduğunu göstermektedir.Tapınağın zemininin su geçirmez maddeyle dolu olması burada kan veya diğer sıvıların kullanıldığı ayinler gerçekleştirildiğini göstermektedir.Yine tapınak çevresinde yapılan kazılarda ayinler sırasında veya değişik zamanlarda tüketilmek üzere büyük bira fıçıları bulunmuştur. Bölgenin tarımsal geçmişi ve gıda ürünlerinin tarihselliği içindeki en önemli unsuru olan buğdayın da burada kullanıldığı görülmüştür. Bulunan buğday üzerinde yapılan genetik incelemelerde günümüzdeki buğdayın o zaman kullanılan buğdayla hemen hemen aynı olduğu tespit edilmiştir.

Göbekli Tepe’de bulunan yapılara dair çok farklı dinsel teorilerden biri de kutsal kitaplarda geçen Dicle ve Fırat ırmakları arasında olduğuna inanılan Cennet Bahçesi’nin burada yer aldığıdır.

Taşıdığı bunca esrarın yanı sıra Göbekli Tepe’nin hiçbir şekilde zarar görmeden kum ve çakıl taşıyla doldurularak üzerinin örtülmesi arkeologların cevabını bulamadığı bir diğer meseledir.Mabedi inşa edenlerin çeşitli yönlerden olacağını düşündükleri bir barbar saldırısı tehdidine karşı koruma amaçlı ya da bir anda ortaya çıkan bir söylentinin etkisiyle tapınağı gömdüğü düşünülmektedir. Ancak yapılan son kazılar tapınak gömüldükten sonra üstüne yeni fakat daha küçük mabetlerin inşa edildiğini ortaya çıkarmıştır. Günümüze yakın zamana kadar bölgenin yerel halk arasında eski Kürtçe adıyla ‘Xerwreşk’ yani kara harabe olarak isimlendirilip dilek tepesi diye değişik adakların sunulduğu , dileklerin dilendiği bir yer olduğu düşünüldüğünde Göbekli Tepe’nin dinsel mahiyeti daha iyi anlaşılmaktadır. Göbekli Tepe’yi en doğru şekilde yine tapınağın bulunmasında büyük gayretleri olan Klaus Schmidt tarif etmektedir. Schmidt’e göre “Göbekli Tepe muazzam bir tapınaklar dağı niteliğinde ve Taş Devri kabilelerinin çeşitli törenler düzenledikleri olimpik buluşma yeri olarak karşımıza çıkıyor. Göbekli Tepe uygarlık mirası açısından bu değerli önemine binaen 2011 yılında UNESCO tarafından Dünya Miras Geçici Listesi’ne alınmıştır.

Kaynakça:
xn--gbeklitepe-ecb.com/
ntv.com.tr/sanat/gobeklitepede-oluler-gunese-gomuluyordu,El211RvGL0Kv4XFlub0B6A

Yazar: Erdal Uğur