İnsanın sindirim sisteminin yapısını incelemek, bir toprak solucanında kolaylıkla görülemeyecek genel ilkeler hakkında biraz fikir verse de, kendimize ve kendi türümüze karşı duyduğumuz doğal ilgi, bizi, insan sistemlerini daha ayrıntılı olarak incelemeye zorlar.

Ağız Boşluğu

İnsan sindirim sisteminin ilk bölmesi, kuşkusuz ağız boşluğudur. Burada, besini ısırma ve çiğneme yoluyla mekanik olarak parçalayan dişler yer alır. İnsanda, her biri farklı bir işleve uyum yapmış, çeşitli diş tipleri vardır. Önde, dördü üst, dördü alt çenede olmak üzere, keski biçimindeki kesiciler bulunur. Bunlar ısırmakta kullanılırlar. Bunları daha sivri uçlu köpek dişleri izler. Bunlar her çenede, her iki tarafta birer tane olarak yer almıştır ve besini parçalamak için özelleşmişlerdir. Erişkinlerde, her köpek dişinin arkasında iki küçük azı ve üç büyük azı dişi yer alır. Bunların yassı çıkıntılı yüzeyleri vardır ve besini öğütür ve ezerler. Bir çocuğun ilk dişleri, burada değinilenlerin hepsini içermez. İlk dişler (ya da süt dişleri), çocuk büyüdükçe kaybolur ve yerlerini diş eti içinde büyümekte olan kalıcı, dişlere bırakır.
Farklı omurgalı türlerinin dişleri, çeşitli yollardan özelleşmiştir ve sayı, yapı, diziliş ve işlev bakımından insan dişlerinden oldukça farklı olabilir. Örneğin yılanların dişleri, çok ince ve keskindir ve genellikle arkaya doğru kıvrılmışlardır. Yılanlar avlarını çiğnemek yerine bütün olarak yuttuklarından, dişleri mekanik parçalama değil, avı yakalama işini yaparlar. Kedi ve köpek gibi karnivor memelilerin dişleri, insanınkilerden daha sivridir.Bunların köpek dişleri uzundur ve küçük azılarının düz, öğütücü yüzeyi yoktur; daha çok kesmeye ve parçalamaya uyum sağlamışlardır (bu hayvanların birçoğunda, daha arkadaki büyük azılar bulunmaz). Diğer yandan, inek ve at gibi herbivorlarda çok büyük, yassı küçük ve büyük azılar bulunur. Bunların yüzeyi karmaşık girinti çıkıntılar taşır. Bu hayvanların çoğunda köpek dişi bulunmaz.
Çiğnemeye uygun olmayan sivri uçlu dişler, yılan, köpek ve kedi gibi et yiyicileri karakterize ederken, çiğnemeye iyi uyum sağlamış geniş yassı dişler ot yiyicileri karakterize eder. Bu farklılık nasıl açıklanabilir?
Bitki hücrelerinin bir hücre duvarı ile çevrili olduğunu hatırlayınız. Çok az hayvan selülozu sindirebilir; pek çoğu, yedikleri bitkilerin hücre duvarını parçalamak zorundadır. Hücre içeriklerinin sindirim enzimlerinden etkilenmesi ancak böyle mümkün olur. Et içindekiler de dahil, hayvan hücrelerinin çevresinde böyle bir sindirilemeyen zırh yoktur ve doğrudan sindirim enzimlerinin etkisine maruz kalırlar. Dolayısıyla çiğneme, karnivorlar için, herbivorlarda olduğu kadar gerekli değildir. Büyük bir olasılıkla köpeklerin besinlerini nasıl yutuverdiğini, buna karşın ineklerin ve atların çiğneme için ne kadar çok zaman harcadıklarını görmüşsünüzdür. Fakat karnivorların başka sorunları vardır. Bunlar, avlarını yakalamak ve öldürmek zorundadırlar ve bunun için de delmeye, kesmeye ve yırtmaya iyi uyum yapmış keskin dişleri vardır. Omnivor olan insanın dişlerinin özelleşme derecesi, yapısal ve işlevsel olarak, karnivorlarınki ile herbivorlarınki arasında bir yerdedir. Ve tahmin edebileceğiniz gibi, her türün çene kaslarının evrimleşmesi de dişlerde olduğu gibi, besin tipine büyük ölçüde uyacak biçimde olmuştur.
Ağız boşluğunun, dişlerle ilgili olanlardan başka işlevleri de vardır. Burada, besinin tadı ve kokusu alınır ki, bunlar besinin seçiminde büyük önemi olan işlevlerdir ve besin, çeşitli tükrük bezlerinden salgılanan tükrükle karıştırılır. Tükrük, besinin bir kısmını çözer ve ıslatır. Böylece, sindirim kanalının bundan sonraki kısımlarından geçmesini kolaylaştırır. İnsan tükrüğünde bulunan nişasta parçalayıcı bir enzim, enzimatik hidrolizi başlatır. Tükrükte, aynı zamanda,, bir antimikrobiyel ajan olan tiosiyanat iyonu bulunur ki, bunun mikrop hücrelerine girmesini kolaylaştıran özel bir enzimle birlikte, ağıza giren potansiyel zararlı mikropların enfeksiyon yaratmasını önlerler.
Kas yapısındaki dil, çiğneme sırasında besini yönlendirir ve bolus adı verilen bir kütle, yani lokma oluşturmasını sağlar. Daha sonra yutmaya hazırlık olarak, bunu geriye, farinks, yani yutak ve özagus, yani yemek borusu adı verilen uzun boruya doğru iter. Yutak aynı zamanda, solunum yolunun bir bölümü olarak da işlev görür ve burada besin ile hava karışır.
Dolayısıyla, yutma, bir dizi karmaşık refleksi içerir. Bunların sonucunda, burun geçitlerine ve trakeye açılan yollar kapatılır ve besin, yemek borusuna girmeye zorlanır. Bildiğiniz gibi, bu refleksler bazen düzgün sırada oluşmaz ve besin yanlış geçite girerek boğulmaya yol açar.

Yemek Borusu ve Mide

Yemek borusu gırtlak ve göğüs boyunca aşağıya doğru inerek karın boşluğunun yukarısında mideye bağlanır. Besin, yemek borusu boyunca aşağıya, peristakis denilen kas kasılmalarıyla da itilerek, hızla iner. Yemek borusu duvarındaki dairesel kaslar, besin kütlesinin, hemen arkasında kasılarak onu ileri doğru iter. Kütle ilerledikçe, temas ettiği kaslar da kasılır ve böylece kasılan bölge kütleyi izleyerek sürekli olarak ilerlemesini sağlar. Bu, yumuşak bir lastik boru içindeki topu, topun hemen arkasında boruyu ellerinde sıkıştırarak, boru içinde ilerletmenize benzer. Yemek borusuyla midenin birleştiği yerde sfinkter denilen özel bir kas halkası vardır. Bu, kasıldığı zaman midenin girişini kapatır. Normalde kapalıdır. Böylece, sindirim sırasındaki mide hareketleriyle mide içeriğinin özefagusa geri dönmesini önler. Yemek borusu boyunca ilerleyen peristaltik kasılma dalgası kendisine ulaşınca açılır.
Mide, hafifçe sol tarafta, karnın üst kısmında, aşağı kaburgaların hemen altında yer alır. Büyük bir kas kesesidir ve daha önce gördüğümüz gibi, bir depo organı olarak işlev görür ve böylece kesintili beslenmeye olanak sağlar. Başka işlevleri de vardır. Kalın duvarları üç tabakadan oluşur: içte, bağ dokudan ve çok sayıda bez içeren prizmatik epitelden oluşan müköz zar, kalın bir orta kas tabakası ve dışta bağ doku. Kas tabakası enine, uzunlamasına ve çapraz uzanan fibreler içerir. Böylece, mide geniş bir hareket çeşitliliği gösterir. Besinle dolu olduğu zaman, güçlü kasılma dalgaları oluşur ve bu sayede besin karıştırılır ve büyük parçalar ufalanır. Bu yolla mide, dişlerin mekanik parçalanma hareketini tamamlamış olur. Midenin iç yüzeyindeki bezler çeşitli tiptedirler. Bazıları iç yüzeyi kaplayan mukus salgılar. Bu nedenle midenin en iç tabakasına mukoza ya da mukus zar adı verilmiştir. Diğer bezler, bir hidroklorik asit ve sindirim enzimleri karışımı olan mide sıvısını salgılarlar. Bu nedenle, enzimatik sindirim, insan midesinin üçüncü önemli işlevi olmaktadır.

Kaynakça:
https://www.sciencedirect.com

Yazar: Taner Tunç

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here