Doğduğunuzdan bu yana geçen süreyi hesaplamak, yani kronolojik yaşınızı bulmak, eğer doğum tarihinizi biliyorsanız, kolaydır. Ancak, genetik yapı, yaşama biçimi ve çevre koşulları gibi nedenlerle kişiden kişiye değişen, doğduğunuz günden itibaren vücudunuzun fiziksel olarak yaşlandığı miktarı, yani fizyolojik yaşınızı, diğer adıyla biyolojik yaşınızı bulmak, farklı bir işlem yapılmasını gerektiriyor. Daha doğrusu, bir hesaplama yapmak gerekmiyor, çünkü günümüzde basit bir idrar testi kişinin fizyolojik yaşını saptayabiliyor.

Bir kişinin fizyolojik yaşının bilinmesi, yaşa bağlı çeşitli hastalıkları geliştirme riskini veya ölüm riskini belirlemek amacıyla kullanılabileceği için, fizyolojik yaşını bilmek oldukça önemlidir. Örneğin, kronolojik yaşınız 65 olabilir, ancak özenle sürdürdüğünüz sağlıklı ve aktif bir yaşam tarzından ötürü (tütün ve obezite gibi ömür kısaltıcılardan uzak durmuş olmanız, spor yapmanız ve doğru beslenmeniz nedeniyle) vücut yapınız fizyolojik olarak kronolojik yaşı 55 olan birine benzeyebilir. Biyolojik yaşınız bu nedenle 55 olmaktadır. Ayrıca, yaşlanma önleyici ilaçların geliştirilme çalışmalarında öncelikle test deneklerinin biyolojik yaşını bilmek gerekmektedir.

Uzmanlar, biyolojik yaşı belirlerken telomerleri – yani kromozomların koruyucu uçlarını – incelemektedir. Telomerler, kromozom bitimlerinin komşu bir kromozom ile bozulmasını veya kaynaşmasını önleyerek hücrelerin yaşlarını ve ölüm hızını etkilemektedir. Her hücre bölünüşünde, kromozomun sonundan bir telomer düşmektedir. Telomer uzunluğu ile biyolojik yaş arasında doğrudan bir bağıntı bulunduğu görülmektedir. Ne kadar uzun yaşarsanız, diğer bir deyişle, kronolojik yaşınız ne kadar uzun olursa, telomerlerinizin toplam uzunluğu o kadar kısalmaktadır. Daha kısa telomerleri veya telomeraz mutasyonları olanların, erken bir ölümle karşılaşma ya da çeşitli hastalıklar ve nörodejeneratif bozukluklar geliştirme olasılıkları daha yüksektir. Ancak, sağlıklı bir diyet ve düzenli egzersiz de dahil olmak üzere sağlıklı bir yaşam tarzının muhafaza edilmesi, telomerlerin uzunluğunu da koruyabilmektedir.

Ancak, fizyolojik yaşlanmanın çok daha kolay ve hızlı saptanabilmesi amacıyla, farelerin, sıçanların ve maymunların üzerinde uzun yıllardır yapılan çok sayıdaki araştırmada, bilim insanları, 8-dihidroguanozin (veya kısaca 8-oksoGsn) olarak bilinen bir biyobelirtecin, hayvanların yaşlanmalarına bağlı olarak idrar örneklerindeki seviyelerinin arttığını tespit ettiler. Bu biyolojik işaret, RNA’nın (ribonükleik asit) oksidasyonu ile üretilmektedir ve bu süreç fizyolojik yaşlanmayla ilişkilidir. Pekin merkezli Gerontoloji Ulusal Merkezi’nden Jian-Ping Cai’ye göre, normal metabolizma işlemlerinin ürettiği yan ürünlerin oksijeni, DNA ve RNA gibi hücrelerin biyomoleküllerine oksidatif hasar verebilmekte. Yaşlandıkça, söz konusu oksidatif hasar artmakta, dolayısıyla vücudumuzdaki oksidatif belirteçlerin seviyesi de artmaktadır.

İlk kez 1956 yılında literatüre giren “yaşlanmanın serbest radikal / oksidatif stres teorisi”, günümüzde yaşlanmanın biyokimyasal / moleküler düzeyde nasıl meydana geldiği ile ilgili en popüler açıklamalarından biri. Ancak, bu teoriyi destekleyen kanıtların çoğu korelatiftir. Örneğin, çeşitli biyomoleküllerdeki oksidatif hasar yaşla birlikte artmakta, ancak yaşam süresini uzatan ve yaşlanmayı geciktiren kalorik kısıtlama, biyomoleküllerdeki oksidatif hasarın yaşla ilişkili artışını azaltmaktadır. Bu yaşlanma teorisinin doğrudan test edilmesi için, yaşla ilişkili oksidatif hasar artışını spesifik olarak değiştirmek ve bu değişimin ömrü nasıl etkilediğini belirlemek gereklidir.

Araştırmacılar, hayvanlar üzerinde sürdürmüş oldukları deneylerin bulgularından hareketle, insan idrarına test uygulayıp, ultra yüksek performanslı sıvı kromatografi adlı hızlı bir analiz tekniğini kullanarak, 2 ila 90 yaşlarındaki, sağlıklı 613’ü erkek ve 615’i kadın toplam 1.228 kişiden alınan örnekleri analiz ettiler. 21 yaş ve üzerindeki bireylerde, üriner 8-oksoGsn’de, yaşa bağlı anlamlı bir artış olduğunu buldular. Bu bulgu, biyobelirtecin, fizyolojik yaşın hesaplanmasında güvenilir bir gösterge olarak kullanılabilirliğini kanıtladı. Ayrıca, yaşlanmayı durdurulabilen ve “durdurulması gereken bir hastalık” olarak gören bilim insanları açısından bu gösterge, yaşlanmayı önleyici “tedavilerin” geliştirilme çalışmaları için de güvenilir bir yardımcı araç sunmakta.

Kaynakça:
– Alex Bokova, Asish Chaudhuri, Arlan Richardson, “The role of oxidative damage and stress in aging”, Elsevier, Mechanisms of Ageing and Development, Volume 125, Is.10–11.
– Jian-Ping Cai, et al.,”Urinary 8-oxo-7,8-dihydroguanosine as a Potential Biomarker of Aging”, Front. Aging Neurosci., (2018).

Yazar: Oben Güney Saraçoğlu

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here