Biyolojik çeşitlilik ana hatlarıyla oluşmaya başladığı zaman diliminin uzun olması nedeniyle fosil kayıtları yetersizdir ve bu nedenle büyük gruplar olan şubeler (filum ve divizyolar) arasında evrimsel ilişki ile ilgili çok az kanıt vardır. Mantarların fotosentetik yeşil alglerden mi yoksa doğrudan heterotrofik organizmalardan mı geliştiği bilinmemektedir. Bazı protistaların (bir hücreli ökaryotlar) çok hücreli bitki ya da çok hücreli hayvanlardan hangilerine daha yakın olduğu kesin değildir.
Yine de, evrimleşmenin ana modellerine ilişkin bilgilerimiz yeterlidir ve dolayısıyla insan tarafından yapılan herhangi bir yapay sınıflandırma sisteminin dayandığı mantıksal gruplandırma ve evrimsel ilişkiler, her zamankinden daha mantıklıdır. Yaşamın seceresi bir ağacı andırır. Az sayıda ilk dal varlığını devam ettirebildi. İlk dalların çoğu, özellikle sonraki dalların gölgesinde yok olup gitti. Bu demektir ki daha yeni grupların yarattığı rekabet ortamı, eskilerini yok olmaya sürüklemiştir.
Bu yetersiz analoji, evrimsel ağacın başka türlü ilginç yönlerini açıklamaya yardımcı olur: birçok büyük grup, zamanımızda ortadan kalkmıştır; daha eski gruplar daha az yaşayan türe sahip olma eğiliminde iken, daha yeni gruplar genellikle daha fazla çeşitlilik gösterirler.
Bugün yaşayan organizma çeşitlerinin (sürekli gelişmiş formlar) yavaş ve durağan bir görünümde olduğu şeklindeki bir zamanların popüler görüşü, tamamen yanlıştır. Sınıflandırma için toplanmış olan organizma kolleksiyonları, belirgin olarak daha yeni şubelere doğru bir eğilimi gösterir. Bu asimetrinin mantıksal grupların oluşturulmasını nasıl etkilediğini göreceğiz.
Ana organizma grupları arasındaki akrabalık ilişkilerinin ihmal edilmesi, tüm canlıları alem denen birkaç büyük kategorinin birine ya da diğerine dahil etmeye yönelik eski çabaları asla engellemez ve bugünde devam eden bu çabaların öyküsü, doğayı, uygun ve kullanışlı bir sistem içerisine yerleştirmenin ne kadar zor olduğunu göstermektedir.
En eski ve en yaygın kullanılan sınıflandırmalardan biri, yalnız iki alem tanımlar- biri bitkiler alemi (Plantae) ve diğeri hayvanlar (Animalia) alemidir. Genellikle alışkın olduğumuz organizmalar sınıflandırıldığında bu iki alem sistemi iyi işlemiştir. Söz konusu olan küf ya da süngerler olunca iş biraz daha zorlaşır. Bunların her ikisi genel hayvan ya da bitki tanımına tam olarak uymamaktadır. Çoğu biyolog yakın bir gelecekte dikkatlice bakıldığında klorofili olmamasına rağmen ekmek küfünün kesinlikle hayvanlardan çok bitkilere benzediğine inanmıştır. Öte yandan hareketsiz yaşam biçimlerine karşın, süngerlerin de bitkilerden ziyade hayvanlara daha çok benzediğine inandırmıştır.
Bakterilerin çok temel bir biçimde diğer birçok canlı formlarından farklı olduğu elektron mikroskobunun icadı ve hücresel yapı ile ilgili daha ayrıntılı çalışmaların yapılması ile açığa çıktı. Diğer tüm organizmalar ökaryot iken bakteriler prokaryottur. Bakteriler alıştığımız gibi bitkiler alemi içine alınmasına karşın, bu sınıflandırma günümüzde kabul görmemektedir.
Evrimsel ilişkiler, geleneksel olarak yapısal, kimyasal ve gelişimsel benzerliklerden çıkartılmıştır. Şimdi artık doğrudan gen nükleotit dizilerinin karşılaştırılması da olasıdır. Tüm canlılar (virüsler hariç) ribozom içerdiklerinden, ribozomal RNA’yı kodlayan diziler, alemler arası karşılaştırmalarda en sık kullanılan diziler olmuştur.
Teoriye göre en azından, iki türün rRNA’ları arasındaki fark ne kadar büyük ise, en son ortak atalarından bu yana geçen zaman o kadar fazla olmuştur. Diğer filogenetik karşılaştırma yöntemleri ile olduğu gibi, dizi karşılaştırmalarının doğrudan uygulanması ile yapılan deneyler birçok sorunun ortaya çıkmasına neden olmuştur; ancak yine de dizi karşılaştırma teknikleri, evrimsel sürecin nasıl işlediği konusunda büyük katkılar sağlamışlardır.
Geleneksel bitki/hayvan ayırımının diğer önemli bir revizyonu, geleneksel olarak bitki olarak kabul edilen fungusların (mantar, küf ve akraba grupların) birçok temel özellik bakımından bitkilerden farklı olduğunun anlaşılmasıdır. Birincisi, mantarlar fotosentetik değillerdir: gerçekten, mantarlar heterotrof olduklarından bitkilerden çok hayvanlara benzerdirler. İkincisi, temel hücre çeperi bileşeni selüloz olmadığından, hücre çeperinin kimyasal yapısı bakımından bitkilerden farklıdırlar. Üçüncüsü çok hücreli değillerdir (hem bitki hem de hayvanlardaki gibi); mantarların bitişik hücreleri arasında bir bölme varsa, bu bölme tam değildir ve dolayısıyla sitoplazma dağılmıştır. Kısaca mantarlar, ayrı bir evrimsel gelişim gösterir gibidir ve dizi karşılaştırmaları bu görüşü tamamen doğrular. Dolayısıyla, mantarları Fungi adıyla ayrı bir alem olarak kabul edeceğiz.

Mantarları Fungi şeklinde ayrı bir alem olarak ayırmak, üç farklı beslenme biçimini kullanma açısından -bitkilerce yapılan fotosentetik ototrofluk, mantarlarca yapılan absorblamaya dayalı heterotrofizm ve hayvanlarca yapılan ingestiv (yeme ile alma) heterotrofizm- düşünüldüğünde, yüksek organizasyonlu canlıların üç dallı evrimleşmesini anlamayı kolaylaştırır.
Zoologlar tarafından sık sık kullanılan Protozoa adlandırması, hayvan ve bitki olarak ayıran sınıflandırma yöntemini kullanan kişiler için sorun olmuştur. Bu durum özellikle Flagellata olarak bilinen protozoanlar için geçerlidir. Bu canlıların “hayvan benzeri” canlılar olarak nitelendirilmesinin temel sebebi kamçılı olmasıdır. Ancak, Euglena gibi bazı çeşitleri klorofil içermeleri ve fotosentez yapmaları anlamında kesinlikle bitki olarak alınmalıdırlar.
Böylesi organizmalar nasıl sınıflandırılabilir? Olasılıklardan biri, bu formlardan klorofil bulunduranları bitki, bulundurmayanları hayvan olarak kabul etmek şeklinde bir kurala göre sınıflandırmaktır.
Varsayılan kurala göre sınıflandırıldığında, çok yakın akraba olan renkli ve renksiz formlar, farklı alemlere yerleştirileceklerdir. Ayrıca, hem yeşil renkli hem de renksiz alttürleri olan kamçı lı türleri vardır. Önerilen kural bu gibi formların sınıflandırılmasında yetersiz kalır ve modern taksonominin amaçlarına -evrimsel akrabalıkların yansıtılmasına- ters düşer.
Seçilen kriter ne olursa olsun, birhücreliler düzeyinde bitki ve hayvanlar arasında net bir ayrım yapmak olanaksızdır. Bunun nedeni açıktır: birhücreli organizmalar (ve bazı çok hücreliler), özellikle “bitki” ya da “hayvan” olarak isimlendirmenin anlamsız olduğu evrimsel bir evrededirler -doğanın yasaları insanların yüzeysel gruplandırmalarını zorla kabul etmez. En alt evrimsel seviyelerde, bitki ve hayvanlar arasındaki ayırım için şu söylenebilir: bitkiler, bitkileri çalıştığını söyleyenlerce (botanikçiler) çalışılan canlı varlıklardır ve hayvanlar, hayvanları çalıştığını söyleyenlerce (zoologlar) çalışılan canlı varlıklardır. Bu ayırmanın ima ettiği gibi, tuhaflık bunun esas olarak çok duyarlı olmasıdır. Birhücreli yeşil kamçılılar hem bitki hem de hayvan olarak sınıflandırılmaktadır. Çünkü, yeşil kamçılılar hem botanikçiler hem de zoologlar tarafından çalışılmaktadırlar ve botanikçiler alg olarak, zoologlar ise protozoanlar olarak isimlendirmektedirler.
Ancak, protozoanların bir grubunun üyeleri, herhangi bir diğer organizma çeşidinden belirgin olarak farklıdırlar. Sitolojik kanıtlar ve şimdi sekans analizleri ile belirgin olarak ortaya konmuş olan birhücreli organizmaların üç farklı grubunun -archeamoeba, metamonodlar ve mikrosporidialar- her birinin ayrı bir alem içinde sınıflandırılacak kadar ayrı olduğunu ortaya koymaktadırlar. Bu mitokondri, endoplazmik retikulum ve golgi aygıtları yok fakat gerçek bir çekirdeğe sahiptirler. Büyük bir olasılıkla bu organizmalar en ilkel ökaryotların kalıntılarından ayrı bir dal olarak ayrılmışlardır. Bunları n, Archeozoa ismi ile ayrı bir alem olarak alınması yaygınlaştığından, biz de bu sınıflandırmayı izleyeceğiz.
Geriye kalan birhücreli ökaryotlar ve ilkel çok hücreliler, son zamanlarda daha fazla destek alan alternatif bir gruplandırma olarak öykaryot Protista adı altında, ayrı bir alem halinde tanımlanmasıdır. Bu alemin sınırları değişik sınıflandırmalar arasında büyük farklılıklar göstermektedir. Bazı sınıflandırmalarda Protista alemi birhücreli organizmaları (Monera dahil ya da hariç) içermektedir. Diğer sınıflandırmalarda, mantarları ve çok hücreli algleri içermektedir. Başka bir deyişle, Protista, bazen, tüm yaşamları boyunca bir hücreli olan organizmalarla sınırlıdır. Bazen vücut hücreleri birbirlerine göre farklılaşma göstermeyen bitki benzeri tüm organizmları içerecek şekilde genişler. Bu durumda Protoctista ismi kullanılabilir.

Tüm sorunlu formlar Protista adı altında ayrı bir küme olarak toplandığından, Prostista’nın her iki kullanımı, bitki ve hayvanlar arasında açık bir ayrım yapma avantajını sağlamaktadır. Ancak, protistaları bir hücreli alglerle sınırlı tutan ilk kullanım, birhücreli algleri, yakın akraba diğer çok hücreli alglerden ayırır. Bütün algleri Protista alemi içinde sınıflandırmak, yalnız biryofitleri ve iletim demetli bitkileri bırakır. Bu yaklaşım, botanikçiler tarafından kabul edilmektedir. Ayrıca bu, yakın akraba olmayan tüm grupları -Paramecium gibi silli protistalar, Euglena gibi kamçılı protistler, cıvık mantarlar ve kahverengi algler- kombine gittiğinden, Protista, filogenetik olarak anlamsız bir gruplamadır.
Özet olarak, Protista’nın her iki kullanımı, iki sistemli sınıflandırmanın doğasında bulunan bazı sorunlara benzer problemler getirir, hatta her ikisi yeni sorunlar doğurur. Çözüm büyük bir olasılıkla protistleri üç ya da dört aleme ayırmak olacaktır. Protista şeklinde alındığında, bu sistem iki şekilde açıklanabilir: Protistler, bitkiler, hayvanlar ve mantarların öncüllerini içeren, gerçek üç ayrı grup olarak kabul edilebilir ya da protistler diğer ökaryotik alemler bağımsız şekilde oluşmadan önce ayrı bir dal olarak oluşmuşlardır. İkinci senaryo dizi analizleri ile en iyi şekilde desteklenenidir. Kahverengi algleri (kahverengi alglerin karakteristiği olan oldukça farklı bir kloroplast ve klorofil c içeren diğer ökaryotik organizmaları) Chromista denen ayrı bir alem olarak almak konusunda artan bir eğilim vardır; dolayısıyla büyük bir zorluğu çözmektedir.
Aynı şekilde, cıvık mantarları ayrı bir alem olarak almak için kanıtlar vardır. Fakat yaklaşımımız, daha fazla kullanışlı veri edilene kadar, cıvık mantarları Protista’ya dahil etmek olacaktır (bazıları cıvık mantarları Fungi alemine dahil etmelerine karşın, dizi analizleri bu ilişkilendirmenin olası olmadığını gösterir). Kırmızı algler ve süngerler, bitki ve hayvan alemlerinin diğer üyelerine oldukça uzak akrabadırlar. Sırasıyla, ayrı alemler olarak almak uygun olabilir.
Bu tartışmanın başlangıcında söylediğimiz gibi, sınıflandırma sistemleri, ideal olarak uygun gruplamalar yapmak ve evrimsel akrabalıklara işaret etmek gibi iki amaca hizmet eden yapay insan düzenlemeleridir. Günümüz filumlarının evrimleşmeleri ile ilgili temel evrimsel modellere tekrar baktığımızda, sekiz alem sistemini (ya da diğer bazı modelleri) katı bir evrimsel yaş temelinde kanıtlamaya çalıştığımızda, yakın zamanda evrimleşen çeşitliliğin baskınlığına yönelik kaçınılmaz eğilimin (kaçınılmaz çünkü daha yeni formlar kendisinden eski formları yok olmaya sürüklemişlerdir) sorunlar yarattığını görebiliriz.
Bu yaklaşımla, bazıları tarafından savunulmasına karşın, alışılan yöntem, evrimsel yaşa karşılık gelen, çağdaş çeşitliliği vurgulayan bir yolu izlenmesi daha olası olmuştur. Sezgisel olarak (ya da belki estetik olarak) daha tatmin edici sonuçları destekliyor olsa da, bunun kendi içinde sorunları vardır. Bu yaklaşımın oluşturduğu alemlerin sayısı ve doğası, izlenen yolun dalları arasındaki uzaklıklara çok duyarlıdır.
Bir kez, küçük bir değişim, süngerleri hayvanlardan ayırır ya da mantarları hayvanlarla aynı gruba sokan Bu gözlemler göstermektedir ki, herhangi bir sınıflandırma sistemi bir hipotezdir ve değerli olup olmadıklarının asıl testi, bu sınıflandırmaların, evrimsel akrabalıklarla uyumlu, uygun kategoriler oluşturma amacına ne kadar iyi hizmet ettiğidir.

Kaynakça:
https://www.britannica.com

Yazar: Taner Bakan

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here