Çocuğu Bir Birey Olarak Görmek

Çocuk,

biyolojik ve psikolojik özellikleriyle bir bireydir. Büyümüşte, küçülmüş tanımlamalarının aksine tüm özellikleriyle kendini yansıtır. Yani o bir model değildir. Sermin Önder Külahoğlu, çocuğu yetişkinle kıyaslarken çocuk için; özelliklerine duyarlı ve saygılı olunması gereken, farklı bir gelişim döneminin kendine özgü varlıklarıdır demiştir.İnsanın gelişim evrelerini sınıflarsak 0-2 yaş arasını bebeklik,2-15 yaş arası çocukluk, 15 yaşından sonrasını ise ergenlik dönemi olarak ayırabiliriz. Çocuğun bu ergenlik dönemini yetiştiği, sosyalleştiği, dünyayı tanıdığı dönemin adıdır. “Ağaç yaşken eğilir.” Atasözünde de açıklaması bulan insan yetiştirme sanatı olan eğitim 2-15 yaşları arasında insan yavrusuna uygulanır.

Çocuk bu yaşlar arasında, atasözündeki istiareye uygun olarak toplumsal kodlarla donatılır. Bu kodlar ilk önce aile çevresinde çocuğa aşılanırken zamanla çevre de sosyal kültürün çocuğa belletilmesi açısından önemli görevler üstlenir. Yani çocuk bu yaşlarda yetişir, öğrenir ve uygular.

Çocuk, bebeklik çağı ile ergenlik çağı arasındaki gelişim döneminde bulunan insanlar olarak açıklanabilir.Bu bağlamda diyebiliriz ki çocukluk bir ara dönemdir. Bu ara dönemin kendine has kuralları vardır. Yani bir çocuk yetiştirirken dikkat edilmesi gereken birçok husus göz ardı edilmeden, titizlikle uygulanmalıdır. İşte burada görev ebeveyne düşer. Ebeveyn eğer kendinden sonraki nesillerin sağlıklı olması adına içinde bir şeyler hissediyorsa çocuğunun iyi bir eğitimle ancak topluma yararlı olacağını bilmelidir.

Recep NAS, “Çocuk, yetişkinin küçük bir örneği değildir.”diyerek çocuğa saygı duyulmasını istemiştir. Yani çocuğu yaş itibariyle küçümsememeliyiz. Zira onun da bir insan olduğunu ve ileride kendi çocuklarına ebeveynlik edeceğini bilmeliyiz. Biz çocuğumuza nasıl davranıyorsak bu davranış kalıbını öğrenen çocuk da ileride kendi çocuklarına benzer biçimlerde davranacaktır. Bu anlamda çocuğun bu dönemde yetiştiğini unutmamalıyız. Çocuk kendi kuralları içinde, yaratılışının tabiiliğiyle yaşayacaktır. Biz onu kendi büyüklüğümüzle değiştirmeye çalışarak tabiiliğini bozarsak ileride daha büyük psikolojik bunalımlar geçireceğini de unutmamalıyız.

“Çocuktan bir yetişkin gibi davranması beklenemez. Kendine özgüdür. Kendine özgü bir dünyası vardır. Düşünme biçimi, algılamaları farklıdır. Şu da var ki her çocuk tektir, ayrı bir bireydir; eşsiz, benzersizdir.”Bu açıdan bakarak diyebiliriz ki, çocuk orijinal olması itibariyle farklı bireysel özelliklerle donatılmıştır. Bu özelliklerini dikkate alarak ona yaklaşmalıyız. Aslında ilkönce bu özellikleri keşfetmeliyiz. Ebeveyne düşen bu görev bir insanın hayatı açısından gerçekten önemlidir.

Çocuk, kesin çizgileri belirlenemeyen, yasalar karşısında da ödev ve sorumlulukları tam olarak çizilmemiş olan dönemin bebeklik, çocukluk ve ilk gençlik çağları olmak üzere üçe ayrılır.
Dolayısıyla insanoğlunun bir döneminin adıdır. Bu dönem çeşitli çilelerle dolu olabilen, aynı zamanda eğitim açısından birçok ödevin yetiştiricilere yüklendiği dönemdir.

Ferhan OĞUZKAN, çocuk kavramını diğer kaynaklardaki görüşlere aynı pencereden bakmış fakat o daha da ayrıntılı olarak çocuğu eğitim alanında da gruplara ayırmıştır. “Anaokulu çocuğu”, ilkokul çocuğu” yahut ortaokul çocuğu” tanımlamalarını yapmıştır .Tüm bu tanımlamalar yakın geçmişin birer ürünüdür. Çocuk kavramının gelişimi, gelişen toplum yapısıyla paralel gitmektedir. Tarihsel süreçler içerisinde de bakıldığı zaman çocuğun bir birey olarak kabulü çok zor olmuştur. İşte değişen ve gelişen toplum çocuğu kabullenmekte, onun hak ettiği muameleyi yapmaya başlamıştır. Tabii yaşam koşulları bunu sadece kabullenmekle bırakmış çünkü; çocuğu birey olarak kabul eden toplum ve ailelerde ise çocuklar yükselen binalar arasında teknolojinin sosyalleşmeyi mahveden ürünleriyle baş başa bırakılmıştır.

Özellikle çocuğun kişiliğinin oluştuğu 0-6 yaş arasındaki kreş yılları, tam kendini bulmaya başladığı yıllardaki sınav maratonları ne yazık ki sevgiden, şefkatten uzak, mekanikleşmiş insanlar yetişmektedir. Bu dönemlerde kitap okumak zaman kaybına dönüşmüştür; çünkü kitap denilince akla test kitapları gelmektedir. Böylece çocuklar uzun, yorucu ve sıkıcı aynı zamanda da zihinlerini tembelliğe uğratan bir süreçten geçmektedirler.

Çocuğun varlığını kabullenenler çocuğu sınavlara hazırlarken çocuklarının çocuklarını kaybettirmektedirler. Onunla ilgilenmek, konuşmak, fikirlerini almak, doğayla, toplumla, hayvanla, çiçekle tanıştırmak gerektiğini maalesef unutmuşlardır. Ona sevgiyi, güzellikleri aşılamak gerekir.

Çocuk bir fidandır. O fidana her gün suyunu vermek gerekir. Onun dalları çok incedir, en küçük bir darbede kırılabilir, susuz kaldığında kuruyabilir, onu nereye doğru eğerseniz oraya meyillenir. Bu yüzden köklü, meyve veren bir ağaç olması için onun tüm bakımını yapmak ona sevgi vermek gerekir. Verilen her sevgiyi o da büyüdükçe çevresine cesurca verebilmelidir.

Yazar:Serpil Altunyay

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This div height required for enabling the sticky sidebar
Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views :