Diş hekimliği alanında meydana gelen gelişmeler ile beraber biyomalzemeler fazla miktarda ve farklı çeşitlerde bu alana dahil edilmiştir. Biyomalzemeler diş implantı, diş dolgu maddesi ya da diş dokusunun yeniden oluşturulması işlemlerinde etkin bir şekilde kullanılır.
*Diş Dolgu Malzemeleri
Diş çürüğü dünya üzerinde en sık görülen enfeksiyon hastalığıdır. Travmatik nedenler ya da diş çürükleri nedeniyle zarara uğramış olan dişin sert dokularını yeniden onarmak için birçok farklı dolgu malzemesi günümüzde kullanılmaktadır. Arka diş restorasyonunda amalgam ismi verilen bir alaşım sık sık kullanılan bir dolgu malzemesidir. Bu malzeme tıp sektöründe 100 yılı aşan bir geçmişe sahiptir. Gümüş, bakır, çinko ve kalaydan oluşan amalgam tozu civa ile karıştırılırsa dişler için uygun olan sertlik ve dayanıklılıkta bir malzeme oluşturur. Civa içermesi ve estetik olmaması şeklinde bir takım olumsuz özellikler taşımaktadır. Günümüzde amalgamın içerdiği civa düzeyinin çevresel etkisi üzerinde durulmaktadır. Doğa için zararlı bir atık olan civa Kuzey Avrupa Ülkelerinden bazılarında amalgamın kullanımını büyük oranda kısıtlamış durumdadır. Tüm tartışmalara rağmen amalgamda bulunan civanın düzenli bir toksik etki oluşturduğu ve diş dolgusu alanında riskli olduğu kanıtlanmış değildir.
Kırk yılı aşkın bir süredir dişin doğal rengindeki bir takım estetik dolgu malzemelerinin oluşturulması için üstün bir yüksek bir çaba harcanmaktadır. Bu tür malzemelerin günümüzde en kullanışlı olanı Bis-GMA (Bisfenol A-Glisidil Dimetakrilat) temel organik maddesini içeren cam yapılı dolgu parçacıklarının katılması ile hazırlanan ve kompozit rezin ismi ile piyasaya sürülmüş bulunuyor. Bu dolgu malzemeleri kompozit bir yapıdadır ve yapısında barındırdıkları başlatıcılar sayesinde 460 nanometre dalga boyunda olan görünür ışık ile kıs bir zamanda polimerleşerek sertlik kazanabilirler. Fakat polimerleşme işleminin sonucunda malzeme çoğu zaman büzülebilmekte bu durum dolgu kenarlarında mikro boyutta açılmalara sebep olmaktadır. Kompozit dolgu malzemeleri araştırmalarında gelecek yönünde en büyük hedef büzülmeyen ve hatta genleşebilen bazı monomerlerin geliştirilerek tıp hizmetine sunulmasıdır. Bu alanda yapılan bir takım deneysel çalışmalar ilerleme kaydetmekte fakat ticari anlamda ecza piyasasına sunulmasından çok uzaktadır.

Ormoser adı verilen dolgu malzemesi polimerizasyon büzülmesinin çok az olduğu ve organik anlamda yapısı değiştirilmiş olan seramiklerdir. Ormoser kompozit dolgu malzemesi inorganik ve organik kopolimerler dolgu parçacıkları içerir.
Hem ön hem de arka taraftaki dişlerin restorasyonunda kullanılabilme özelliği olan estetik kompozit rezinler günümüzde yaygın olarak kullanılan bir diğer dolgu malzemesidir. Dayanıklı ve sert malzemelerdir. Bir takım yapıştırıcı malzemeler ile dişin yapısında bulunan mine ve dentin dokulara mekanik bir şekilde bağlanırlar. Bu bağlantıyı kolay bir hale getirmek için dişin mine dokusuna işlem öncesi fosforik asit uygulanır. Uygulanan bu fosforik asit minenin yüzeyinde girinti ve pürüzler oluşturarak demineralize eder. Sonrasında yapışkan malzemeler uygulanarak girintilere sızması ve bu sayede bağ oluşturması sağlanır. Kompozit dolgu malzemesinin mine ile kurduğu bağ dirençli bir özellik gösterir. Bu bağlanma başarısına karşın dentin, gerek su içermesi gerekse organik olan içeriğin fazla olması sebebiyle dolgu kompozitlerinin bağ kurması için elverişli olan bir doku değildir. Günümüzde geliştirilmiş olan çift fonksiyon özellikli yapıştırıcı malzemeler sayesinde dentinin nemli olması halinde bile başarılı sonuçlar alınmıştır. Bu yapıştırıcılar hidrofilik (suyu seven), hidrofobik (suyu sevmeyen) bir takım gruplara sahiptirler.

Elde edilen son gelişmeler sayesinde mine ve dentin dokusuna önceden asit uygulaması yapmadan doğrudan asidik bir yapıştırıcı ile bağlanması mümkün bir hale gelmiştir. Bu türden bir uygulamanın işlem basamaklarını azalttığı konusunda uzmanlar hemfikir görünmektedirler. Diş hekimlerine cazip gelmesinin nedeni, basitleştirilmiş ve tek uygulamalı ürünleri kullanımayı tercih etmeleridir. İleriki yıllardan tıp bilimin hedefi ise hiçbir yapıştırıcıya gerek olmaksızın diş mine ve dentin yapısına kendiliğinden bağlanan yeni bir dolgu malzemesi geliştirmektir.

*Diş İmplantları
Günümüzde insanlarda en sık uygulanan cerrahi işlem hiç şüphesiz diş çekimi işlemidir. Bütün dişleri sökülmüş olan kişilere tam protez işlemi yapılırken birkaç dişi eksik olan kişilere takılıp çıkarılamayan, sabit ya da hareketli protezler uygulanır. Sabit tipte olan protezler şüphesiz hastalar tarafından daha çok tercih edilir. Fakat arka dişler bulunmadığı zaman ya da dişsiz bölge çok geniş olduğu durumda dayanak noktası olmayacağından sabit protez uygulanamamaktadır. Bu tür durumlarda çene kemiklerinin üzerine ya da içine yerleştirilmiş olan implantlar sonradan uygulanacak bir takım protezlere dayanak noktası oluşturur. Diş implantları periost altına yerleştirilen ve kemik içine yerleştirilen implantlar olmak üzere iki temel başlıkta incelenebilir.

1. Subperiosteal (Periost Altına Yerleştirilen) İmplantlar
Tamamen ya da kısmi olarak dişsiz olan çenelerde kullanılırlar. Kök ya da plaka biçimindeki kemik implantlarının yerleştirilmesine elverişli kemik kalınlığı olmadığı zaman bu implant türleri tercih edilir. Periost (diş etrafındaki dokular) altı implantlar krom, kobalt, molibdeb karışımlarının birleşiminden oluşan alaşımlardan meydana gelir. Bu implantların uygulama işlemlerinden önce kemik yüzeylerinin ölçüleri alınır ve bilgisayarda geliştirilen özel bir programlarla modellemesi yapılır. Kemik üstüne oturtulan bu implantların üstü tekrar periost ile kaplanır. İmplant üstünde bulunan özel bazı çıkıntılar sonradan uygulanacak olan protez ile bağıntıyı sağlayıp protezin sabitlenmesine olanak sağlar.

2. Endosteal (Kemik İçi) İmplantlar
Bu implantlar kemiğin iç dokusuna yerleştirilmekle beraber iki şekilde olabilmektedirler: plaka tipi, kök tipi.
*Periodontal Rejenerasyon
Diş eti alveol kemiği, sement, periodontal, ligament’ten oluşan ve dişi destekleyen yapılar bütününe periodonsiyum denir. Bu karmaşık yapıya etki eden hastalıklara da periodontal hastalıklar denir. Periodontal hastalıklar sebebiyle periodonsiyumun zarar görmesi ve akabinde dişlerin dökülmesi hem işlevsel hem de estetik anlamda çok büyük bir problem oluşturur. Geleneksel olan periodontal tedavinin sonrasında klinik anlamda diş etinin bir miktar çekilmesi, ataçman kazancı izlenmiş ve cep derinliğinde azalma görülmüş sonuç olarak periodontal dokuların tekrar oluşturulmasından çok onarım işleminin gerçekleştiği gözlenmiştir. Fakat uygulanan tedaviler sonrasında ulaşılmak istenen temel nokta kaybedilmiş olan periodontal desteklemenin tekrar elde edilmesi ve hasar görmüş dokunun yeniden şekillenmesi, yani periodontal rejenerasyondur. Diş eti dokusunun yeniden oluşturulması anlamına gelir. Bu hedefle yönlendirilmiş olan doku onarım tekniği, kemik yamaları ve her geçen gün gelişen biyomalzemeler kullanılmaktadır.

YDR (yönlendirilmiş doku rejenerasyonu) uygulamasında zar epitel dokusu bariyer olarak kullanılarak köke doğru büyümesi engellenir ve rejenerasyon için gerekli olan periodontal ligament hücrelerinin yenilenme ve onarım alanında çoğalmaları sağlanır. Bu amaçla vücut içerisinde parçalanarak yok olabilen ya da yok olamayan kullanılmaktadır. Vücut içerisinde parçalanarak yok olabilen zarlara rezorbe olmayan zarlar denir. Rezorbe olmayan zarlardan en çok kullanılanı politetrafloroetilen (PTFE)’dir. PTFE’nin titanyum kullanılarak güçlendirilmiş olanları bariyerlerde daha geniş bir alana ihtiyaç duyulduğu zaman kullanılmak için geliştirilmiştir. PTFE’nin yanında, yarı geçirgen ve çok ince bir yapıda olan silikon bariyer kullanılabilmektedir. Emilen zarlara oranla emilmeyen zarların en büyük dezavantajı zarı ortadan kaldırmak için bir operasyona gerek duymasıdır. Kollajen temelli olan zarlar emilen zarlar içerisinde en temel olarak kullanılan gruplardandır. Tip1 ve Tip3 kollajenleri sığır veya domuz tendonlarından elde edilir.

Diş eti dolgusunun tekrar yapıştırılması için YDR( yönlendirilmiş doku rejenerasyonu) tekniğinin ve kemik yamalarının uygulanmasının yanında başka bir yaklaşım da, kök gelişimi esnasında meydana gelen bir takım olayları taklit etmektir. Emdogain bu amaçla kullanılan mine matris proteinidir.

Kaynakça:
https://pocketdentistry.com/4-biomaterials-for-dental-implants/

Biyometerial for dental implants: An Overview

Yazar: Taner Tunç

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here