Evrenin Sonu

Mükemmel düzgünlükte bir büyük patlama kabul edilemez. Dalgalanmalar büyük patlamanın ayrılmaz bir parçasıdır. Yoğunluk dalgalanmaları kozmik zamanın eşiğinde yaratılmışlardır. Aradan geçen milyarlarca yılda modern evrenin yapısına yol açan sapmalar ortaya çıkmış olmalıdır. Evrende gözlediğimiz karmaşık yapıya yol açan evrimi işte bu düzensizliklere borçluyuz.
Gözlenen 2.73 derece Kelvin sıcaklığında hemen hemen mükemmel bir kara cisim tayfı veren kozmik mikrodalga fonu evrenin erken ve sıcak dönemlerine tanıklık etmektedir. Mikrodalga fonunun varlığı kozmoloji uzmanlarını, büyük patlama teorisini ilk tekillikten 10^-42 saniye sonrasına kadar götürebilmek için cesaretlendiriyor. Bu şimdilik çok az anlaşılan kuantum kütle çekimi teorisi yerine klasik fizik ilk olarak geçerli olmaktadır. Elemanter parçacıkların temel ölçeklerinin Schwarzschild yarıçaplarıyla aynı mertebede olduğu bu dönemde kuantum dalgalanmaları kaçınılmaz olarak vardı. Bu dalgalanmaların ölçeği, büyük patlamadan 10^-35 saniye sonra gerçekleşen şişme yoluyla genişleme dönemine mikroskopik ölçekten mikroskobik ölçeğe çıkacak şekilde desteklenmiştir. Daha sonra bu dalgalanmalardan bütün yapılar meydana gelmiştir.
Büyük patlamadan bir milyon yıl sonra ışınım alanı plazma üzerindeki baskısını sona erdirince sis dağıldı. Bu andan sonra dalgalanmalar büyümeye başladı ve zamanla ilkel galaksilere dönüştüler. Sonunda bu ilk plazmanın nötrleşmesi hidrojen atomlarının büyük bulutlar halinde biraraya gelebilmelerine olanak verdi. Bu bulutlar da ilk galaksilerin ataları oldular. Böyle bir modelin sınamakta kullanılacak en iyi yöntem, modelin kozmik fon ışınımındaki sıcaklık dalgalanmalarını ne kadar sağlıklı öngördüğüne bakmaktır. Sözü edilen model, kozmik fondaki belli belirsiz düzensizliklerle ilgili en son ölçümle şaşılacak ölçüde yakın öngörülerde bulunmaktadır. Kozmik mikrodalga fon ışınımındaki düzgünlük, evrenin ilk dönemlerindeki homojenliğin göstergesidir. Daha dalgalanmaların az çok beklenen düzeyde bulunmasıdır. COBE uydusu, 10 derecelik açısal ölçeklerde ve 30 mikrokelvin, yani kozmik mikrodalga fonunun ortalama düzeyinin yüz binde biri düzeyinde sıcak ve soğuk noktaların varlığını keşfetmiştir. Büyük patlamadan bir milyon yıl sonra evrenin hemen hemen tamamen-ama tam değil –homojen olduğu sonucuna varılmıştır. Evrenin ilk dönemlerinde genlikleri yaklaşık 10^-5 olan küçük yoğunluk dalgalanmaları vardı. Bu dalgalanmalar, kütleçekimsel kararsızlıkların büyümesi sonucu günümüzde gözlediğimiz galaksileri oluşturmak için (2! hata payı ile) tam olarak yeterli düzeydeydi. Kozmoloji uzmanlarının şu andaki görüşü budur.
Şimdi astronomlar kozmik ateş topundaki dalgalanmaların daha küçük açısal ölçeklerde bir haritasını çıkarıyorlar. Yalnızca birkaç derecelik ya da daha küçük açısal ölçeklerde haritaya çıkarılabilirse, buradan galaksi dağılımlarında gözlenen büyük ölçekli yapıların tohumlarını bulmayı ümit edebiliriz. Önümüzdeki on yılda, ilk dalgalanma genliklerinin ölçekle nasıl değiştiğini bulabilmeliyiz. İlke olarak, soğuk karanlık maddeyi sıcak karanlık maddeden, adiyabatik dalgalanmaları entropi dalgalanmalarından ve açık bir evreni kritik yoğunluktaki bir evrenden ayırabilmeyi ümit edebilmeliyiz. Tüm bu kozmoloji seçenekleri gökyüzünde silinemez izler bırakır.
Eldeki veriler yüksek kaliteli olduğu sürece, bu izlerin farkedilmemesi olanaksızdır. Bununla birlikte çözüm hemen kendini göstermez. Çabalarımız, “kirli cam etkisi” tarafından engellenir. Galaksimiz mikrodalga frekanslarında tam anlamıyla geçirgen değildir. Aradığımız sinyalin yüzde onu düzeylerine ulaşan, tozdan kaynaklanan ışınım, sinkrotron ışınımı ve yıldızlararası madde kaynaklı “bremsstrahlung” ışınımı ile boğuşmak durumundayız. Galaksimizden kaynaklanan bu bulanıklığın giderilebilmesi için araçların duyarlılıklarının geliştirilmesi, daha geniş frekans bandı kullanımı ve gökyüzünün daha geniş bir bölgesinin gözlenmesi akla ilk gelen yöntemlerdir.
Şu anda evrenin evrimi ve büyük ölçekli yapıların kaynağı konusundaki fikirlerimizin geçerli olup olmadığının kanıtlanabilmesi için bir sınırdayız. Büyük bir hızla, arkeoloji gibi saygın bir bilim olma yolunda yürüyen kozmoloji, şu sıralarda altın çağını yaşıyor. Uzak geçmişin daha iyi anlaşılabilmesi için yeni yeni yöntemler geliştiriyor. Belki de önümüzdeki on yıl içinde ilk yoğunluk dalgalanmalarının genliklerinin ölçeğe göre dağılımının haritasını çıkarabilirsek, önümüzdeki evrim yolunun da şifresini çözmeyi başarabiliriz.
Sonumuzun dondurucu soğuklukta bir sis ya da evren yeniden çökmeye başlarsa kızgın bir pelte, çökmezse sürekli genişleyecek karanlık bir boşluk olacağı söylenmiştir. Ünlü kozmoloji uzmanı Steven Weinberg bu konudaki düşüncesini şöyle dile getiriyor: “Evren ne kadar fazla anlaşılabilir olursa o kadar fazla amaçsız görünüyor”. Bütün kozmoloji uzmanları bu depresif görüşü paylaşmıyorlar. Çünkü sonsuz uzaklıktaki bir gelecek için bile sonsuz bilgi beklentisi vardır. Freeman Dyson, hissedebilen varlıkların, günümüzden yaklaşık 10^32 yıl sonra gerçekleşecek olan proton bozunmasında bile varlıklarını sürdürebileceklerini tartışmaya açıyor. İyimser olmak için nedenlerimiz var. İğne ile kuyu kazar gibi biriktirilen evrenin bilgi içeriği, gelecekteki büyük çökmeden varlığını sürdürerek çıkabilir ve başka bir büyük patlamadan kendi küllerinden yeniden doğan Phoenix gibi yeniden doğabilir.
Bu spekülasyonlar konusunda zekice eleştiriler yapabilmek için şu andaki bilgi birikimimiz yetersiz görünüyor. Şimdi, yeni yeni yerli yerine oturan büyük patlama teorisinin basitliği ve mucizevi güzelliğine şaşırma ve bilgi açığımızı kapatacak olan gelecekteki keşifler için umutla bekleme zamanı.

Kaynakça:
www.space.com

Yazar: Taner Tunç

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This div height required for enabling the sticky sidebar
Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views :