Kozmologlar, evrene bakış açılarını asırlar boyunca evrenin temel doğasına kabul ettirmeye çalıştılar, çağdaş astronomlar da bu konuda bir istisna değil. Yirminci yüzyılda galaksi dışı evren keşfedilmeye başlandığında kozmologlar, kendilerini evrenin nasıl olması gerektiği konusundaki görüşlerini birleştirmek zorunda hissettiler. 1931 yılında bir matematikçi ve teolog, aynı zamanda da Birmingham’ın Anglikan Piskoposu olan Ernest Barnes başka şeylerin yanı sıra, doğanın sonsuz evrenden nefret ettiğini öne sürdü. Yıllar sonra, kara delik kavramının babası olan fizikçi John Archibald sonlu evren kavramını tartışarak bu görüşü yeniden gündeme getirdi. Albert Einstein’le başlayan diğerleri de Platon’un evrenin bir merkezi olmaması ve evrende tercihli bir yön bulunmaması gerektiği yönündeki fikirlerini kabul ettiler. Bu varsayımlar ancak kozmolojinin en temel konularının modern astronomi verileri kullanılarak yeniden tayin edildiği son yıllarda sınanabilmiştir.

Kozmolojinin İlkeleri

Bir astronomun hem uzayda, hem de zamanda uzak olan cisimleri incelemesi kaçınılmazdır. Işık bir saniyede 300 000 kilometre, bu da bir yılda ortalama on bin milyar kilometreye denk düşer. En yakın yıldız olan Proxima Centauri dünyadan 4.2 ışık yılı kadar uzaktadır, bu nedenle biz bu yıldızın yaklaşık dört yıl önceki halini görürüz. Samanyolu Galaksimizle karşılaştırılabilecek büyüklükteki en yakın galaksi olan Andromeda Galaksisi ise iki milyon ışık yılı uzaklıktadır.
Biz, çıplak gözle karanlık bir gecede görülebilen bu yıldız topluluğunun, henüz yeryüzünde insan ırkının ortaya çıkmadığızamanardaki halini görüyoruz. Büyük bir teleskop bizi yaratılışa doğru götüren bir zaman makinesidir. Modern bir teleskopla, ışığın Güneşimizin bile henüz yaratılmamış olduğu beş milyar yıl önce çıktığı bölgeleri inceleyebiliriz.
Bir kozmolog için yaratılış konusu kaçınılmazdır .
Evrenin yaratılışının, zihnimizde canlandırabileceğimiz üç olasılığı vardır:
1 . Başlangıç, fiziksel bilimlerce açıklanamayacak tekil bir durumdu.
2. Başlangıç, düşünülebilecek en basit ve kalıcı durum gelecekteki evrimin tohumlarını kendi içinde barındırıyordu.
3. Evren sonsuz yaşlıydı ve değişmiyordu.
Bilimsel araçların sınayabileceği seçenekler olan son iki olasılığı birbirinden ayırmaya çalışabiliriz. Kozmolojiye yaklaşımı sınayabilmek için, evrenin başlangıçtaki durumunu tanımlayan doğru fizik yasalarına gereksinmemiz vardır.
Bir bilim adamı, evreni incelemeye başlarken, yerel olarak laboratuvarda sınadığı fizik yasalarının tüm evrende geçerli olduğunu varsayar. Bu anlamda evreni inceleme bilimi olan kozmoloji, yerel olarak ispatlanmış olan fizik yasalarının uzay ve zamanın uzak bölgeleri için genelleştirilmesi sonucu ortaya çıkmıştır. Bu bölgelerdeki cisimler ve olaylar, çağdaş astronomi teknikleri kullanılarak incelenebilir. Beklentilerimizin tersine, eğer bu teknikler, lisede öğrendiğimiz fiziğin evrensel olarak uygulanamadığını ispatlarsa, o zaman bilimadamları yerel olarak bildiğimiz fiziğe dönüşebilen daha karmaşık bir fizik keşfetmeye çalışacaklar. Bir evren teorisinde aranan en önemli özelliklerden biri, yeterince büyük ölçeklerde basit olmasıdır. Fizik ve matematikteki en başarılı teoriler her zaman en basit olanlardır.
Gökyüzünü Atlas’ın sırtında taşıdığı iddiası bile çağdaş gök küre kavramından daha fazla sayıda varsayım gerektiriyor. Bu kavram, tabii ki, Güneş’in kütle çekimi alanında dolanan gezegenlerin yörüngelerinin, pek çok meteorda olduğu gibi Dünya yüzeyine düşmelerini engellemeye yeterli olduğu kavramıdır. Başarılı bir teorinin basitliği hakkındaki bu düşünceler, evrenin bir modelini yapabilmemiz için bir rehber görevi üstlenecek basit bir ilkede odaklaşır. Bu kozmoloji ilkesi evrenin ortalama olarak her yerden aynı göründüğünü yani izotropik olduğunu anlatır. Bu ilke, Dünya’nın evrenin merkezi, ya da tercihli bir konumda olmadığı yönündeki Copernicus görüşünden kaynaklanmıştır. Eğer evren herhangi bir noktadan bakıldığında yerel olarak izotropik ise, uzay bakımından da tek biçimli olmalıdır. Durmakta olan sabit bir gözlemciye göre kozmoloji ilkesi evrenin yaklaşık olarak izotropik ve homojen olduğunu ifade eder. Çağdaş kozmolojinin temelin sayılabilecek olan kozmoloji ilkesinin bu özel biçimi gözlemlerce de desteklenmektedir.
Kusursuz kozmoloji ilkesi adı verilen daha kuvvetli bir uyarlama, daha da ileri gidiyor: evren, bütün noktalardan ve her zaman aynı görünür. Başka bir deyişle, hiçbir şekilde evrim gerçekleşmiş olamaz: evren, en azından yeterince uzun zaman üzerinden ortalama alındığında her zaman aynı dununda görünmüş olmalıdır. Bu anlamda, kusursuz kozmoloji ilkesi, evrende çok farklı geçmiş ve gelecek durumlarını olasılık içinde sayan, daha zayıf olan uyarlamasıyla bir çelişki içindedir. Kusursuz kozmoloji ilkesi, durağan evren teorisinin tohumlarını atmıştır.
İncelenebilecek yalnızca tek bir evren olduğu için diğer bilim dallarından farklı olarak, kozmoloji bilimi eşsizdir. Parametrelerden birini eğip bükerek, bir diğerini hokkabazlıkla değiştirerek üzerinde deney yapabileceğimiz bir başka sistem elde edemeyiz. Karşılaştırmada kullanılacak bir başka evren olmadığından ya da biz onu bilmediğimizden, evrenimizin ne kadar eşsiz olduğunu kestiremeyiz. Evren, gözlenen ve gözlenebilecek her şeyi temsil ettiğinden başka bir evreni çok az bir süreyle ele olsa görebilme umudumuz yoktur.
Bununla birlikte, başka olası evrenleri düşleyebiliriz. Birisinin, içinde hiç galaksi, yıldız ve gezegen olmayan bir evreni olabilir. Böyle bir evrende insanın ela bulunamayacağını söylemeye tabii ki gerek yok. Dünya adlı gezegende bir tür olarak bizim gelişmiş olmamız, evrenin olası evrim yollarını ciddi bir biçimde sınırlandırıyor.

Kaynakça:
www.space.com

Yazar: Taner Tunç

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here