Gümrük Birliği Hakkında Önemli Bilgiler

Avrupa Birliği’nin temelleri II. Dünya Savaşı sonrasında Amerika Birleşik Devletleri’nin bir benzerini kurma fikriyle atılmıştır. İlk kurulduğu dönemde Avrupa Çelik Kömür Ortaklığı olan bu birliktelik sadece 6 adet kurucu üyenin bir araya gelmesiyle oluşmuştur. Dışarıda kalmayı tercih eden İngiltere ya da daha doğru bir ifadeyle Birleşik Krallık, işlerin bu devletler açısından son derece olumlu gittiğini görünce Birliğe üye olmak istemiş ve iki kez veto edilmesi sonrasında 1973 yılında İrlanda ve Danimarka ile beraber tam üye olmuştur. Kurulan bu birliktelikle beraber, Avrupa Birliği’ne doğru giden bir süreç işlemeye başlamıştır.

İlk yıllarında tamamıyla ekonomik bazlı kurulan bu birliktelik sonraki yıllarda doğal olarak kendisini siyasi bir birlikteliğe de götürmüştür. İşte Gümrük Birliği hadisesi, aslında bu ortaklığın ilk ve de en önemli ayrıcalığı olarak kabul edilir. Bu ortaklığa üye olan devletlerin kendi aralarında sınır kapılarını kaldırarak gümrüksüz bir ticaret yolunun açılması anlamına gelir. İşte Gümrük Birliği, Avrupa Birliği’ne üye ülkelerin serbest dolaşım adı altında birbirleri ile ticaret yapmasının herhangi bir sınırlamaya tabi tutulmaması anlamına gelir. Başka bir ifadeyle tek bir devletmiş gibi iç pazarda yapılabilen tüm ayrıcalıklar üyelere arasında da yapılabilmektedir.

60 yılı aşkın sürede Avrupa ile üyelik müzakereleri yürüten Türkiye, 1995 tarihinde Avrupa Birliği üyesi olmadığı halde Gümrük Birliği‘ne taraf hale gelmiştir. Bu aslında malumun ilanı gibidir. Hukuki ve de kültürel anlamda o dönem için henüz Avrupa Birliği üyesi olmaya uygun olmayan Türkiye, sahip olduğu pazar potansiyeli sebebiyle sadece malların serbest dolaşımına kısıtlı olarak taraf edilmiştir.

Burada Türkiye Gümrük Birliği’ne dahil olsa da karar alma mekanizması dışında kalmış ve de üye ülkelerin inisiyatifi doğrultusunda malların serbest dolaşımı hadisesini sürdürmüştür. Aslında Türkiye belki de sahip olduğu en değerli özelliğini malların serbest dolaşımına taraf olarak kaybetmiştir. Çünkü malların serbest dolaşımı dışında, hizmet, sermaye ve de kişilerin serbest dolaşımı imtiyazları da Avrupa Birliği’nin en önde gelen haklarındandır. Ancak Avrupa Birliği adeta, ”vatandaşınız başımızı ağrıtıyor; gelmesin, ama pazarınız iyi; karşılıklı yararlanalım” politikası uygulamıştır. Rahmetli Ecevit’in de dediği gibi ”Onlar ortak, biz pazar” söylemi ilerleyen yıllarda haklılığımızı ortaya koymuştur.

Tabi burada tek taraflı bakıp, Avrupa bizi sömürüyor demek son derece yanlış olur. Çünkü Türkiye’de Avrupa Birliği ülkeleri ile ticari ilişki halinde ve de ihracatının yarısı bu ülkelerle, yani bir bakıma bizim de işimize gelen bir durum söz konusu. Ancak burada Avrupa Birliği için Türkiye’yi cazip kılan husus şüphesiz ki, pazar gücüdür. Yani Avrupalılar Türkiye’yi pazarı için kabul etse eder politikası kısmen haklı görülebilir. Ancak biz zaten pazarımızı Birlik üyesi ülkelere 1995 yılında açmışız. Bu üyelik müzakerelerinde Türkiye’nin en büyük dezavantajıdır. Çünkü en önemli değerini zaten Avrupa’ya ortak etmiş bir ülke konumundadır. Öyle ki, vatandaşlarımıza turistik manada dahi vizesiz giriş imkanı tanımaktan korkan bir Avrupa Birliği söz konusu iken Türkiye’nin tam üye olması yakın ve orta vadede çok uzak bir durum olarak kabul edilebilir. Türkiye ekonomik olarak Avrupa Birliği ülkeleri ile zaten çok sıkı ticari ilişkiler kurduğundan Gümrük Birliği’nden ayrılmak artık neredeyse imkansız bir durum gibidir. Olası bir ayrılık onlardan çok bizi olumsuz manada etkileyecektir.

Yazar:Emir Karasu

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This div height required for enabling the sticky sidebar
Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views :