Amerika Birleşik Devletleri, 1776 yılında kurulduğunda birkaç koloniden meydana gelmekte idi. Ancak kısa sürede gerek kuzeye gerekse de güney ve batı hattına yayılan Amerika, kıtanın ikinci büyük devleti haline geldi. Günümüze dek kendini geliştirmeyi başaran ülke, artık bir küresel güç kimliğini kazandı ve dünya siyasetinde önemli bir misyonu üstlenmektedir. Gerek ekonomisi gerekse de teknolojisi ile dünyanın en güçlü devleti olarak kabul edilen Amerika Birleşik Devletleri, ticari açıdan Avrupa Birliği’nden sonraki en güçlü devlet konumundadır. Aslında Avrupa Birliği’ne devlet sıfatı verilmesi, klasik hukuk bakımından pek mümkün olmasa da yine de üye ülkelerin Birlik lehine yetki devri söz konusu olduğundan bu şekilde ifade etmek yanlış olmayacaktır. Avrupa Birliği, II. Dünya Savaşı sonrasında Amerika’nın da tavsiyeleriyle kurulmuş ve günümüze gelindiğinde nev’i şahsına münhasır bir kimliğe sahip olduğu görülmektedir. Ekonomik bir topluluk olarak kurulan Avrupa Birliği günümüzde siyasi kimliğini de kazanmıştır. Kendi üyeleriyle aralarında var olan sınırları kaldırmış olan Avrupa Birliği bu sayede serbest dolaşımı tam manasıyla hayata geçirmiştir. Serbest dolaşım kavramının en büyük temsilcisi ve uygulayıcısı olan Avrupa Birliği, ekonomik anlamda Amerika Birleşik Devletleri’yle benzer bir anlaşma imzalamayı düşünmektedir.

Amerika Birleşik Devletleri, dünyanın en büyük ithalat ve ihracatçılarından biridir. Ticari niteliği olan çok sayıda ürüne sahip olan Amerika, aynı zamanda en büyük ithalatçılardan birisi olmasıyla da dikkat çeker. Amerika Birleşik Devletleri’nin en çok mal ithal ettiği ülke Çin Halk Cumhuriyeti’dir. Çin’den her yıl milyarlarca dolarlık mal ithal eden Amerika, yönünü Avrupa Birliği ülkelerine çevirmiştir. Avrupa Birliği ülkeleriyle özel bir anlaşma yaparak bu ülkeleri tek bir devlet gibi kabul eden Amerika, bu sayede kendi pazarına giren maldan gümrük almayacağı gibi Avrupa Birliği pazarına soktuğu mal için de gümrük ödemeyecektir. Halen aktif olarak görüşülen bir mesele olan bu ticaret serbestisi, ”Transatlantik Ticaret Anlaşması” olarak lanse edilir. Bu anlaşmaya göre Amerika Birleşik Devletleri’yle Avrupa Birliği arasında bir gümrük birliği tesis edilecektir. Bu gümrük birliği sayesinde ülkeler arasında ticaret hacmi artırılacak ve ülkeler birbirlerini gümrük vergisinden muaf tutacaktır. Ancak söz konusu anlaşmanın hayata geçmesi, Avrupa Birliği ülkelerinin tamamının imzasına bağlıdır. Örneğin Bulgaristan, anlaşmaya henüz imza atmamış ve de neden atmadığını da açıkça belirtmiştir. Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği üyesi olmalarına karşın 4 ülkeye vize muafiyeti sağlamamaktadır. Bu ülkelerden biri de Bulgaristan’dır. Bulgaristan kendi vatandaşlarının da vize muafiyeti kapsamına dahil edilmesini anlaşmaya imza atmak bakımından şart koşmuştur.

Türkiye Avrupa Birliği’yle yaptığı iki anlaşmayla 1995 yılında gümrük birliğine taraf olmuştur. Karar alma mekanizmasında yer alamayan Türkiye, bu anlamda malların serbest dolaşımı meselesinde ciddi anlamda sorunlar yaşamaktadır. Avrupa Birliği’nin üçüncü ülkelerle yaptığı ikili anlaşmalar gümrük birliğine ilişkinse bu Türkiye’ye doğrudan bağlarken, üçüncü ülkeleri bağlamamaktadır. Başka bir ifadeyle üçüncü ülke eğer, Avrupa Birliği’yle gümrük birliği kapsamında olan bir uluslararası anlaşma akdederse ve de gümrük açısından muafiyet kazanırsa, bu durumda Türkiye bu üçüncü ülkeden gümrük vergisi elde edemez. Ama, kendi malını o ülkeye sokarken vergiden muaf statüye de sahip olmadığından vergi ödemek zorunda kalır. Bu Türkiye açısından çok ciddi ekonomik kayıplar doğurur. İşte Türkiye’nin gümrük birliğinin güncellenmesi konusunda yoğun bir istek içinde olmasının temel nedeni budur.

Kaynakça:
https://www.google.com.tr/amp/www.independent.co.uk/voices/comment/what-is-ttip-and-six-reasons-why-the-answer-should-scare-you-9779688.html%3famp

Yazar:Emir Karasu

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here