Karşılaşmak İstemeyeceğiniz 10 Korkunç Bitki

Bitkiler, hayvanlarla beraber canlılığın en büyük ortaklarındandır. Dünyadaki oksijen dönüşümünde çok etkin olan bitkilerin sayısı ne yazık ki günden güne azalmaktadır. Bitkilerin azalmasına ve zarar görmesine rağmen çok yüksek bir adaptasyon yeteneği olması dolayısıyla her yerde kendini çoğaltmaya ve doğanın hakim gücü olmaya devam edeceklerdir. O kadar yüksek bir adaptasyon yetenekleri vardır ki kimi zaman profesyonel bir avcı gibi avını tuzağa düşürüp yakalayabilir. Aslında elleri ve ayakları olmasa da hem hareket edebilirler hem de salgıladıkları kokulu salgılarla istedikleri hayvanları taşıyıcı olarak kullanabilirler. Bu açılardan düşünüldüğünde bitkiler aslında çok akıllı yaratıklardır. Yapamadıkları işleri hayvanlara yaptıran bitkiler doğal döngünün korunmasında da kilit rol oynarlar. Mesela bitki polenlerini yayıp çoğalmak isterse ya polenleri rüzgarın gücüne bırakır ve başka bir bitkiyle eşlenmesini sağlar ya da kokulu aromatik nektarlar salgılayarak böcekleri, sinekleri ya da diğer uçan canlıları kendine çeker ve polenlerin onlara yapışmasını sağlar. Bu canlılar başka bir bitkinin kokusuna kanıp gittiklerinde polenleri taşıyan muhteşem bir postacı görevini gerçekleştirmiş olacaklardır.

Peki bu kadar akıllı diye nitelendirebileceğimiz bitkiler her zaman bize yarar mı sağlar? Yoksa gerçekten insan sağlığı için çok zararlıları da var mıdır? Zararlı bitkiler varsa sayıları çok fazla mıdır? Günlük hayatını şehirlerde geçiren insanların çevresinde yeşil görmesinin bile süs bitkilerinden öteye geçememesinden kaynaklı pek zararlı bitkiyle karşılaşma olasılığı yoktur. Fakat doğada yaşayan bitkiler kendilerini korumak için çeşitli adaptasyonlar geçirmişlerdir. Geçirdikleri bu adaptasyonlar o bitkiye yaklaşan herhangi bir hayvanı ya da insanı zehirleyebilir ve hatta öldürebilir. Bu gibi durumlar çok yoğun olarak karşımıza çıkmasa da özellikle tropikal bölgelerde ve ormanlarda bastığımız, dokunduğumuz, yediğimiz ve hatta soluduğumuz bitkilere dikkat etmemiz gerekmektedir. Özellikle de listemizde bulunan 10 korkunç bitkiye denk gelirseniz çok dikkatli olmanız gerekmektedir. Peki bu bitkiler neden korkunç? İşte karşınızda hiçbir zaman karşılaşmak istemeyeceğiniz 10 korkunç bitki:

10. Dev Hogweed

Dev inek, yaban havucu ve vahşi çiçek olarak da bilinen bu bitkinin salgıladığı yapışkan öze insanların çok dikkat etmesi gerekmektedir. Bu bitkiden salgılanan azıcık bir öz dahi cildinizin dengesini bozarak güneşten gelen UV ışınlarına karşı cildinizi korunmasız bırakabilir. Bu bitki ile temasın ardından çok az bir güneş ışığına çıkan insanların dahi ciltlerinde güneş yanıkları ve kabarcıklar meydana gelmektedir. İnsan basit bir bitki olarak gördüğünden kaşınmaları herhangi bir alerji olarak düşünebilir ve bu da geç müdahaleye neden olabilir. Geç müdahale sonucunda geri döndürülemez sorunlar ortaya çıkabilmektedir. Bu bitkinin salgıladığı öz o kadar zehirlidir ki zehirli sarmaşıktan bile daha fazla etki yapar. Gözünüze çok az temas eden bitki özü ne yazık ki körlüğe kadar götürebilir. Bu son derece tehlikeli olan bitki türünü gördüğünüz anda dikkatli bir şekilde oradan uzaklaşmalı ve hemen bir tıbbi yardım aramalısınız.

2012 yılında Kanada’da Ontario bölgesinde yabani otlu bu bitkinin salgını bir çok Kanadalı’yı bitkinin acımasız etkileri konusunda bilgilendirdi. Bu bitkinin sapına dokunmanın bile yoğun kimyasal yanıklara benzer bir şekilde kabarcık ve yaralara yol açtığını gören insanlar özündeki kimyasalın ise doğum kusurları ve hatta kansere kadar gidebilecek tehlikeli hastalıklara yol açtıklarına şahit oldular.

9. Tespih Bezelyesi

Son derece dost canlısı bir bitki gibi görünmesine karşın bu bitki öldürücü etkiye sahiptir. Hint meyan kökü ya da yengeç gözü gibi farklı isimlerle de anılan bu bitki ilk başlarda sadece Endonezya’da bulunmaktadır. Günümüzde ise tropikal iklimlerin görüldüğü yerlerde yaşama ihtimali olan bu bitki çok iyi bir toksin olarak bilinen risine benzer ama ondan çok daha etkili olan abrin adında bir toksin madde içerir. Çok ilginç bir şekilde bitkinin dışı tamamıyla zararsızken tohumu açıldığı an sağlığa çok büyük zararları olabilir. Hatta kabuğun sindiriminin zor olması dolayısıyla tohum olarak yutulduğunda direk vücuttan atılabilir. Ama ufacık bir sızıntı dahi olduysa tohumdan toksin madde vücuda yayılabilir ve kendini kusma, ishal, ciddi susuzluk, halüsinasyon görme gibi belirtilerle ortaya koyar. Sadece birkaç mikro gramlık dozun bile öldürmeye yetebileceği bu bitkideki toksin çok hızlı bir şekilde vücutta yayılır.

Bu tespih bezelyesi diye anılan bitkideki arbinin tüm etkilerini görmezden gelen bazı sanatçılar güzel gözüken bu tohumlardan çeşitli takılar bile yaparlar. Fakat dikkatli olmazlarsa yaptıkları bu takıların ıstırabını hayatlarıyla ödemek zorunda bile kalabilirler.

8. Bebeğin Gözleri

Bir bebeğin göz bebeklerini andıran yapısı dolayısıyla bebeğin gözleri adı verilen bu bitkinin bir diğer ismi de beyaz baneberrydir. Çok zehirli olmalarının yanı sıra bir bebeğin göz bebeğine çok benzemesi insanı çok rahatsız etmektedir. Bitkinin her yeri zehirlidir fakat en zehirli noktası göz dediğimiz beyaz uçlarıdır. Bitki kanserojen olmasına ek olarak kaslarda sedatif etki yapmaktadır. Bu etki de genellikle kalp kaslarının çalışma mekanizmasını bozarak kalbi ani bir şekilde durdurabilmektedir. Son derece zehirli olmasına karşın zehirlenme etkilerinin dışarıdan fark edilememesi dolayısıyla kalpte sıkıntı çıkartana kadar bir sorunun anlaşılması oldukça güçtür. Amerika’nın kuzey ve doğu bölgelerinde yaygın olan bu bitki bir ajan gibi sessiz bir şekilde vücudu içten çökertebilir. İnsanlar için son derece zehirli olmasına rağmen kuşlar bu bitkiyi yeseler dahi hiç etkilenmezler. Özellikle doğada dolaşan bir kuşla bir insanı kıyasladığımızda bu bitki açısından kuşlar çok daha şanslıdırlar.

7. Kanlı Dişi Mantarı

Rengi ile çoğu sinek ve hayvanı cezbetse de canlıyı fark etmeden içten çökerten bir mantar olan kanlı dişi mantarı kan kırmızısı salgısı nedeniyle bu ismi almıştır. Bu çok ilgi çekici kan kırmızısı salgısının içinde antikoagülan ve heparine benzer özelliklere sahip pigmentler bulunur ve bu pigmentler mantarın boşluklarından dışarıya doğru salınır. Renginden ötürü şeytan dişi diye de adlandırılan bu mantar içerdiği heparin ve antikoagülan yapı dolayısıyla kanın pıhtılaşmasını engelleyebilir. Bir şekilde sizin kan dolaşımınıza karışırsa kan pıhtılaşması sorunu yaşayabilirsiniz. Anlık etki göstermediğinden siz ne olduğunu anlayana kadar bu zehirli etki tüm vücudunuzu sarabilecek kadar hızlı ilerleyebilir. Rengine aldanmadan bu mantarı gördüğümüzde dokunmamaya özen göstererek oradan bir an önce uzaklaşmamız gerekmektedir.

6. Isırgan Ağacı

“Gympie ağacı” olarak da bilinen bu bitki, Avustralya ve Endonezya’ya özgü bir bitkidir. Bu bitkideki kılcal iğneler o kadar zehirlidir ki hem çok yüksek bir ağrıya neden olur hem de atları ve köpekleri saniyeler içerisinde öldürebilecek kadar güce sahiptir. Moroidin adındaki çok güçlü bir nöro toksin içeren iğne kısımlarının verdiği batma hissi son derece acı verir ve bu acı günlerce veya haftalarca sürebilir. Bir makalede Avustralya coğrafyasında tuvalet temizliği amaçlı bu bitkinin yaprağını kullandığı sonradan tespit edilen bir ordu mensubu subayın intihar ettiğinin hikayesi yayınlanmıştır. Evet bitkinin verdiği ağrı hissi o kadar yüksektir ki onunla başa çıkamayan adam intihar etmiştir. İnsan için öldürücülüğünün çok yüksek olmamasına karşın verdiği acı dolayısıyla dayanılmaz olan bitki çok da sıradan diğer bitkilere benzer gözüken yapraklara sahip olması dolayısıyla insanları kolaylıkla yanılgıya düşürebilmektedir. Günümüzde Avustralya ve Endonezya dışında bir yerde görülmemiş olsa da özellikle tropikal iklim olan yerlerde doğada gezinen insanların son derece dikkatli olmaları gerekmektedir.

5. Hydnora Africana

Bu güzel renkli kocaman bir çekirdeği andıran etli kırmızı bitkinin evinizde bulunmasını hiç istemezsiniz. Güzel bir koku da salan bu bitki birçok başka bitkinin köklerinde tutunup yaşamasına izin verir. Güney Afrika’ya özgü olan bu bitkinin yaydığı güzel ve yoğun kokunun nedeni polenlerini yaymak için böcekleri kendine çekmektir. Bitki o kadar yoğun bir koku yayar ki bir aşırı zararlı böcekler dahil olmak üzere çok farklı böcekleri kendine çeker. Çektiği bu böceklerin üzerine kendisi bir duvar örer ve çiçek açma mevsimi gelene kadar o böcekleri orada saklar. Çiçek açma mevsiminde ise saldığı o böcekler çevrede terör estirirler. Kocaman olması dolayısıyla çok fazla böcek için yuva olan bu bu bitkinin çiçek açtığı dönemde çevresinde bulunmak istemezsiniz. Çünkü birini bile görme ihtimalinizin düşük olacağı son derece zararlı böceklerden yüzlercesini aynı anda görebilirsiniz. Kendisinin çok zararlı olmamasına karşın çok zararlı böcekleri bünyesinde konaklatması dolayısıyla çok tehlikeli bir bitki olarak görülmektedir.

4. Skunk Lahanası

Bataklık lahanası olarak da bilinen kokarca lahana Pasifik Kuzeybatı taraflarına özgü bir bitkidir. Bataklık alanlarında büyümesinden ötürü bataklık lahanası adının çok doğru olmasının yanında bölgede yaşayan yerli kabileler, bu bitkinin geniş yapraklarını çilek toplamak için somon veya çizgi sepet yapımında kullanmışlardır. Shunk lahanasının kökleri yutulduğunda ağızda yanma hissi veren kalsiyum oksalat denen bir kimyasal madde içerir. Çevreye yaydığı yoğun kokuya dayanabilen insan çok azdır ve yaklaşanların midelerindeki her şeyin boşalmasına neden olabilir. O kadar ağır bir koku salgılamaktadır ki bataklıktaki diğer ağır kokuların neredeyse hepsini bastırabilmektedir. Şaşırtıcı bir şekilde bu lahananın çiçekleri bitkinin buzunun ve karının ilkbaharda erimesini sağlayan kimyasal bir reaksiyona neden olur. Kökünün haricinde yaydığı kokuyla insanların karşısına çıkmak istemeyeceği bu bitki gerçekten çok kötü kokmaktadır.

3. Atlayan Cholla Kaktüsü

Bu zamana kadar gördüğünüz bitkilerin en farklısı olabilir. Güneybatı Amerika ile Meksika’ya özgü olan bu kaktüsün adı bitkinin dışarıya doğru sıçraması ve size saldırmaya çalışmasından geliyor. Şanslı olduğumuz bir nokta bitkinin zehirli olmamasıdır ama bitki o kadar hızlı atlar ve o kadar çok kılcal ve mikroskobik dikene sahiptir ki üzerinize atladıktan sonra o dikenleri çok hızlı bir şekilde size batırabilmektedir. Temel olarak gözünüzde canlanması için binlerce küçük kancanın vücudunuza saplandığını hayal edin. İşte verdiği acı aynen o şekildedir. Etkisi çok uzun sürmese de çektirdiği acıyla insanları tabiri caizse kıvrandırır. O kadar yoğun bir acı hissine kapılırsınız ki bugüne kadar çektiğiniz tüm acıları size unutturabilir.

2. Nepenthes Lowii

Diğer bir isminin de sürahi bitkisi olduğu bu çiçek Borneo bölgesinde yaşamaktadır. Sindirim için kullandığı yoğun asidik mide yapısına benzer bir yapının bulunduğu bu bitki besin açısından fakir bir bölgede yaşamaktadır. Hem besin kıtlığı çekmesi hem de çok güçlü sindirim asidi barındırması dolayısıyla azot ve diğer besin ihtiyaçlarını böcek ya da hayvanlardaki besinleri sindirirerek elde eder. İçerisinden sarkan sümüğümsü mukus yapı böcek ve bir çok hayvanın ilgisini çeker ve bir dokunmayla o mukuslu yapı dokunan bölgenin etrafını sarar. Bu şekilde ağına düşürdükten sonra sindirime başlar ve canlı dokuyu hemen sindirebilir. Sadece böcekleri değil kuş, diğer bitkiler ve ağaç döküntüleriyle bile beslenebilen bu bitki bir bitkiden çok hayvan gibi beslenme alışkanlığına sahiptir. Kalın ağaç döküntülerini bile sindirebilecek kadar güçlü sindirim sitemi ise bir bitki olarak değerlendirmemizi zorlaştırır.

1. Ceset Çiçeği

Yeryüzündeki en büyük çiçek olmasının yanı sıra ismiyle bile insana korku vermektedir. Bu bitki kötü beslenen carrion çiçek ailesinin bir üyesidir. Çiçek açtığı zaman uzun süre açıkta beklemiş bir cesedin kokusuna benzer bir kokuyu çevreye yayması dolayısıyla ismine ceset çiçeği denmiştir. Bitki için bilimsel olarak Amorphophallus titanum ya da misshapen dev phallus denir. Endonezya’nın Sumatra adasına özgü bir bitki olması dolayısıyla dünyanın çoğu yerinde bulunmamaktadır. Araştırmacılara göre bu bitki yaydığı bu iğrenç kokuyla böcekleri kendine çekebilmektedir. Ama gözleriniz kapalı bir şekilde bu bitkiye yaklaşırsanız uzun süredir açıkta bekleyen bir cesede yaklaşıyor hissine kapılırsınız. Koku o kadar çok ölmüş ve çürümüş doku kokusuna benzemektedir ki çevresinde çok sayıda sinek dönmektedir. Bitki değişik bir şekilde istediğinde kokuyu yayma istediğinde de yaymama özelliğine sahiptir. Genelde bir iki gün süren yoğun koku çok uzaklardan bile kendini farkkettirebilmektedir.

Kaynakça:
www.toptenz.net

Yazar: Efe Cuma Yavuzsoy

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This div height required for enabling the sticky sidebar
Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views :