Kültürel Coğrafya Nasıl Gelişti?

Coğrafya bilimi belki de tüm bilimler arasında en eski olanıdır. Coğrafya, insanların tarih boyunca sorduğu “orada ne var?” sorusunun cevabıdır. Yeni yerlerin keşfi, yeni kültürler ve yeni fikirler her zaman coğrafyanın temel bileşenleri olmuştur. Bu nedenle, coğrafya, insanları ve yerleri incelerken, biyoloji, antropoloji, jeoloji, matematik, astronomi, kimya gibi diğer bilimsel alanlara da katkıda bulunduğundan “tüm bilimlerin annesi” olarak adlandırılır. “Coğrafya” sözcüğü, Yunanlı bilgin Eratosthenes (MÖ 276 – MÖ 194) tarafından icat edildi ve “yeryüzü hakkında yazı” anlamına geliyordu. Coğrafya bugün dünyamız hakkında yazmaktan çok daha fazlasını ifade eden, tanımlanması zor bir disiplindir.

Coğrafyanın Dalları

Coğrafya, fiziki coğrafya ve kültürel coğrafya olmak üzere başlıca iki ana dala ayrılmaktadır. (Coğrafyanın diğer alanları, belirli bir bölgenin derinlemesine incelendiği bölgesel coğrafyayı ve CBS (coğrafi bilgi sistemleri) ve GPS (küresel konumlandırma sistemi) gibi coğrafi teknolojileri içermektedir.) Fiziki coğrafya, dünyanın doğal özellikleriyle ilgilenen coğrafya dalıdır. Gezegenimizin suyunu, havasını, canlılarını ve topraklarını (atmosfer, biyosfer, hidrosfer, litosfer) inceler. Fiziki coğrafya, coğrafyanın kardeşi sayılan jeoloji ile de yakından ilişkilidir, ancak gezegenimizin içiyle değil yüzeyi ile ilgilenmektedir. Kültürel coğrafya ise, coğrafyanın diğer ana dalıdır ve genellikle “insan coğrafyası” olarak adlandırılmaktadır.

Kültürel Coğrafya ve Küreselleşme

Kültürel coğrafya, dünyadaki toplumların ve kültürlerin yaşadıkları bölgelerle ilişkilerini incelemektedir. Kültürel coğrafyada incelenen başlıca kültür fenomenlerinin bazıları, dil, din, ekonomi ve hükümet yapıları, sanat, müzik, gıdalar, bina stilleri, kentsel alanlar, tarım, ulaşım sistemleri, nüfus, demografik yapı ve insanların yaşadıkları alanlarda nasıl ve / veya neden çalıştıklarını açıklayan kültürel özelliklerdir. İleri teknoloji destekli küreselleşme, kültürün bu özel yönlerinin dünya çapında kolayca hareketine izin verdiğinden, coğrafya için giderek daha önemli hale gelmektedir.

Bir gömleğin etiketine baktığınızda, başka bir ülkede yapıldığını görebilirsiniz. Dahası, size ulaşmadan önce, bu gömlek, Çin pamuğundan üretilmiş olabileceği gibi, bir Fransız yük gemisinde de taşınmış olabilir. Bu uluslararası değişim, küreselleşmenin küçük bir örneğidir ve kültürel coğrafyanın ilgi alanlarını içeren bir süreçtir. Küreselleşme, ekonomi, siyaset ve kültür alanlarında, tüm ülkeler arasında durmadan hızla artan bir bağlantılar sürecidir. Örneğin, “Birleşmiş Milletler” de küreselleşmenin en bilinen sembolüdür.

Kültürel bölgelerin yüzey yapısının incelenmesi de önemlidir, çünkü toprak kültürü insanların yaşadığı fiziksel ortamlara bağlar ve kültürün çeşitli yönlerinin gelişimini sınırlayabilir veya besleyebilir. Örneğin, kırsal alanda yaşayan insanlar kültürel olarak, genellikle yaşadıkları doğal çevreye büyük bir metropoliten bölgede yaşayanlardan daha fazla bağlıdır. Bu, coğrafyada William D. Pattison’un (1921 – 1997) “dört geleneği”nden ( diğerleri mekansal gelenek, alan çalışmaları geleneği ve yer bilimi geleneği) “insan – arazi geleneği”nin odak noktasıdır ve doğa üzerindeki insan etkisi, doğanın insanlar üzerindeki etkisi ve insanların çevre algısını kapsamaktadır.

Berkeley’de, Kaliforniya Üniversitesi’nde doğan ve Carl Ortwin Sauer (1889 – 1975) tarafından geliştirilen kültürel coğrafya, coğrafi çalışmaların tanımlayıcı birimi olarak peyzajları kullanır ve arazilerin kültürleri geliştirdiğini, aynı zamanda kültürlerin de bölge arazilerinin gelişmesine yardımcı olduğunu ileri sürer. Günümüzün kültürel coğrafyası, bu nedenle niceliksel değil, nitelikseldir ve feminist coğrafya, çocuk coğrafyası, turizm coğrafyası, kentsel coğrafya, politik coğrafya gibi daha özelleşmiş alanlarla gelişimini sürdürmektedir.

Kültürel Coğrafyanın Dalları ve Kuramları

Kültürel coğrafyanın üç dalı vardır. Bunlar, “geleneksel” kültürel coğrafya (Berkeley Okulu adıyla da anılmaktadır), “yeni” kültürel coğrafya ve “temsili olmayan” coğrafyadır:

– “Geleneksel” kültürel coğrafya, ağırlıklı olarak Carl Sauer’in (Berkeley’den) yirminci yüzyılın ortalarındaki çalışmalarına dayanır. Sauer, peyzajı coğrafyanın belirleyici birimi olarak tanımladı. Kültürlerin ve toplumların her ikisinin de peyzajlarından geliştiğini, aynı zamanda onları şekillendirdiğini gördü. Sauer’e göre “doğal” peyzaj ve insan toplulukları arasındaki etkileşim “kültürel peyzajı” yaratmaktadır. Bu geleneği takip eden kültürel coğrafyacılar, doğal peyzajı dönüştüren insan müdahalelerini incelemeye odaklandılar ve bu nedenle de en çok “maddi kültürü” (örneğin, binalar, mimariler, tarımsal teknolojiler ve diğer endüstriler) ölçmekle ilgilendiler.

– 1980’lerde, coğrafyada pozitivizmin eleştirisi, kültürel coğrafyaya yeni bir ilgi uyandırdı, ama bu ilgi Berkeley Okulu’ndakilerden oldukça farklı teorik varsayımlar, yöntemler ve konularla yüklüydü. Kırsal toplumların maddi kültürüne odaklanmak yerine, 1980’lerin ve 1990’ların “yeni” kültürel coğrafyacıları, kültürü çağdaş ve kentsel toplumlarda incelediler ve maddi olmayan kimlik, ideoloji, güç, anlam, değerler vb. gibi konulara odaklandılar. “Yeni” kültürel coğrafyaya dahil edilen ana temalardan bazıları şunlardı: Sömürgecilik ve post-kolonyalizm, postmodernizm, popüler kültür ve tüketim, kimlik politikaları, kimlik yapılanması, cinsiyet ve cinsellik, ırk ve etnik köken, ırkçılık karşıtlığı, ideoloji, dil ve medya. Yeni kültürel coğrafyacılar aynı zamanda Marksist politik-ekonomi modelleri, feminist teori, post-kolonyal teori, post-yapısalcılık ve psikanaliz de dahil olmak üzere çok farklı teorik konulara da yöneldiler.

– Nigel Thrift, “yeni” kültürel coğrafya temalarına karşı, “temsili olmayan” coğrafya teorisini geliştirdi. “Temsili olmayan” coğrafya teorisi, sosyal ilişkileri (yeni kültürel coğrafyada olduğu gibi) incelemek ve temsil etmek yerine, sadece üretilen şeylere değil, insan eliyle olan ve olmayan oluşumların nasıl gerçekleştiği gibi konulara odaklanır. Bu, Michel Foucault, Maurice Merleau-Ponty ve Martin Heidegger gibi fenomenologların çalışmalarından kısmen yararlanan post-yapısalcı bir teoridir. Aynı zamanda Gilles Deleuze ve Félix Guattari, Bruno Latour ve Michel Serres’in bakış açılarına değinir. Sarah Whatmore tarafından geliştirilen “melez coğrafyalar” kavramı ise temsili olmayan coğrafya kuramının melez oluşumlara odaklanmasıdır. Harrison, Wylie, McCormack, Dewsbury gibi coğrafyacılar, dünyayı teorik olarak temsil etmek yerine, temsili olmayan coğrafya projesiyle “gerçekleşen şeylere”, somut uygulamalara ve dinamik süreçlere ampirik odaklanmaya yönelmişlerdir. Ancak, birçok yorumcu “dünyalı olmanın” fenomenolojik hesaplarına geri dönüşün, temsiller, söylemler, maddi şeyler, alanlar ve uygulamalar arasındaki kesişmeleri keşfetmekten geri çekilme olduğu konusundaki bir endişeyi dile getirmektedir.

Kaynakça:
– Kay Anderson, Mona Domosh, Steve Pile, Nigel Thrift, “Handbook of Cultural Geography”, SAGE Publications.
– Donald Mitchell, “Cultural Geography: A Critical Introduction”, Blackwell Publishing Limited.

Yazar: Oben Güney Saraçoğlu

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This div height required for enabling the sticky sidebar
Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views :