Ölmeden Önce Görmeniz Gereken 10 Doğa Harikası Yer

Seyahat etmek, birçoğumuzun mümkün olduğunca yapmak istediği bir aktivitedir. Ancak, dünya genelinde bol miktarda harika özelliklere sahip olan standart turistik yerleri ziyaret etmek, bir süre sonra sıkıcı hale gelebilmektedir. Macera duygusu taşıyan ve gezegenimizi en doğru haliyle görmek isteyen bizler için, dünyanın çok sayıda doğal güzelliklerini keşfedebiliriz. Bu yazıda, insan eliyle bozulmamış, dünyanın en doğal yerlerinden 10 tanesini bulabileceksiniz.

10. Antik Gondwana Yağmur Ormanları (Avustralya)

Yaklaşık 175 milyon yıl önce, Pangea adı ile bilinen süperkıta iki büyük parçaya yavaşça ayrılmaya başladı. Bu büyük parçalardan birisi kuzeye doğru kayarak, Avrasya ve Kuzey Amerika’yı oluşturdu. Diğer parça ise güneye sürüklendi ve Gondwana olarak bilinen bir kara parçasını oluşturdu. Daha sonra bu tropik güney kıtada, dünyanın neredeyse tüm güney yarımküresini kapsayan bir yağmur ormanı kök salmaya başladı. Sonra, bu devasa kara parçası parçalanmaya başladı ve günümüze geldikçe tarih öncesi orman yok olmaya başladı.

Avustralya, aslında bir çöl yapısına sahipken, bu tarihi yağmur ormanın dayanan kalıntıları sayesinde dünyanın bilinen en eski yağmur ormanlarına sahip olmasını sağlıyor. Varlığı nesli tükenmiş dinozorlardan bile çok eski tarihlere dayanan Gondwana yağmur ormanları, Avustralya kıtasının yüzde 0.3’ünü kapsamaktadır. Eskileri oldukça yoğun bir orman olan Gondwana yağmur ormanları, yavaş yavaş büyük bir çayıra ve ardından günümüzde kurak bir çöle dönüşmüştür.
Bununla birlikte, bu ormanlar dünyadaki tropikal yağmur ormanlarının en büyük olanı ve en yaşlı eğreltiotlarından ve kozalak türlerinden bazılarının yanı sıra yaklaşık 100 milyon yıl önce bu ormanda görülen çiçekli bitkilerin ilk nesilleri ile doludur. Bu eski ağaçlar arasında, kanguruların da kendi kökenlerinin izlerini bulabilirler. Aslında, Gondwana yağmur ormanı, Avustralya’daki tüm bitki familyalarının yaklaşık yarısına ve Avustralya’daki memeli hayvanların ve kuş türlerinin yaklaşık üçte birine ev sahipliği yapmaktadır. Bunların çoğu sadece burada bulunur ve başka hiçbir yerde bulunmamaktadır.

9. Beagle Kanalı (Güney Amerika)

Güney Amerika’nın güney ucunda bulunan Beagle Kanalı, Atlas Okyanusu ile Pasifik Okyanusları arasında giden gemiler için güvenli bir geçit görevi görmektedir. Yaklaşık 250 kilometrelik bir uzunluğa sahip olan bu kanalın en geniş noktasının genişliği sadece sekiz kilometre olup her yönden muhteşem manzaralar sunmaktadır. 5.900 fit yükseklikteki Darwin Dağı’nın kazandırdığı uçurumlar ve yamaçlar, doğanın en iyi performanslarından birine ev sahipliği yaptığı mükemmel bir amfitiyatro görünümü sağlamaktadır.

Charles Darwin’in ünlü gemisi olan, 1830’ların başındaki ikinci seferinde bu dar boğazı inceleyen ve güzelliğini gözleyen HMS Beagle adlı gemiden ismini almıştır. 29 Ocak 1833’te sulara doğru ilerledikçe Darwin, hatıra defterine şunları yazmıştır: “Bu buzulların beril benzeri mavilerinden daha güzel şeyleri hayal etmek neredeyse imkansızdır ve özellikle yüksek kar noktalarının oluşturduğu ölü beyazın oluşturduğu kontrast ile izlemek mümkün değildir.” Buzulların kopup derin suya düştüğü bu harika alanda devasa balinaların kıyıya yakın yüzmesi günümüzde bile şaşırtıcı olabilir. Kanal boyunca dağılmış olan küçük adaların birçoğuna akın eden yüzlerce pengueni seyre dalmak harika bir duygu olacaktır. Deniz aslanları, fok balıkları, penguenleri, kutup ve deniz kuşları ve çok sayıda balık bulunduran bu kanal iki dev okyanusu birleştiren bir noktadadır.

Çevredeki vahşi doğa, dünyanın en güneydeki kayın ormanına ev sahipliği yapmasından daha az çarpıcı değildir. Güney Amerika’daki en büyük ağaçkakanı, diğer endemik türlerin yanı sıra bu ormanda görebilirsiniz.

8. Kutsal Hua Dağı (Çin)

7.217 fit yüksekliğindeki Hua Dağı, ülkedeki dokuzuncu en yüksek zirveye sahiptir. Ancak sahip olduğu keskin dik yapısından dolayı, Çin’deki beş en büyük dağ arasında gösterilmektedir. Huayin şehrine yakın Shaanxi bölgesinde ve Xian’a 75 kilometre uzakta bulunan Hua Dağı, çevresindeki alana son derece hakimdir ve aşağıda düz düzlüklerden ani bir sivri uç gibi yükselir. Erişilemez gibi görünmesine rağmen, insanlar yüzlerce yıldır bu dağa tırmanmaya devam etmektedir.
7.5 mil uzunluğunda, dağın etrafında dolaşan ve en üst noktasına kadar giden bir yol bulunmaktadı. Ancak bu sıradan bir yol değildir. Bunun yerine, tahta kalaslardan yapılmış ve kaya üzerine cıvatalı son derece dar bir geçitten geçerek gidebilirsiniz. Belirgin tehlikeler ne olursa olsun, eski Taoist tapınakları ve eski Çin hanedanlıklarının eski sarayları ile karşılaşacağınız için, buna katlanabilirsiniz.

Hua Dağı, her biri muhteşem toplam beş tepeye sahiptir. Örneğin, Doğu Tepesi, tamamen çarpıcı gündoğumu ve çevreleyen efsane güzellikleri ile ünlüdür. Palm Tepesi, palmiye ağacına benzeyen kaya içindeki doğal damarlardan ismini almıştır. Ancak hiç birisi, aşağıda yemyeşil ve nehre doğru harika bir oyuğu bulunan, yürüyüşçülere çevresindeki doğallığın en güzel manzaralarını sunan Güney Tepesi’nden daha güzel değildir.

7. Tuna Deltası (Romanya)

Rusya’nın Volga nehrinden sonra Avrupa’nın en uzun ikinci nehri olan Tuna nehri, Romanya’daki Karadeniz yolunu bulmadan önce on ülke ve dört başkentten geçmektedir. Fakat kıyı şeridine ulaşmadan önce, Tuna Deltası’nın doğduğu üç kola ayrılır. Yaklaşık 5.000 yıl önce, burası Karadeniz’de bir körfezden başka bir şey değildi, fakat zaman ilerledikçe, güçlü nehir, büyük miktarda alüvyon getirdi ve böylece Avrupa’daki en büyük ve tertemiz doğal rezervi oluşturdu. Aslında, delta, yılda tahminen 130 fit büyümektedir.

Unesco Dünya Doğal Sitlerinin bir parçası olan Tuna Deltası, dünyadaki en büyük pelikan kolonisinin yanı sıra 300 kuş türüne, 75 balık türüne ve 1.150 bitki türüne ev sahipliği yapmaktadır. Aynı zamanda, Afrika ve diğer Avrupa’ya giden yolda, toplam dünya nüfusunun yarısı kadar olan kızıl göğüslü kazlara güvenli bir sığınak görevi görür. Maalesef, bu, her iki göç kuşu için iki kıta arasında geçiş yapmaya elverişli kalan tek sulak alan konumundadır. Burada yaşayan insanlar deltanın sunduğu balık ve diğer yaban hayatı zenginliğine bağımlı hale gelmiştir. Birkaç istisna dışında yaşantıları, yüzlerce yıldır çok fazla değişmemiş ve hala küçük bir tekne ve bir av tüfeği ile yaşamlarını devam ettirmektedirler.

6. Çiçekler Vadisi (Hindistan)

Hindistan, tarih ve geleneklerle dolup taşan dünyadaki en güzel ülkelerden birisidir ve kesinlikle dünyayı gezmek isteyen herkes için bir seyahat durağı olmalıdır. Ancak, Hindistan’da ilk durağınız arasında olması gerekirken halk tarafından iyi bilinmeyen bir yer bulunmaktadır. Himalaya Dağları’nın en küçük milli parkı olan Çiçekler Vadisi, her tarafı karlı tepelerle çevrili bir dağ geçididir. Burası hakkında kesinlikle şaşırtıcı olan şey, yaz aylarında, tüm vadinin gözün görebileceği kadar büyük bir çiçek ve otlardan oluşan halı haline dönüştüğüdür. Dağ ve tepelerle her yönden korunan Çiçekler Vadisi, her türlü şekil ve ebattaki yaşamı barındıran kendi mikro iklimine sahiptir.

Kuzey bölümü, ormangülü, üvez ağacı ve huş ağacı ile kaplıdır; güney kısmı tamamen çiçekli çayırlar ile örtülmüştür. Sadece Haziran ve Ekim ayları arasında erişilebilen Çiçekler Vadisi kalabildiği kadar saf ve bozulmamış olarak kalmıştır. Brahma Kamal ya da “tanrı Brahma’nın nilüferi” olarak bilinen bir çiçek türü, Himalayalar’ın vadisinde ve diğer yamaçlarında yetişen nadir bir çiçektir. İlk kez 1930 yılında Frank Smythe, bir İngiliz dağcı ve botanikçi tarafından keşfedildi ve Çiçekler Vadisi adlı kitabıyla bölgeyi popülerleştirdi. Pushpawati Nehri tarafından sonlandırılan vadi, stresinizin kolayca kaybolduğunu hissedeceğiniz inanılmaz bir manzaraya sahiptir.

5. Yucatan Yarımadası’nın Yeraltı Nehirleri ve Gölleri (Meksika)

Maya uygarlığına ev sahipliği yapan Meksika’daki Yucatan Yarımadası, tatlı su söz konusu olduğunda görünüşte zayıf olarak gözükmektedir. Etrafındaki suyun birçoğu yeraltında gizli olduğu için, bu durum bölgenin sadece bir hilesidir. Aslında, yarımadanın tamamı 3.000’den fazla çukur ile çevrili bulunmaktadır. Bunlar, yarımadanın tamamını oluşturan yumuşak ve gözenekli kireçtaşı erozyonu sonucunda oluşmuş çukurlardır. Jeologlar onları mağaralar, tüneller, yeraltı nehirleri ve göller labirenti olarak görürken, Mayalar onları hayatın kaynağı ve ölüm sonrasının kapıları olarak görmektedirler.

Bu çukurların bazıları, ortalama bir kişi için tehlikeli olmakla birlikte, gölet, göl veya açık kuyu şeklinde halka açık olanları da vardır. Merida’ya yaklaşık 60 km uzaklıkta bulunan mağaralar ve dehlizlerden bazıları 7.000 yıldan fazla bir süredir insanlar tarafından kullanılmaktaydı. Bazı mağaranın içerisindeki sarkıtlar o kadar büyük ki “müzik aleti” gibi davranırlar ve bir çan gibi dokunulduğunda derin bir ses çıkarmaktadırlar.

4. Baykal Gölü (Rusya)

Sibirya’nın vahşi doğasında saklı olan Baykal Gölü, yüzey alanı açısından dünyadaki dokuzuncu en büyük göldür. Bu büyük gölü diğerlerinden ayıran şey, dünyada mevcut bulunan tüm tatlı suyun beşte birini elinde tutmasıdır. Maksimum bir mil derinliğe sahiptir. Afrika’daki Tanganyika Gölü’ne benzer şekilde, Baykal Gölü, gezegenin kabuğunda bir kırılmanın sonucu olarak 25 milyon yıl önce oluşmuştur. Bölgedeki birçok kaplıcalar, bölgenin halen jeolojik açıdan aktif olduğunu göstermektedir.

Suları çok berraktır ve 130 fit derinliğine kadar görüş alanı sunar ve kış boyunca tüm yüzey donar. Sibirya’nın son derece soğuk hava sıcaklıkları nedeniyle yerli halkın balık tutmasına imkan veren yoğun bir buz tabakası bulunmaktadır. Sakin su koşullarında, buz, aşağıda yüzen birçok balıkları inceleyip görebilecek şekilde oluşur. Baykal Gölü sularında yaşayan, Baykal balığı veya Golomyanka balıkları gibi birçok balık türü bulunmaktadır.

3. Antilop Kanyonu (Amerika Birleşik Devletleri)

Birçok fotoğrafçı tarafından “göz, zihin ve ruhun kutlanması” olarak adlandırılan Arizona Antilop Kanyonu, dünyadaki en güçlü karmaşık ve karışık güzellik topluluklarından birisidir. Uzun zaman önce, antilop sürüleri, kanyonun adını açıklayan Antilop Kanyonu’nda ve çevresinde serbestçe yaşamlarını sürdürmüştür. İçinden geçerek, kırmızı, turuncu, mavi ve menekşeden oluşan şaşırtıcı renk şovlarını yaşayabilirsiniz. Kanyonda ilerledikçe, ışık ile karanlık arasındaki kontrast o kadar büyük oluyor ki kanyonun yuvarlak şekillerini ortaya çıkarıyor.

Diğer yarık kanyonlarda olduğu gibi, oluşumu kayalıklarda küçük bir çatlak olarak başlar; bu çatlaktan geçen su yavaş yavaş oyulmasına neden olur. Bazı bölgelerde, Antilop Kanyonu 120 fit derinliğe ulaşabilir ve iki ayrı kısma bölünür. Altına sadece dar bir aralıktan bazı merdivenlerden inilerek ulaşılabilir. Ziyaret etmek için en iyi zaman güneşin doğrudan kanyonun üstünde olduğu zaman dilimidir.

2. Huanglong (Çin)

Çinliler tarafından “Sarı Ejderha” olarak bilinen Huanglong Doğal Koruma Alanı, Çin’de Sichuan eyaletinin en kuzey ucunda gizlenmiş, iki mil uzunluğunda bir vadidir. Huanglong, dört büyük çiçek bölgesinin (Kuzey Yarıkürenin tropik bölgeleri, Doğu Asya ve Himalayalar) kesiştiği noktada yer alır ve nispeten küçük bir arazide büyük miktarda bitki türlerinin yoğunluğuna ev sahipliği yapmaktadır. Altın burunlu maymunlar, Asya siyah ayıları, leoparlar, Pallas kedileri, Tibet antilopu ve dev pandalar da burada bulunabilir.

Ancak bu mekanı ön plana çıkaran şey, suyu tamamen büyüleyici bir görünümde basamaklayan yaklaşık 3.400 parlak renkli gölet serisidir. Mineral zengin suları, beyaz, gümüş, turuncu, pembe ve maviden farklı nüanslar yaratır; yukarıdan sarı renkli bir ejderha gibi görünen, birçok göleti parlak renklerdeki pullar olarak görürsünüz. Bu doğal rezervin içinde bulunan birçok termal membaların sularında yıkananlar için inanılmaz iyileştirici özelliklere sahip olduğu söylenmektedir. Göller, birçok mağara ve inanılmaz yaban hayatı ile birlikte Huanglong’u, dünyadaki gerçek bir cennet haline getirmektedir.

1. El Tatio Gayzeri (Şili)

Atacama Çölü’ndeki kuzey Şili’de bulunan, bir dizi gayzerler, dünyadaki en farklı görünümlü yerlerden birini oluşturmaktadır. 13.800 fit gibi son derece yüksek rakımlar nedeniyle, burada su sadece 85 derecede kaynar ve dışarıya çıkan su tüm bölgede bulunan tek sudur. El Tatio gayzer alanını çevreleyen tepeler ve dağlar, daha ustaca görünümlü manzara eşliğinde 5.580 fit daha yükselmektedir. Suyun akıp gittiği dar pistler, ısıya dirençli algler ve bakterilerle dolup taşan renkli bir görünüme neden olmaktadır.

Biraz daha uzakta, suyun soğumaya başladığı yerlerde, tehlikeli bir kurbağa, yamyamlık üzerine kurulu bir şekilde yaşar ve kendi türünü yiyerek geçimini sağlar. Bu eşsiz manzaraya bakmak için en iyi zaman, güneşin saat sabah 6:00’dan 7:00’ya kadar ufukta görünmeye başladığı zamandır. Güneş gökyüzünde yükseldikten sonra ve çevreniz hakkında daha fazla bilgi sahibi olduktan sonra eğer cesaretiniz varsa, birçok kaplıcaya dalabilirsiniz.

Kaynakça:
http://www.toptenz.net/10-amazing-natural-wonders-see-die.php

Yazar: Bekir Afşar

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This div height required for enabling the sticky sidebar