Bilgiustam
Türkiye'nin Bilgi Sitesi

Radyoekoloji Nedir? Doğal Radyoaktivite ve Ekoloji

0 67

Radyoekoloji Nedir? Doğal Radyoaktivite ve EkolojiRadyoaktivite evrenin yaratılışından beri var olan bir fenomendir. Gezegenimizin tüm jeolojik devirlerinde radyoaktivite ve nükleer radyasyon ekosistem içerisinde hep var olmuştur ve kaçınılmaz olarak var olmaya devam edecektir. Konumuz olan nükleer radyasyon radyoaktif elementlerin ya da atom altı partiküllerin yaydıkları, yüksek enerji taşıyan kütleli ya da kütlesiz parçacıklardır. Nükleer radyasyonun, yüksek enerji taşıması nedeni ile biyolojik etkileri tartışmasız önemli olmaktadır. Gerek dünyayı oluşturan jeolojik unsurların içerdiği doğal radyoaktif maddelerin yaydığı radyasyon, gerekse dış uzaydan gelip atmosferi aşabilen radyasyon, yeryüzünde canlıların belirli bir radyasyon düzeyi içerisinde yaşamalarına neden olmaktadır. Evrenin tabiatında olan çevresel radyasyona maruz kalan canlılar bu radyasyondan etkilenmektedir. Bu noktada ekolojinin bir alt dalı olarak radyoekoloji ismi ile bilimsel bir çalışma alanı oluşmuştur. Bu kapsamda çalışan bilim insanları nükleer radyasyon ve ekolojik sistem arasındaki ilişki ve etkileşimleri incelemektedirler. Konu nükleer fizikçileri ilgilendiriyor gibi görünse de çevresel konularla ilgisi nedeni ile pek çok bilim dalı radyoekoloji çalışmalarında etkili olabilmektedir. Yaygın olarak radyoekoloji çalışmaları içerisinde çok farklı bilimsel alanlardan insan birlikte çalışmaktadır. Ekoloji kolektif olarak tüm evrenle ilgili olsa da özelde dünyamıza baktığımızda, ekolojik dengeyi ve onu oluşturan çevresel etkileri görmekteyiz. Sıcaklık, basınç, atmosferik olaylar, doğal döngüler, suyun, toprağın, havanın elementsel içerikleri gibi olgular bir denge içerisinde bulunmaktadır. Ekolojik denge bileşenleri içerisinde doğal radyoaktivite ve nükleer radyasyonun da bir yeri olmalıdır. Fakat radyasyonun bu denge içerisindeki rolü diğerlerinden çok daha zor anlaşılıp gözlenebilmektedir. Radyoekoloji, gerek doğal gerekse teknoloji uygulamaları sonucu oluşan yapay radyoaktivitenin birlikte söylendiği çevresel radyoaktiviteyi konu edinmiştir. Ayrıca çevresel radyoaktivite veri tabanlarının oluşturulması önemlidir. Meydana gelebilecek nükleer kirlilik için yapılacak izleme ve ölçümlerde taban seviyenin (doğal seviye) bilinmesi önem kazanacaktır. Radyoekoloji kapsamında denizlerde ve deniz canlılarındaki polonyum kirliliği, sediment hızı tayini gibi ekolojik çalışmalarda radyometrik yöntemler kullanılmaktadır.

Radyasyonu duyularımızla algılayamayız, kimyasal yöntemlerle radyoaktif bir maddeyi ayırt edemeyiz. Olmadığı durumları ve etkilerini incelemek ise imkânsıza yakın derecede zordur. Ancak radyas-yonun etkilerini inceleyerek farkına varabiliriz. Bu yönüyle radyasyon hayatın içinde yokmuş gibi davranırız. Onu ancak tıbbi uygulamalarda ya da basında çıkan nükleer enerji protestoları ile hatırlarız. Ama kahir ekseriyetle insanlar ondan uzak yaşadıkları vehmi ile hayatlarına devam ederler.

Doğal Radyoaktivite ve Ekoloji: Dünyanın yaratılışından beri var olan radyoaktif elementler başlıca dört ana radyoaktif elementin başka elementlere bozunumu (dönüşümü) ile meydana gelmişlerdir. Uranyum, Toryum, Neptünyum ve Aktinyum elementleri nükleer parçalanma sonucu daha hafif elementlere dönüşürler ve bu seriler sonunda raydoaktif olmayan kurşun elementi ile son bulur. Bu olaylar toprakta karasal radyoaktiviteyi meydana getirir ve doğal radyoaktivite düzeyinin bir kısmına kaynaklık eder. Art ortam radyasyon düzeyinin geri kalanı ise güneşten ve dış uzaydan gelen radyasyon parçacıklarıdır. Radyasyonu ölçen cihazlara genel olarak radyasyon dedektörü denmektedir. Bunlardan birini elinize alıp dışarı çıktığınızda göstergesinde sıfırdan büyük değerler görürsünüz. Bu ölçülen değer bulunduğunuz yerin art ortam radyasyonudur. Çevremizde bulunan radyoaktif elementler topraktan bitkilere, oradan da besin zincirindeki diğer canlıların bünyelerine geçmektedir. Canlı doku içine alınan radyoaktif elementler hücreleri doğrudan ışınlamaya başlarlar. DNA nın kendini tamir etme özelliği nedeni ile radyasyon hasarları tolere edilmektedir. Fakat bu maddelerin dokudaki birikimleri belli limitleri geçerse, ya da radyasyon başka zararlı kimyasalların (serbest radikaller) oluşmasına sebep olursa canlı hücreler yapısal ya da hayati olarak zarar görür. Karasal radyasyonun %50’sini radon gazı oluşturmaktadır. Gaz formunda olan bu radyoaktif element kimyasal bileşik yapmaz ve yeryüzünde hatırı sayılır miktarlarda bulunur. Uranyum bozunum ürünü olan bu gaz topraktan sürekli olarak çıkmaktadır. Özellikle jeotermal sularda ve bu suların çıktığı alanlarda çok daha fazladır. Tıp dünyasındaki genel kanıya göre akciğer kanserlerinin sebepleri arasında ilk sırada radon gazı yer almaktadır. Radyoaktif olan radon solunumla vücuda alınır ve orada hücreler hem alfa radyasyonunun (helyum atomu çekirdeği) doğrudan etkilerine, hem de oluşan serbest radikallerin zararlı tesirlerine maruz kalır. Özellikle toprak zeminli kapalı binaların ve jeotermal mekânların sıkça havalandırılması gerekmektedir. Bazı kaplıcalar zengin radon içeriği ile övünen broşürler hazırlamakta, hatta daha ileri gidip radon terapisi tabirini kullanmaktadırlar. Günümüzdeki bilimsel veriler radonun kesinlikle en az şekilde solunmasını önermektedir. Radyasyon öldürücü özelliğe sahiptir ve kanserli hücrelerin öldürülmesinde kullanılmaktadır bu nedenle bu tedaviye radyoterapi denmektedir. Bu isim terapi kelimesini barındırsa da sonuçta kanserli hücreleri ve civarındaki belli miktarda sağlıklı hücreyi öldü-rerek yapılan kontrollü bir klinik uygulamadır. Karasal olmayan radyasyon ise başka biyolojik hasarlara sebep olabilir. Bunlar doğrudan DNA üzerinde etkili olurlar. Karasal olmayan doğal radyasyon yükseklikle doğru orantılı artmaktadır. Bu nedenle uçak yolculuğu yapan insanlar bu radyasyona yerdekilere kıyasla daha fazla maruz kalmaktadırlar. İnsanoğlu dünyaya geldiğinden beri bu radyasyon denizi içerisinde yaşamaktadır, ama canlılarda radyasyon nedeni ile belirgin bir ölüm oranı yoktur. Akciğer kanserinde radonun başı çektiği söylense de kanserden ölen birisi için radondan öldü demek manasızdır. Arkeolojik çalışmalarla da desteklenmektedir ki istatistikî bir değer taşıyacak seviyede genetik bozulmalara ve arızi çeşitliliğe de sebep olmamıştır. Bilimsel çalışmalar çevresel radyoaktivitenin olası ve potansiyel zararlarını öngörmekte fakat neden bir radyasyon seviyesi içinde yaşadığımıza ya da yaşamamız gerektiğine dair doyurucu bir şey söylememektedir. Bu aslında ekolojik bir muammadır. Radyasyondan arındırılmış bir ortam oluşturamamamız nedeni ile asla bunu test edememekte-yiz. Radyoaktivite yaşamımızın gerçeklerinden biridir. Evrende cereyan eden ahenk içerisinde baktığımızda gereksiz olduğunu ya da, radyasyonun ekosistemden bağımsız bir unsur olduğunu, dengede yeri olmadığını da söyleyemeyiz ama dengedeki rolü akıllarımızda henüz bir ifade bulamamıştır.

Yazar: Enes Eker

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bu web sitesi deneyiminizi geliştirmek için çerezleri kullanır. Bununla iyi olduğunuzu varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul etmek Mesajları Oku