Sindirimin Hormonal Kontrolü

Hormon üreten ve salgılayan dokular, endokrin dokular olarak tanımlanır. “Endokrin terimi” (Yunanca’da “içinde” anlamındaki endon ve “salgılama” anlamındaki krineinden gelir) hormonların, hiçbir özel kanal ya da tüp olmaksızın doğrudan endokrin dokuları besleyen kılcal damarlardaki kana iletilmesi anlamına gelir. Gerçekten de endokrin bezler, genellikle kanalsız bezler olarak tanımlanır. Birçok omurgalı hormonu, plazma proteinlerine gevşek olarak bağlanır ve kanda bağlı durumda taşınır.
Memelilerdeki hormonlar, diğer bazı grupların birçoğundan daha iyi anlaşılmış olduğundan memelilerin, özellikle de insanın, hormonları üzerinde duracağız.

Sindirimin Hormonal Kontrolü

İlk bakışta sindirim, duyarlı bir kontrol sistemi gerektirmeyecek kadar basit görünür: Besin ağızdan girer, mideye ve onikiparmak bağırsağına iletilir ve yol üzerindeki enzimler tarafından sindirilir. Sindirim, aslında karmaşık bir işlemdir ve bir dizi sinirsel ve hormonal mekanizma tarafından duyarlı bir biçimde kontrol edilir.
Sindirimin anlaşılmasına yönelik en önemli adım, ünlü Rus fizyoloğu Ivan Pavlov’un (1849-1936), günümüzde artık klasikleşmiş olan bir dizi deneyi sayesinde atılmıştır. Bunlar hem tükrük hem de mide salgısının ilk fazının (mide tarafından mide sıvısının salgılanması) sinirsel kontrol altında olduğunu ve mide salgı aktivitesinin ilk aşamasının besinler mideye ulaşmadan önce (hayvan besini ağzına aldığı hatta sadece gördüğü ya da kokladığı zaman) başladığını göstermiştir.
Mide salgı aktivitesinin ikinci aşamasında, midedeki kısmen sindirilmiş besinler, bir şekilde daha fazla mide sıvısının salgılanmasına yol açar. Povlov daha sonra sadece besinlerin midedeki fiziksel varlığının, ikinci salgı aktivitesinin artması için yeterli olup olmadığı sorusunu sormuştur.
Povlov, köpeğin besini hissetmesini önleyerek doğrudan midesine bir parça et koyduğunda mide sıvısının salgılanmadığını gözlemiştir. Ayrıca cam bir çubukla ya da mekanik olarak mide duvarının uyarılması da çok az bir salgı yapımıyla sonuçlanmıştır. Ancak mide içine kısmen sindirilmiş bir et parçası konulduğunda salgı aniden başlamıştır. Görünüşe göre kısmen sindirilmiş etten salgılanan birtakım maddeler, salgılamayı başlatmaktadır. Povlov, normal koşullarda sinirsel kontrol altında olan mide salgı aktivitesinin ilk evresi süresince gerçekleşen kısmi sindirimin, midenin salgı aktivitesinin ikinci evresinin başlamasını sağlayan bazı maddelerin salgılanmasına yol açtığı ve böylece sinirsel uyarım bittikten sonra da midede sindirimin devam edebildiği sonucuna varmıştır.
Kısmen sindirilmiş etten kaynaklanan maddeler nasıl oluyor da mide sıvısının salınımını uyarıyor? Bu konudaki akla ilk gelen olasılık, bunların mide bezlerini doğrudan uyarıyor olmasıdır. Ancak, Povlov’un mideyi ameliyatla iki bölüme ayırıp bir bölümdeki kısmen sindirilmiş etin, midenin her iki bölümünde de mide salgısını uyardığını göstermesiyle bu olasılık çürütülmüştür. Dolayısıyla, etten kaynaklanan maddelerle salgı bezlerinin doğrudan teması, salgıyı başlatmak için gerekli değildir. Mide, sinirsel kontrolden izole edilerek mide salgısının sinir sistemi tarafından etkilenme olasılığı da çürütülmüştür.
Belki de kısmen sindirilmiş etten açığa çıkan maddeler, kana absorbe edilerek mide bezlerine taşınmaktadırlar. Fakat bu olasılık da çürütüldü. Çünkü et maddeleri doğrudan kana enjekte edilince nispeten az bir salgı cevabına yol açtılar ve midede bunlar ya hiç absorbe edilmediler ya da çok az absorpsiyon oldu.
Geriye en azından bir diğer ümit verici olasılık kalmaktadır. Belki de etin parçalanma ürünleri kana bir hormonun salgılanmasını başlatmakta, bu da mide bezlerini salgı yapmak üzere uyarmaktadır.
1905’de J.S. Edkins, Londra’daki St. Bartholomew Hastanesi’nde mide duvarının pilorik bölgesinden (midenin ince bağırsağa açıldığı bölge) elde edilen dokuyu et parçası ile karıştırıp enjekte ettiğinde bu özütün mide salgı aktivitesini arttırdığını göstermiştir. Edkins, et maddelerinin midenin pilorik mukozasını bir hormon salgılamak üzere uyardığı sonucuna varmış ve bu hormona gastrin adını vermiştir.
Edkins, gastrinin kan yoluyla mide bezlerine taşındığına ve bunları salgı yapmak üzere uyardığına inanmaktaydı. Daha sonra yapılan çok sayıda deney, bu sonuçları desteklemiştir. Örneğin iki köpeğin dolaşım sistemleri birbirine bağlandığında ve köpeklerden birisinin midesine kısmen sindirilmiş besinler yerleştirildiğinde her iki köpeğin de mide salgısının arttığı gözlenmiştir. Muhtemelen, bir köpekte salgılanan gastrin, kan yoluyla diğer köpeğe taşınmış ve onun mide bezlerini uyarmıştır.
1902 yılında, Londra’daki College Üniversitesi’nden W. M. Bavliss ve E. H. Starling, pankreas enzimlerinin salgılanmasının, sekretin adli bir hormonun kontrolü altında olduğunu ve bunun mideden gelen besinin asitlik derecesine göre uyarılan doudenum mukozasındaki hücreler tarafından salgılandığını göstermişlerdir. Bir başka hormon, kolesistokinin, asitlerin ve yağların uyarması sonucunda duodenumdan salgılanır ve safra kesesinden safranın serbestleşmesini başlatır. Kolesistokinin aynı zamanda sinir sistemini de etkileyerek ağır bir yemekten sonra hissettiğimiz uyku haline yol açar. Somatostatin hormonu ise, gastrinin, sekretinin ve kolesistokininin etkilerine zıt etkiler göstererek sindirimin düzenlenmesine yardımcı olur.

Kaynakça:
https://www.sciencedirect.com

Yazar: Taner Tunç

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This div height required for enabling the sticky sidebar
Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views :